Menü

Henri Charriere 60’ından Sonra Aktör Oldu

GÜNÜMÜZDE «Kelebek» i tanımayan kalmadı gibi bir şey. İşlemediği bir suç yüzünden hüküm giyip cezasını çekmesi için Guyana’ya yollanan eski Parisli bıçkın, akıllara durgunluk veren maceralarını kaleme alıp «Kelebek» adı altında yayınlayınca bir anda hem şöhret sahibi oldu, hem de servet. Yıllar sonra Paris’e dönmesine müsaade edilen «Kelebek» in yazarı Henri Charriöre, sürgün yıllarındaki lakabı «Kelebek» adıyla orada da bütün dikkatleri üzerine toplamayı başardı. Başında piedöpul desenli meşhur şapkası, üzerinde balıkçı yakalı süeteri. eğlence yerlerinden tutun da, şöhretlerin katıldığı toplantılara kadar her yerde günün bir numaralı kahramanı oldu.

Bu arada «Kelebek» boş da durmadı, hikayesini ve dialoglarını yazdığı bir senaryonun çekiminde de başrolü kendi oynadı. Hem de Claudia Cardinale gibi dünya sinemasının ünlü bir yıldızıyle birlikte…

«İnsanın 64 yaşından sonra beyazperde alemine geçmesi şüphesiz heyecan verici bir şey,» diyor Kelebek. «Hayatımda ilk defa kamera karşısına geçtim, ‘Popsy Pop’ çevirdiğim ilk filmim oldu. Her şeyde olduğu gibi, sinemada da atılan ilk adım elbette ki çok zor, insan bir günde aktör olmuyor. Pek çok engelle karşılaşıyor. Beni asıl şaşırtan şey on saat boyunca didinip kan – ter içinde çalışarak çevrilen sahnenin beyazperdede ancak bir buçuk dakika sürmesi oldu. Aktörlük, sorumluluk, sağlık ve sabır isteyen bir meslek. Bir bakıma senaristlik de öyle.. Popsy Pop benim ilk senaryom oldu. Bu senaryomda Venezuela’daki elmas ocaklarını, bu ocaklarda çalışan işçileri, bu işçilerin ilişki kurduğu düşük kadınları anlatmak istedim.. Ama gerçek ocakları, gerçek işçileri, gerçek düşkün kadınları.. O yerleri, o insanları yakından görüp tanıdığım için bunda da başarı kazandığımı sanıyorum.

«Pek çok kimse gelecek filmimin, ‘Kelebek’ olup olmayacağını soruyorlar. Kitabın bütün haklarını Birleşik Devletler e satmıştım. Fakat Amerikalılar bu hakları büyük Fransız prodüktörü Dorfmann’a devretmek nezaketini gösterdiler. Filim, kitabımdaki olaylarla paralel olacak. Elbette ki ‘Kelebek’ gibi uzun, uzun olduğu kadar da pek çok olaylarla dolu bir kitabı beyazperdeye uygulamak çok zor. Filmin rejisörlüğü için Roman Polansky, Arthur Penn, Fred Zinnemann gibi şöhretlerin adları geçiyor. Filimde başrolü, yani Kelebek’i Belmondo’nun oynaması mümkün. Ama bana kalırsa Alain Delon’u tercih ederim.

«Bu arada pek çok kimse Claudia Cardinale’yi nasıl bulduğumu soruyor. Claudia, bütün şöhretine rağmen, burnu asla büyük değil. İş sırasında çok ciddi. İşe vaktinde geliyor, sertte tam saatinde hazır bulunuyor. Halbuki duyduğuma göre büyük şöhretlerin pek çoğu, sorumluluktan uzak hareketleri ve davranışlarıyla etrafındakileri bıktırıyorlarmış. Kasıntı halleriyle etraflarında buzdan bir duvar yaratıyor, çevresiyle aralarını açarak, arkadaşlarından uzaklaşıyorlar. Haddinse onlara bir şey söyle!. Öyle oluyor ki, rejisör bile ağızını açıp da onlara bir şey söyleyemiyor. İşte Claudia bunlardan değil. Sevimli, ciddi ve dürüst… Üstelik çok da güzel. Tam bir Akdenizli kadın. Üstelik sapasağlam da… Filmi Venezüella’nın başkenti Caracas’ın 120 kilometre uzağındaki bir kasabada, 40 ısıda çevirdik. Hepimiz hastalandık, kimimizi güneş çarptı, kimimiz de sıtmaya yakalandık. Fakat Claudia’ya hiç bir şey olmadı. Sadece terlediği için durmadan makyaj tazeledi, o kadar.

Henri Charriere 60'ından Sonra Aktör Oldu (2)«Beni tanıyanların sordukları bir başka konu da Amerikan sineması.. Yani Hollywood. Geçenlerde. bir zamanlar dünya sinemasının başkenti diye anılan Hollywood a gittim, studyoları gezdim. Bence Amerikan sineması sendikaların elinde boğulmuş. Boğulmak ne kelime, tamamen ölmüş. Şu kadarını söyleyeyim; 1 milyon dolarlık bir filimde tam 55 teknisyen çalışıyor! Teknisyenin asistanı var, asistanın asistanı, asistanın asistanının asistanı.. Hiç bir şey yapmadan sırf sendikaların yardımıyla her hafta avuç dolusu para alan bir sürü adam var Hollywood’da. Mesela bir elektrikçiyi çağırıyorsun, dekorlardan birine bir çivi çakmasını söylüyorsun, aldığın cevap şu oluyor: ‘Ben marangoz değilim, elektrikçiyim.’ Böylece marangoz gelene kadar bir saat boşu boşuna bekliyorsun. Üstelik bu adamların hepsi de 800 dolar haftalık alıyorlar. Asıl garip olanı şu ki, çekici alıp çiviyi kendin çakmana da, sendikalar müsaade etmiyor. Farzedin ki bir sonraki sahneyi çevirecek aktör ortalarda yok. Yapılacak tek şey, hemen arabana atlayıp, gidip aktörü evinden aramak, değil mi? Ne gezer! Buna da izin vermiyorlar. Çünkü bu iş için kiralanmış arabaları kullanmak gerekiyor. Böyle olunca da ucuza çıkacak bir filim, birkaç misline mal oluyor.

«Pek çok kimse servet sahibi olduğumu sanıyor, ama kazandığım para bir servet olmaktan çok uzak. Kitabımın hakkını sattığım ve bunun da büyük bir kısmını vergi olarak verdiğim için kenarda kıyıda pek fazla bir param yok. Arabamın bile olmadığını söylersem. herhalde bu sözlerime hak verirsiniz. Oysa, on beş yıl önce birkaç Lincoln’üm vardı,

«’Kelebek’ adlı kitabım 24 ülkede 16 dile çevrildi ve en çok satılan kitaplar listesinde haftalarca ön sırayı muhafaza etti. Önümüzdeki günlerde Japonya’da yayınlanacak. Düşünün ki! sadece İspanyolca olarak üç ayrı tercümesi yapıldı. Biri İspanyollar, öteki Meksikalılar, üçüncüsü de Arjantinliler için. Öte yanda biri İngilizler, öteki Amerikalılar için iki de ayrı İngilizce tercümesi var. Ayrıca ‘Kelebek’ hakkında pek çok kitap yazıldı, pek çok şey söylendi. Bütün bunlar Kelebek’in filminin büyük rağbet göreceğinin, her gösterildiği sinemada gişe rekorları kıracağının en basit ölçüsüdür bence…»

«Kelebek» Henri Charriere’in söyledikleri bunlardan ibaret.. Hayatının yarısından fazlası bin bir macera içinde geçen »Kelebek» bundan sonra da karşımıza bir filim aktörü olarak çıkacak. Tabii eğer, bu arada kendini bir başka maceranın rüzgarına kantımazsa.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1971-tarihli-9-sayisi)

29.07.2020 21:49

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar