Menü

İsmail Hakkı Baltacıoğlu

Eğitimci ve yazar (İstanbul 1886). Osmanlı İmparatorluğu’nun son on yılında ve Cumhuriyet döneminde yetenekleri ve atılgan tutumuyle ilgi çekmiş düşünce adamlarından biridir. Eğitim, toplumbilim ve estetik alanlarındaki çalışmaları yanında hatip, oyun yazarı, hattat ve grafolog olarak da ün kazanmıştır.



Mucurlu Baltacıoğullan ailesinden olan İsmail Hakkı, Vefa İdadisi’ni bitirdikten (1903) sonra Divanı Hümayun kâtibi oldu (1904). Dârülfünun’un Tabiiye bölümünü bitirdiği yıl (1908), Tophane kâtipliğine geçti; bu arada Dârülmuallimin’de (öğretmen okulu) hüsnü hat (güzel yazı) öğretmenliğine başladı. Aynı okulda usuli tedris (öğretim metodu) öğretmenliğine getirildi (1910). Pedagoji ve elişleri öğretimini incelemek üzere Fransa’ya gönderildi (1910). Yurda döndükten sonra Dârülmuallimın’de pedagoji, yazı ve elişleri okuttu.

Balkan Savaşı’ndan sonra Şemsülmekâtip İlkokulu’nun yönetimini üzerine aldı. Kendi kendine öğrenim, açıkhava okulu, öğrenci müsamerelerini Türkiye’de ilk defa uyguladı. Dârülmuallimın’i çağdaş eğitim anlayışına göre yönetmekle görevlendirilen Satı Bey’in yakın yardımcıları arasında yer aldı.



Rousseau, Le Bon, Compayre gibi batılı eğitimcilerin ilkelerini kendi çalışmalarına uyguladı. Servetifünun kuşağının yazarlarından Ahmet Şuayip’in ve sonra Ziya Gökalp’ın etkisiyle Durkheim’in eserlerini okudu; aynı yıllarda Bergson’u inceledi (1912 – 1914). 1922’de yazdığı Kalbin gözü adlı eserinde Bergson’dan gelen düşüncelere yer verecek; Bergson ile Durkheim’in zıt görüşlerini daha sonra yazdığı Tarih ve terbiye’de (1933) birleştirmeğe çalışacaktı. 1913’te Dârülfünun’da fenni terbiye (pedagoji) müderrisi olan Baltacıoğlu bu görevine ek olarak Dârülmuallimat’ta (kız öğretmen okulu) ruhiyat (psikoloji) ve elişleri okutmağa başladı; gene ek görev olarak Dârüşşafaka’da fenni terbiye (pedagoji) dersleri verdi.

Tedrisatı taliye (ortaöğretim) (1915), tedrisatı âliye (yükseköğretim) genel müdürlükleri (1916) ve aynı yıl Maarif Nezareti heyeti teftişiye (teftiş kurulu) başkanlığı yaptı. 1917’de Edebiyat Fakültesi’ne kâtibi umumi (dekan) seçildi. 1920’de Maarif müsteşarı; Darülfünun emini (rektör) oldu. 1921’de ek görevle Sanayii Nefise Mektebi’nde (Güzel Sanatlar Akademisi) bediiyat ve resim usuli tedris (estetik ve resim öğretim metodu) öğretmenliğine başladı;



İlahiyat Fakültesi’nde dini ruhiyat (din psikolojisi) ve İslâm bediiyatı (estetik), İstanbul Üniversitesi’nde sosyoloji ve ahlâk okuttu. Üniversite reformunda kadro dışında kaldı (1933). 1934’te haftalık kültür, edebiyat dergisi Yeni Adam’ı yayımlamağa başladı. 1939’da Dil ve Tarih – Coğrafya Fakültesi’nde öğretim görevine getirildi; 1942’de Afyon’dan, 1946’da Kırşehir’den milletvekili seçildi. 1942-1957 yıllarında Türk Dil Kurumu’nda terim kolu başkanlığı yaptı.

Baltacıoğlu, meslek hayatı boyunca eğitimle ilgili çalışmaları yanında sosyolojiyle ilgili araştırmalara geniş yer vermiş, bu bilimin verilerini türk toplumuna uygulamağa çalışmıştır. İsmail Hakkı’ya göre bütün toplum kurumlan, geleneği meydana getiren din, dil ve sanat kurumlarmdan doğmuştur; gelenek, toplumun en önemli gerçeğidir.



Ulusları, gelenekler oluşturur. Baltacıoğlu bu noktadan hareket ederek özellikle Yeni Adam’daki yazılarında ve Türk’e doğru adlı kitabında geleneğe bağlanma (türkleşme) ile devrimcilik (batılılaşma) kavramları üzerinde durmuş, ulusal kaynaklardan kopmadan batılılaşmak gereğini savunmuştur. Halk kaynağına dayanan bir kültür birleşimi gerektiğini ileri süren Baltacıoğlu’na göre; uygarlık akıldan doğan, teknikte yaşayan, ulustan ulusa geçebilen, sosyal tipten sosyal tipe değişen teknik, yöntem, bilgi, bilim demektir. Uygarlıklar uluslararası niteliktedir. Kültürler ve gelenekler de ulusların öz malıdır, ulusaldır.

Baltacıoğlu’nun dine ve dile birer toplum kurumu olarak verdiği önem bir Kur’an çevirisi hazırlamasına yol açtı; bu çalışmasında, çoğu Eski Anadolu Türkçesinden gelen din terimlerini, öztürkçe terimleri, halk dili geleneğiyle ve halk edebiyatı ürünlerinin sözdizimiyle birleştirdi.



Geleneksel türk tiyatrosuyle yakından ilgilenen Baltacıoğlu, Karagöz oyununun tarihini ve tekniğini konu edinen bir inceleme yayımladı (1942), Karagöz oyunundan yararlanarak tiyatro eserleri de kaleme aldı. Bu eserlerinden Karagöz Ankara’da (1949), yabancı, iğreti sanat anlayışına karşı yerli sanatı savunur. Moda amerikan yaşayışıyle türk törelerini karşılaştırır. Aynı temaya Andaval palas (1940) adlı oyunda da yer verilmiştir. Baltacıoğlu Ölüler (1939), Kafa tamircisi (1939) gibi oyunlarında toplumsal zorunluluklar üzerinde durur. Ona göre zorunluluklara uymak bir çaresizlik değildir; insanın kurtuluşu inançlı olmağa ve zorunlulukları görebilmeğe bağlıdır. Baltacıoğlu’nun oyunlan dramatik gerilim bakımından aksaklıklar gösterir; fakat, yerli tipleri canlandırması ve alafrangalığa özenme, hayatın gerçeklerinden kopma gibi canlı sorunlan eleştirmesi bakımından dikkati çeker.



Makalelerinde anlatımı aydınlık olmakla birlikte biraz gösterişlidir. Konularını mantıklı bir sıra içinde, maddeler halinde düzenleyerek anlatması yazı özelliklerinin başında gelir.

Hat ve grafoloji ile de ilgilenen Baltacıoğlu eski harflerimizle levhalar yazmış; Türk yazı sanatının grafolojisi ve estetiği üzerine bir inceleme yayımlamıştır: Türkler’de yazı sanatı (1958).

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/turkiye-1923-1973-ansiklopedi-grubu)

25.12.2020 07:02

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar