Menü

İbrahim Çallı

Ressam (İzmir, Çal 1882-İstanbul 1960). 1914 döneminin ressamları arasında sanat bakımından İbrahim Çallı kadar güçlü olanlar vardı ama, hiç biri, iğneleyici sözleri, hicivleri ve yaşantısıyle Çallı’nın erdiği üne kavuşamadı.



«İdadi» öğrenimini Denizli’de bitirdikten sonra İstanbul’a gelen Çallı (1896), Adliye’de katiplik yaparak üç beş kuruş kazanıyor, bir yandan da, geceleri mum ışığında resim yapmağa çalışıyordu. Sonunda bir gün ressam Şeker Ahmed Paşa’nm ilgisini çekti, Sanayii Nefise Mektebi müdürü Osman Hamdi’yle tanıştırıldı ve okula girdi (1906). Dört yıl süren okul çalışmalarından sonra açılan Avrupa yarışmasını kazanan İbrahim 1910’da Paris’e gitti.

Devlet hesabına gittiği için yine bir devlet okulunda çalışmak zorundaydı, Güzel Sanatlar Okulu’na yazıldı. Orada, dört yıl Fernand Cormon’un atelyesinde çalıştı. 1914’te, Paris’te birlikte, çalıştıkları Ruhi Arel ve Hikmet Onat’la Türkiye’ye döndü. İstanbul’a gelişinin ilk yılı, Fransa’da çalışmış olmanın verdiği hızla meydana getirdiği tablolarından, İbrahim’in dört yıl atelyesinde bulunduğu Cormon’dan bir şey almadığı anlaşılıyordu. Daha doğrusu oradan çıkar çıkmaz hocasının geleneksel, akademik öğütlerini unutmuştu.



Gerçekten de, hem Çallı’da, hem de öteki arkadaşlarında göze çarpan başlıca özellik, renk parlaklığı, saydamlığı, açıkhava ressamlığıdır. Çallı ve arkadaşları için çok kullanılan izlenimcilik terimi bir bakıma doğru olmakla birlikte, onları tam anlamıyle nitelendirmez. Gerçi paletlerinden kara, koyu tonları ayıklayan ve tayf’ın yedi rengini esas bilen izlenimcilerden çok şey öğrenmişlerdi ama, bu akımla bağlantıları çok sıkı değildi

. Önceki kuşaktan Osman Hamdi, Şeker Ahmed, Süleyman Seyyid, bir bakıma da Hoca Ali Rıza doğaya sıkı sıkıya vermişlerdi kendilerini, kişilikleri doğanın kalın perdesi arkasına saklanmıştı. Oysa, başta Çallı olmak üzere, 1914 kuşağında görülen belirli eğilim, doğadan ayrılmamakla birlikte onu daha rahat, daha «lirik» bir seyrediş, hele teknikte daha büyük bir özgürlük, bir çeşit romantizm idi. Osman Hamdi bir yana, eski-ressamların hiç biri insan resmine, figüre yanaşmamış, ondan korkar gibi olmuşlardı.



Görünümlerde, natürmort denilen cansız nesnelerde karar kılmışlardı. Çallı İbrahim, adada çamlar altında gezinen beyaz meşlahlı hanımları, çıplak kadınları, portreleri, mevlevileri, manolyalarıyle eski türk ressamlarının o dar çerçevesi dışına çıkarak, çağdaş resmimizin kurucularından biri oldu. Mevlevıler dizisi belki de en ilginç yapıtlarıdır. Duru, şematik çizgilerin, kahverengi ve yeşil renklerin egemenliği altındaki bu orta çap düzenlemelerde izlenimcilikten çok anlatımcılığa yöneldiği görülen Çallı, tüm veriminin en ilginç yapıtlarını meydana getirdi.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/turkiye-1923-1973-ansiklopedi-grubu)

02.11.2020 18:19

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar