Menü

Her Şey Fenerbahçe İçin

Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe daha bir yoğun çalışma düzenine girmişti. Bir yandan lig için Samsunspor’a hazırlanırken, öteki yandan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında en iyi sonuç için Lüksemburg’u düşünüyordu.. Kurmaylar «Hazırol» buyruğunu vermiş, antrenmanlar daha da sıklaştığı gibi çeşitli çalışmalara da bürünmüştü..

Fenerbahçe lige, hem de deplasmanda kazandığı Trabzonspor maçı ile girmişti. Futbolculara bu galibiyet bir «Moral dopingi» yapmıştı. Çünkü Fenerbahçe için bir yönde deplasman korkusu yok olmaya başlamıştı.. Bu moral içinde bulunan futbolcuların çalışma azmi yüzlerinden okunuyordu.. Her antrenör kendine düşen görevi yüklenmiş, Didi’nin yönetimindeki idmanlarda artık «Yoruldum – bittim» gibi sözler duyulmaz olmuştu..

ŞUT İDMANLARINA ÖNCELİK TANINDI

Herkes neşeliydi Fenerbahçe’de… Formayı giyip sahaya koşan her futbolcu topla, daha bir sevgiyle kucaklaşıyordu.. Şutlar atılıyor, serbest hareketler devam ediyordu… Sonra Didi, yardımcıları ile sahaya geliyor, «Isınma turları» emrini veriyordu.. Buraca da ses çıkaran yoktu.. Yalnız eşlendirmede Alpaslan’a, Adil’in düşmesi ortalığı iyiden iyiye şakaya boğuyordu.. Adil, Alpaslan’ın sırtına binince, böyle bir yükü taşıması nedeniyle Alpaslan’ın yüzü buruşuyordu.. Bu arada Basri Dirimlili işini bitirmiş sıra Didi’ye gelmişti..

BELİ DÜZELSE TAKIMDA OYNAR

Didi şut yüzdesini arttırmak için idmanlarda yeni bir düzen uyguluyordu. Kaleci kaledeki yerini alıyor, 20 metre önüne de bir koca «Tahta perde» konuyordu.. Futbolcular ileri gidip Didi’ye doğru top atıyorlardı.. Didi zarif hareketleriyle topu indirip «vur» diye bağırıyordu.. Amaç, topu tahtaya çarptırmadan kaleye göndermek ve de hızlı vurup gol yapmaktı.. Böylece Fenerbahçe karşısında defans yapacak takımların işini uzak şutlardan yararlanarak bitirmek amacındaydı.. Şutlar çoğu kez kaleye istenilen şekilde varıyordu.. Ama ondan önemlisi Didi’nin hareketleri topa hükmetmesiydi.. Ve bir seyirci dayanamayıp şöyle söylenmişti: «Ah bir belinden sakat olmasa orta sahamız en iyisinden bir eleman kazanırdı.»

Evet şutlar «yağmur» gibi kaleye yağıyordu… Bu arada antrenmanın en hırslı adamı Ender’in şutları kalecileri daha bir korkutmaya başlamıştı… Bir ara Ender kalede duran Datcu’ya öyle bir top göndermişti ki, Datcu dayanamayıp bağırmıştı.. «Ayıp ayıp!. Biz de insanız.. Benim parmak daha yeni iyileşti..» Ama aynı kaleciler Yılmaz’dan hiç korkmuyorlardı. Yılmaz ayakkabılarını atmış, çorapla şut çekmeye başlamıştı. Çıplak ayakla şutlanan topu kolayca tutuyorlardı.

DAHA İYİ OLUNABİLİRDİ

Antrenmanlar bu büyük moralle hem de sabah ve akşam olmak üzere devam ederken, yardımcı antrenörler daha iyi çalışamama, daha hazırlıklı olamamaktan yakınıyorlardı. Hazırlık maçları düzenli çalışma isteğini bir yönde engellemişti.. Kadrodaki bazı futbolcuların kondisyon yetersizliği bundan geliyordu. Örneğin bir Aydın’ın hala kilo fazlası vardı. Yani istenilen düzen, istenilen çalışma ancak Kızılcahamam kampında uygulanabiImişti. Ancak Fenerbahçe’nin lig öncesi 15 hazırlık maçı oynamasının, Diyarbakır ve Sivas’a gitmesinin nedeni vardı, Didi öyle istemişti. «Ligdeki bazı maçlarımızı toprak sahada oynayacağız» demiş, sahaları toprak olduğu için Diyarbakır ve Sivas’a gidilmişti. Didi, bir yandan da futbolcuların deplasmanda oynamaya alışmalarını istemişti. Nitekim Fenerbahçe ilk lig maçını deplasmanda ve toprak sahada oynayıp kazanmıştı. Didi’nin bir düşüncesi daha vardı. Lüksemburg’a gitmeden önce Santos’u getirtip Fenerbahçe ile oynatmak istemişti. «Çünkü Santos tecrübeli bir takımdır. Futbolcularım böyle bir takımla maç yapınca ne de olsa bazı olumlu şeyler öğrenirler» diyen Didi, bu düşüncesini, Lüksemburg’a gitmeden önce uygun zaman ve saha bulamadığından gerçekleştirememişti.

AYRAN’A HÜCUM

Fenerbahçe’de artık bir arkadaşlık sevgisinin yerleştiği gerçekti.. Futbolcular arasında birbirlerine böylesine yakınlaşma bu güne dek Sari – Lacivertli ekipte az görülmüş olaydi. Hiç kimse topa vurmaktan, sırtında en azından 75 kiloluk adamla koşmaktan yakınmıyordu. Bu düzen içinde sonaeren idmanların sonunda «Ayrana hücum» başlıyordu. Önceleri idman sonrası için süt önerilmiş, bazı futbolcuların midelerinin bozulması nedeniyle bu işten vaz geçilmişti.. Fenerbahçe’nin «Temelli doktoru» Reşat Dermanver ayran kasasının başına oturuyor, kimseye bir tek şişeden başka vermemeye gayret ediyordu. Almak isteyenler ise yarı şaka, yarı ciddi bir güzel haşlanıyordu.. Bu da Didi’nin buyruğuydu. Teknik Direktör, futbolcuların antrenman sonrasında fazla sulu besin almalarını sakıncalı buluyordu.

Bu düzende Fenerbahçe’nin Samsunspor ve de öncelikle Lüksemburg için moral kondisyonu tamdı. Buna güveniliyor, bu güven doğrultusunda başarının geleceğine ve bu başarıların sürdürüleceğine inanılıyordu…

Evet Fenerbahçe, başkanı Emin Cankurtaran’ın sık sık belirttiği gibi Avrupai düzende bir çalışma uyguluyordu.. Yalnız bu arada bazı «Alaturkalıklar» da gözden kaçmıyordu.. Batı’ya dönük bir izlenime girildiğinde öncelikle antrenörler sorunun daha bir biçimli ele alınması gerekiyordu.. Şu seyahatler konusu bir problemdi.. Antrenörlere seyahat için sıra konmuştu.. Oysa bir antrenörün, bir hazırlayıcının takımını maçta da izlemesi ve ona göre gelecek için bazı yatırımları yapması gerekiyordu. İlerde bu çelişkinin bazı fırtınaları koparacağı bir gerçekti. Öncelikle bu işe daha bir biçimli eğilinmeli ve bu yaraya en kısa zamanda «Neşter» vurulmalıydı. Vurulmalıydı ki Fenerbahçe istenilen düzene, istenilen biçimde yerleşsin…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-29-sayisi/)

04.08.2020 00:43

Kategoriler:   Spor

Yorumlar