Menü

Güzeller Güzeli Zümrüt

Zümrüt’ün uzun, düz saçları, hafif boyalı gözler; şirin hareketleriyle ufak bir kız çocuğundan hiç farkı yoktur. Makyajla, yüzlerini birkaç kat örten sanatçılarımızla tam bir tezat teşkil eder.

Şu son birkaç yıldır müzik dünyamız bir hayli hareketlendi. Eskiden ayda bir olan konserler artık gün aşırı olmaya, 10 bin satan plaklar artık yüz bin satmaya, radyoda popüler müzik programları artmaya başladı. Tabii bu çelişmelere paralel olarak da müzik dünyamızda yeni yeni isimler duyulmaya başladı. Kimi meşhur oldu bunların, kimisinin ismi ise daha zirveye çıkmadan unutuldu gitti.

Geçtiğimiz yılların yeni isimlerinden biri de Zümrüt’tü… Zümrüt’ün diğerlerinden ayrı apayrı bir çizgisi vardı… Şöhreti yalnız plaklara dayanmıyordu. Ve Zümrüt Türkiye’de bir şarkıcının kendisini göstermeden, sadece kulak yoluyla da meşhur olabileceğini bir kere daha ispatlıyordu…



Zümrüt müzikseverlere ilk defe bundan üç yıl önce İstanbul Radyosu’nun ikinci programında seslenmişti. Sandie Shaw’un «Long Live Love» adlı şarkısını Türkçe sözlü şarkıların emekleme devrinde olduğu sıralarda «N’olur Bu Aşk Bitmesin» adı altında, Türkçe sözlerle söylüyordu. Genç şarkıcı daha sonra sade ve temiz stiliyle birkaç plak doldurdu. Ve bu plakları dinleyenler, bir «oh» çektiler… Öteden beri kadri şarkıcı sıkıntısı çeken popüler Türk müziğinin nihayet güçlü bir sese kavuştuğu hissiyle çekilen bir «oh» tu bu!

Söylenenlere bakılırsa Zümrüt’ün hayli eski bir müzik geçmişi var. Müziğe küçücük bir çocukken başlamış. Annesi konservatuvar Türk müziği bölümü mezunu olduğu için biricik kızını her gün karşısına alır, müzik dersleri verirmiş… Gel zaman, git zaman Zümrüt annesinin öğrettiklerini ondan iyi yapmaya başlamış ve hemen boyuna bosuna bakmadan koskoca piyanonun önüne oturmuş. Konservatuvardaki öğretmenleri bu kabiliyetli mini mini talebelerinin müzik bilgisini artırmak için tam 7 yıl uğraşmışlar! Ama bakmışlar ki, bu müstesna kabiliyet sanatın inceliklerine varacak sabrı gösteremiyor, çaresiz başka bir branşa ayrılmasına göz yummuşlar.

Sonra Zümrüt Almanya’ya gitmiş. Türkçe yayın yapan Köln televizyonunda spikerlik yapıp arada sırada da şarkı söylemeye başlamış. Türkiye’ye dönünce evlenip tekrar müziği bırakmış. Bir gün Allahtan Aykut Sporel’e rastlamış da tatlı sesini israf etmeyip şarkıcı olmaya karar vermiş. Ama Zümrüt bu, illa her işin bir tarafını eksik bırakacak! Bu sefer de, «Sahneye çıkmam da çıkmam,» diye tutturmuş.

Zümrüt hiç fotojenik bir tip değil. Kendisi resimlerinden daha güzel, daha şirin… Hele konuşmaya başlayınca insanın hemen kanı kaynayıveriyor. Uzun sarı saçları, daima gülen bir yüzü, uzun boyu ile sahneye çıksa her halde kadın şarkıcılarımızın çoğunu bir düşüncedir alır…



Bir ara konuşmalar Zümrüt’ün neye sahneye çıkmadığına geldi. Zümrüt bu konuda nedense pek konuşmak istemiyor, «Ailem de izin vermiyor, ben de çıkmak istemiyorum,» demekle yetiniyor. Bakalım Zümrüt ne zaman kararını değiştirecek, sahneye adımını atacak… Öyle ya Şöhret bu, kimlerin başını döndürmemiş ki, Zümrüt’ünkini döndürmesin… Yakında Zümrüt’ü de sahnede görürsek hiç şaşmayalım.

Genç şarkıcı geçtiğimiz ay Ömür Gökselle iki şarkıyı daha plağa okudu. Bunlardan birisi Frank Sinatra ve Nancy Sinatra’nın «Someting Stupid» i, diğeri ise yine Nancy ve Lee Hazlewood’un «Summer Wine»ydı. Eğer plak tutulursa yine böyle düetler yapmak niyetinde Zümrüt. Tabii her iki plağı da, yine Zümrüt’ü Türk müzikseverlerine kazandıran Aykut Sporel’in Ezgi Plak şirketi yapmış.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-46-sayisi)

29.09.2020 21:42

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar