Menü

Güner Sümer İle Konuşma

– AST grevi üzerine şimdiye dek çok şey yazıldı ve söylendi. Grevcilerin işveren Bülent Akkurt’a ve size saldırdığı, Tİ-SEN’in de grevi başlatıp yönettiği düşünülürse, acaba sendika size «karşı» bir tavır takınıyor mu, yoksa sadece grevi desteklemiş olmak için mi grevden yana?



– Sadece grevi desteklemiş olmak için grevden yana. Sendikanın anlamı başkadır, sendikayı yöneten adamlar başkadır. Bunların arasında fark var. Sendikayı yöneten adamlara karşı olmak, sendikal tutuma karşı olmak demek değildir. Bugüne kadar sendikayı yöneten adamlar, Şehir Tiyatrosu’nda «salla başını, al maaşını» kişiler. Muhsin Ertuğrul atıldığı vakit Hamit Akınlı, Ersan Uysal ne tavır takındılar? Bu insanların devrimci tutumlarını ispat için kendi mesleklerinde, kendi bulundukları kurumlar içinde haysiyetli davranışlarda bulunmaları gerekir. Bu adamların böyle davranışlarını görmedik bugüne kadar, öyle değil mi?



– TİYATRO 70’de yayınlanan «Devrim Doğruların Olmalıdır» başlıklı yazınızda, açıklayacağınız birtakım belgelerden söz ediyordunuz. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız?

– Evet, o belgeler elimde. Tİ-SEN’in Ankara şubesini yöneten arkadaşlara ben «barem tâyinini kendiniz yapın» dedim. Bunun üzerine arkadaşlar en büyük ücretleri kendileri aldılar, en aşağıdakilere de hiç bir zaman elli-yüz liranın üstünde zam yapmadılar. Benim hayal kırıklığım oradan başladı. Bu, kendi imzalarıyla elimde belge olarak mevcuttur.



– Grev ne zaman bitecek sizce?

– Grevin ne zaman biteceği artık beni ilgilendirmiyor.

– Daha uzun süre dayanabilirler mi demek istiyorum.

– Hiç bilmiyorum.

– İstanbul Sanat Tiyatrosu’nun, Bülent Akkurt ve AST’la ilgisi nedir?



– İlgisi olmadığı çok açık seçik.

– Bunun üzerine birtakım dedikodular yapıldı.

– Yapılsın, yapılmasın, şu ya da bu şekilde sözler söylensin, hiç bir şekilde İstanbul Sanat Tiyatrosunun Bülent Akkurt’la, yani işçileri grevde olan bir kurumla ilgisi yoktur. Neden, diyeceksiniz, «İstanbul Sanat Tiyatrosu» adını kullanıyorsunuz? İ. S. T. şunun bunun malı değildir. Bizim ta yıllarca önce Asaf’la birlikte tasarladığımız birşeydi bu; daha sonra Sermet de katıldı. Vodvil tiyatroları, star tiyatroları yaşarken, toplumcu tiyatro geleneği doğmuştu. Bu geleneği öldürmemek için bu adı kullanıyoruz biz. Yani bu bir semboldür bizim için, o kadar.



– Sendika, bu tiyatronun çalışmalarına yardım etmemek kararını almıştı. «Hiç birimiz oyuncu olarak, ışıkçı, dekorcu olarak bu tiyatroya katılmayalım, oyunlarımızı, çevirilerimizi vermeyelim» diyordu…

– Hakkı yok. Burada bir yığın adam çalışıyor, hepsi de tiyatro işçisidir; ve hepsini de sendikaya yani Ti-Sen’e kaydederek bana karşı haklarını korumak görevi ile yükümlüdür.

– Kaydedecek mi acaba?

– Kaydetmezse kendini inkar eder. Kendi bindiliği dalı keser.



– IST’nun genel tutumu ne olacak?

– Bellidir. Güner Sümer’in bugüne kadar olan tutumu bellidir. Bunun dışında bir tutumu olmayacak.

– Repertuarda neler var?

– «Ayak – Bacak Fabrikası» ile başlıyoruz. Ardından benim bir oyunum var, «Ölü Mevsimler». Türk toplumundaki aydının yabancılaşmasını ve emperyalizmi bir arada çatıştıran bir oyun. Bunun dışında bir «72. Koğuş» «röpriz»i, Maksim Gorkiy’den benim yaptığım bir uyarlama: «Sonuncular», Rus devrimi öncesi öğrenci – polis çatışmasını anlatan bir oyun. Bunu bugüne uygulamaya çalışacağız. Zeyyat Selimoğlu’nun «Direğin Tepesinde Bir Adam» ını kendisiyle birlikte kotarmaya çalışıyoruz. (O sıra Zeyyat Selimoğlu da oradaydı – E. A.) Gemi adamlarının sorunlarını anlatan bir oyun olacak.



– Kitaptaki hikayelerin bir sentezini mi yapmış, yani bütün hikayelerden bir oyun mu çıkarmış, yoksa bir tek hikâyeyi mi oyunlaştırmış?

– Şöyle oldu: Ben kitabı okudum, kitabın tiyatroya çok yatkın bir malzeme olduğunu gördüm, kendisine mektup yazdım, kendisi de çok sevindi, birlikte çalışmak istedi. Şimdi ben bir sinopsis hazırlıyorum, bütün hikayelerin üzerine, merkezi «Yeşil Altın» olan, hani okumamış insanların dramı çevresinde gemi insanlarını inceleyen bir çalışma yapıyoruz.

Yani biz insanların ağlamasını da gülmesini de hep birlikte paylaşmak isteyen bir tiyatroyuz. Başından beri, insanlara yukardan ya da aşağıdan, şu ya da bu şekilde bakmak isteyen kişiler değiliz. Bir de, politika bizim çok altımızdadır. Politika, ulaşılması gereken birşey değildir. Bugün Türkiye’de ve dünyanın her yerinde sanatçı, politikacının önünde giden adamdır. Onu yöneten adamdır.



– Öyle sanıyorum ki AST grevcileri bunun tam tersini düşünüyorlar.

– Evet, tamamen, çatışmamız orda oldu. Politikacıyı bize yol gösterici olarak seçtikleri için, benimle çatışmaları orda oldu tek başıma. Ben asla politikacının sanatçıya yol göstereceğine inanmıyorum. Sanatçı her çağda, her devirde, her gün, her an her insana yol gösteren adamdır. Eğer sanatçıysa…

– Kemal Tahir’in «Yorgun Savaşçı» sı ile ilgili bir açıklama yapar mısınız?

– O, Sermet’in bir çalışmasıydı. Saygı göstermek zorundayım.

– O çapta bir roman tiyatroya yatkın mı sizce?



– Çok zor ama, çok yatkın. Sermet Çağan’ın kendi kafasındaki malzemelerle çok yatkındı. Ayşe Şaşa da beraber çalışıyordu. Fakat Sermet’in kaybıyla, bu işin ne olacağı benim için belirsiz bir hale geldi. Sermet Benim için adı her an itimada layık bir insandı. Bütün imkanları vermiş, «ne istersen burda yap» demiştim kendisine. Kaybı benim için büyük zarar oldu.

– Kenter’ler oynayacak deniyordu «Yorgun Savaşçı» yı…

– Oynamazlar.

– «At Gözü» üzerine bilgi verir misiniz?



– Sermet’in bana anlattığına göre, «At Gözü» görüntüyü olduğundan üç beş misli büyük gösterirmiş.

– Haldun Taner’in böyle bir hikayesi olacaktı…

– Evet. Sermet de bu malzemeyi kullanarak dokümanlar topluyordu. Benim bildiğim bu kadar.

– Yarım kaldı değil mi bu oyun?

– Bu oyun daha yazılmaya başlanmadı. Fakat Sermet tarafından notları ve dokümanları alındı.



– Bu malzemeyi işleyerek oyunu siz yazmayı düşünüyor musunuz?

– Haddime düşmez.

– «Ayak-Bacak Fabrikası»nda herhangi bir değişiklik yaptınız mı?

– Hayır. Yapmayı Sermet’le beraber kotarmıştık. Bugün Sermet öldüğüne, yok olduğuna göre, bizim yapacağımız herhangi bir değişiklik onun anısına bir saygısızlık olabilir. AST’ta oynanan bir oyunun röprizini yapmaktan başka birşey bizim haddimize düşmez.



– Nasıl bir değişiklik düşünüyordunuz?

– Tekste bugüne göre espriler eklenecekti. Sermet, 63’ten 70’e kadar düzenin olumlu yönde bir değişikliğe uğradığını düşünmüyordu elbette.

– Benim soracaklarım bu kadar. Sizin eklemek istediğiniz birşey var mı?

– Eklemek istediğim şu var ki, Türkiye’de daha önce yaşanmış ve yaşanmakta olan olayların çok dürüst gözlerle gözden geçirilmesi gerekir. Nasıl Hürriyet gazetesi servet beyannamesi istediyse, bizim gibi genç kuşaklar da kendi işlerine burunlarını sokan insanlardan «kimlik beyannamesi» istemek zorundadır. Bu, servet beyannamesinden daha önemlidir.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1970-tarihli-7-sayisi/)

23.02.2021 20:19

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar