Menü

Gülşen Bubikoğlu ile Maziye Yolculuk

LAPA lapa yağan karın altında, karıştığı insan selinin arasında küçük bir nokta gibi koşar adımlarla yürüyordu genç kadın… iliklerine kadar işlemiş soğuk, yoğun geçen bir günün yorgunluğunu tamamıyla unutturuyordu ona. O anda tek istediği şey, bir an önce evine varmak ve komşuya bıraktığı kızına kavuşmaktı… Koşar adımlarla caddelerden geçip, yine uçarcasına otobüslerin birinden inip, diğerine bindi. Bir iki dükkana uğrayarak kızına çikolata ile ekmek aldı.

Nihayet evlerinin bulunduğu sokağa geldiğinde içini tatlı bir mutluluk kapladı. İşte birkaç adım kalmıştı evine ve küçük Selin’ine kavuşması için… Şimdi adımları daha bir hızlanmış, solukları daha bir sıklaşmıştı… Beyaz mermer kaplı binanın önüne geldiğinde sokak kapısının açık olduğunu gördü. Bu ona başka bir mutluluk verdi. Çünkü çantasını açıp anahtar çıkarmak için zaman kaybı olmayacaktı.

Evleri giriş kalındaydı. Kapının önüne geldiğinde bir an duraksadı. Acaba hemen mi kızını alsaydı, yoksa sobayı yakıp, evi ısıttıktan sonra mı onu sıcak eve getirseydi? Hemen kararını verdi ve alt kata indi. Önce kızını görmek istiyordu. Onun sevgisi nasılsa kızını ısıtmaya yeterdi. Fakat bugün içinde garip bir duygu, garip bir heyecan vardı.

Ama hayır, kötü şeyler düşünmek istemiyordu. Aceleyle kapıyı çaldı. Bir iki çalmadan sonra kapıyı küçük bir kız açtı. Ve içeriden koşarak gelen, «Anneciğim geldi» diyen Selin göründü. Ardından da evin hanımı… Fakat bunların hiçbirini görecek hali yoktu onun. Kızına sımsıkı sarılmış, onu öpücüklere boğuyordu… Sonra birden kendini toparlayarak kadına teşekkür etti. O gün yaramazlık yapıp yapmadığını sordu. Aldığı güzel cevaplar onun kızına bir kez daha sevgiyle bakmasına neden oldu. Gerçekte tüm bunlar, her gün tekrar eden aynı oyunun bir sahnesiydi.

Kızıyla birlikte kendi evlerine çıktı. Nereden başlayacağını bilemiyordu. Hemen sobanın başına çökerek, uzun uğraşlardan sonra yakmayı başardı. Hiç sevmiyordu bu soba yakmasını… Bir türlü alışamamıştı bu aleti yakmaya. Bunda da hep kocasını suçlardı. Küçük bir çocuk gibi onun sevmediği işleri kendi yapmaya çalışır, ona hiç şans tanımaz ya da öğretme yoluna gitmezdi.

Bu arada alelacele sağa sola dağılmış eşyaları toplamaya koyuldu. Aslında oldukça düzenli bir kadındı ama, sabah evden erken çıkmak zorunda olması evini böylesine dağınık bırakmasına neden oluyordu. Kısa sürede her yeri düzene soktuktan sonra kızına akşam için ne istediğini sordu. Aldığı cevap karşısında beyninden vurulmuşa döndü. «Seni» diyordu küçük kızı. «Ben yalnız seni istiyorum. Mecbur musun her gün beni bırakıp gitmeye. Neden benim annem de herkesinki gibi benimle birlikte oturmuyor? Neden benim babam hep uzak yerlere gidiyor?»

Genç kadın şaşkınlık içerisindeydi. Bu küçük kızına nasıl anlatırdı babasıyla ayrı yaşamları seçtiklerini? Nasıl anlatırdı çalışması gerektiğini? Yalnızca, «Benim akıllı kızım biliyor ki, babalar işleri gereği bazı uzun geziler yapar. Ve benim kızım yine biliyor ki, anneler para kazanmak için çalışmak zorundadır. Yoksa sana nasıl her gün çikolata alırım? Hem fena mı arkadaşlarınla, oyuncaklarınla sıcak bir evde oynuyorsun.»

Aslında söylediklerine kendi de inanmıyordu ya… Hemen çantasından onun için aldığı çikolatasını çıkardı. Gerçi yemekten önce vermenin doğru olmadığını biliyordu ama, bugün durumu kurtarması için öyle yapması gerektiğini biliyordu. Kızını kucağına aldı. Sımsıkı sarmaladı, öptü, öptü, öptü…

Sonra kızının uyumuş olduğunu farketti. Ve incitmemeye çalışarak değerli bir çiçek gibi yavaşça yatağa uzattı. İçeriden getirdiği battaniyeyi üzerine örttü… Başında durdu, bir bebek gibi uyumakta olan kızını seyre daldı… Farkında olmadan yıllar öncesinin karanlık tüneline daldı.

İlk kez bir arkadaş toplantısında tanışmıştı Edip’le… İkisi de aynı iakülteye gidiyorlardı. Ama o güne kadar birbirlerini hiç görmemişlerdi. Sonraki günlerde sık sık birlikte olmaya başladılar… Son derece kibar ve saygılı bir gençti Edip… Zamanla ilişkileri gelişmiş ve birbirlerine duygularını açmaya başlamışlardı… Ve bir gün… Evet, bir gün değişik bir hali olduğunu sezdi Edip’in… Sanki ona bir şeyler söylemek ister gibi bir hali vardı. Bu halinin nedenini sordu. Edip, kısa ve öz olarak, «Seninle evlenmek istiyorum» diyordu. Duyduğu bu sözler karşısında şaşkınlığa uğramıştı. Evet, seviyordu Edip’i, onunla bir yaşamı paylaşmayı düşünecek kadar seviyordu onu… Ama… Ama bugüne kadar evlilik kurumuna hep karşı çıkmıştı. Kendinin de açıklayamadığı bir tutuculuk vardı evlilik kurumuna karşı… Birden, «Seni seviyorum. Ama bilemiyorum nasıl evleniriz, nasıl geçinebiliriz. Ayrıca bilirsin ben özgürlüğüme son derece tutkun bir insanımdır» dedi… Ama Edip oldukça kararlı görünüyordu.

«İnsan birbirini sevdikten sonra her zorluğun üstesinden gelebilir… Ayrıca evlenince neden özgürlüklerin kısıtlansın? Karşılıklı olarak bazı fedakarlıklarda bulunmamız gerekecek ama, zorlukları sevgimizin alt edeceğine inanıyorum. Fakat yine de karar senin» dedi.

Evet karar onundu… Biraz düşünmek için zaman istedi. Beklemeye hazır olduğunu söyledi Edip. Sonra ayrıldılar. Bu onların birlikte geçirdikleri en kısa beraberlikleriydi. O gün sabaha kadar uyuyamadı. Bir türlü karar veremiyordu. Ama ondan ayrılmayı da düşünemiyordu. Onsuz hiçbir işi başaramayacak gibi geliyordu. Karanlık ve kabus gibi geçen bir gecenin sonunda kararını verdi. «Evet, evet, evet» diyecekti.

Sabah erkenden kalktı. Hemen Edip’in telefonunu çevirmeye başladı. Daha sabahın yedisiydi ama dayanamıyordu. Hemen kararını bildirmek istiyordu. Onun da ne kadar mutlu olacağını biliyordu.

Ailelerinin de anlayışla karşılamasından sonra kısa sürede evlendiler. Öyle fazla formalite istemiyorlardı. İkisi de mütevazi bir yaşam oluşturmak, fazla lükse kaçmadan yaşamlarını sürdürmek istiyorlardı.

Sonunda istedikleri düzeni kurdular. Başlangıçta her şey çek güzel gidiyordu. Evinin kadını olmuştu. Sevdiği ile paylaştığı güzel bir yaşam kurmuştu. Ancak zamanla eve kapanmanın zorluğunu anladı. Çalışmak istediğini belirtti kocasına. İşte ilk kavga o zaman başladı. İkisi için de yetecek kadar para kazandığını, onun çalışmasını istemediğini bildirmesi, kocasına karşı ilk kez tepki duymasına neden oldu. Bu arada küçük kızları Selin doğdu. İlk yıllar günlerini Selin’e ayırarak, onun eğitimine vererek geçiriyordu. Ama Selin biraz büyüdükten sonra, yine eski tartışmaları gündeme gelmeye başladı. Değişik bir yaşamı özlüyordu o… Hareket ve değişiklik istiyordu. Ve sonunda birlikte yaşamın birbirlerine ne kadar zor geldiğini anlamaya başladılar. Ve iki uygar insan gibi anlaşarak ayrıldılar. O kızıyla evlerinde kaldı. Ve hemen bir iş bularak çalışmaya başladı. Bir şirkette önemli bir görevde bulunuyordu. Ama o istediği yaşama kavuşmuş muydu? ‘Keşke yanımda olsaydın’ diye düşündüğü çok günler oluyordu. Buna rağmen inatla yaşamını sürdürmeye çalışıyordu. Ve kocasını asla tekrar aramamaya kararlıydı. Aslında bu kararını daha ne kadar sürdürebileceğini bilemiyordu. Ama onu sık sık zor duruma sokan kızı… Sonra birden öfkelendi… Bugüne kadar bir kez bile aramamıştı kızını… Birden kendi sesinden ürkercesine kendine geldi. «Hayır asla pes etmeyeceğim. Onu aramayacağım» diyordu…

Hayalinde zaman tünelinde yaptığı bu kısa yolculuktan sonra sinir bozukluğu içinde yerinden kalktı. Mutfağa doğru yürüdü yiyecek bir şeyler hazırlamak için… Yemek için hiç iştahı yoktu aslında…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-9-sayisi)

01.08.2019 22:15

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar