Menü

İlhan İrem Çıldırdı

İlhan İrem ödül almak üzere olduğu “Pencere” adını taşıyan longplayini plakçı da bulamayıp, onun yerine bol bol arabeskle karşılaşınca sinirlendi ve eline geçen plakları dizlerinde kırdı, dişleriyle ısırdı, üzerinde tepindi. Ama sonuçta masrafı ödemek zorunda kaldığından belki de satılmayan plağın bile alıcısı olmuş, arabeski yok edeyim derken para kazandırmış, zenginleştirmişti…



İlhan İrem’i geçtiğimiz günlerde Şişli’de dolaşırken görseydiniz, Amerikan filmlerindeki ajanlardan birisi İstanbul’a gelmiş zannederdiniz. Sırtında bol bir pardösü, gözünde gözlükler, atkısıyla neredeyse kapatacağı yüzünü hafif yere doğru eğmiş, o müzikevi senin, bu plakçı benim gezip duruyordu. Ne mi arıyordu? Altın plak alacağını öğrendiği “Pencere” plağının piyasadaki durumunu. Endişeyle girdiği her mağazadan gülümseyerek çıkan sanatçı son olarak Pilavcı Pasajında bir stüdyoya girip plağını sorduğu zaman bütün günün ilk “Yok” sözcüğüyle karşılaştı. Ve patlayan bir volkan gibi hızla kendisini gizleyen şeyleri çıkaran sanatçı raflara doğru yürüyüp “Peki bu arabeskler nedir” diye plakların çoğunluğunu oluşturan grubu gösterdi. Arkasından da tüm engellemelere rağmen plaklara saldırıp kırıp dökmeye, hırsını alamayıp dişlemeye başladı. Bir yandan da… “Ayıp be, ayıp!… Uğraş, didin, bir eser çıkar ortaya, ödüllere layık görülsün dillerde dolaşsın da plakçı da olmasın… Bırak olmamasını Arap müziği ile Türk müziğini karıştırmış arabeskçiler kalksın senin bulunman gereken rafları, vitrinleri süslesin. Olmaz böyle şey… Kırarım bu plakları… Yaşatmam.. Yerim arabeski ben be, yerim vallahi…” diye isyan ediyordu.

Bir hayli zarar verdikten sonra soluk almak için durup aynı sinirle de giyinerek “Borcum ne kadar” diye sorduğunda müzikevinin sahibi konuşma olanağı buldu. “İlhan bey, bu kadar sinirle plaklarıma saldırmadan önce sorsaydınız, sizin plağınızın bende bulunduğunu, ancak alıcısı çok olduğu için bugün elimde kalmadığını size söyleyebilirdim. Hatta biraz istirahat ederseniz az sonra gelecek olan sipariş mallarımın arasında kendi plaklarınızın raflara tekrar yerleşeceğini görürsünüz” dedi. Tabii bu sözlerden sonra İlhan İrem’in kızgınlıktan kızaran rengi utançtan, pişmanlıktan biraz da saklamaya çalıştığı sevinçten gururdan başka başka renklere dönüşmeye başladı.



İstemeden de olsa arabeski güçlendirecek bir şey yapmış, kırdığı plakların parasını ödemiş ve bir yerde yine arabeski kazandırmıştı. Artık yaptığı dedektifliğin yanlışlığını da, öfkeyle kalkanın zararla oturuşuyla anlamış oluyordu. Bir çılgınlıktı belki de yaptığı… Oysa gerçek onun arzuladığından çok daha güzeldi…

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-27-sayisi/)

13.10.2020 23:15

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar