Menü

Ispartaspor’dan Görülmemiş Transfer

ISPARTA… Bu adı, ilk kez ilkokuldayken duymuştum. Coğrafya dersinde Isparta’yı «Güller kentidir. Gülyağı yapılır, halı da dokunur» diye öğretmişlerdi.

1964’lerde Isparta, bir başka Isparta oldu. Nedeni Süleyman Demirel ve Saadettin Bilgiç’in Ispartalı olmalarıydı. Böylece Isparta «Politikleşti».

1967’de ise Ispartaspor kuruldu. Isparta bir kez daha ünlendi.



Isparta’ya vardığımda bunları düşünüyordum. Hava çok sıcaktı ama işinde gücünde olanlar «gevşek» değillerdi. Akşama doğru, bir açıkhava kahvesinde spora dönük Ispartalılarla sohbeti koyultmuştuk.

Çevremdekiler, «Önce sen anlat bakalım, gittiğin yerlerde gördüklerini, duyduklarını» demişlerdi. İzlenimlerimi özetleyiverdim. Dinleyenlerden üçü, «Burada görüp duyacakların da farklı değil» dediler. Bir başkası ise —adını da söyledi ama, bu yazıdan sonra başı ağrımasın diye açıklamayacağım— derin derin içini çekip söze şöyle başladı: «Desene her yerde, hep aynı plak… Bari biz biraz değişiğini çalalım…»



TELEFONLA TRANSFER

Yeşil – Pembeli takımın «sağduyulu» bir taraftarı olduğunu özellikle belirten ve 40 yaşlarında gösteren konuşmacı, ilk girişinden sonra şunu sordu: «Söyle bana, transfer nasıl yapılır?»

Yalnız, «Nasıl yapıldığını» değil, «Nasıl yapılması gerektiğini» de anlattım. Dinlediler, bıyık altından gülümsediler, çayları tazelettiler. «Bizde bu yoğurt başka türlü yeniyor» dediler ve Ispartaspor’un son transferi nasıl yaptığını şöyle anlattılar:



«Bizimkisi, telefonla transferdir bey! İstanbul’da, eski bir futbolcu var. Açıyor telefonu bizimkilere. Elinde çok iyi ve genç üç – dört futbolcu olduğunu, fiyatlarının da sudan ucuz bulunduğunu müjdeliyor. Bizimkiler hemen göndermesini istiyorlar. Kaç yaşındadır, kaç numara ayakkabı giyer, ne oynar? Bunları tövbeler tövbesi bilen yok. Böyle böyle tam 17 tane futbolcu alındı. Elbette içlerinden üç – beşi iyi çıkar ama herhalde bir kulüpte transfer böyle yapılmasa gerektir.»

Ne yalan söyleyeyim, bu sözleri dinlerken içimden «Amma da abartıyorlar» dedim. Bakışlarımdan mı anladılar, nedir, «Yoo, yooo! Kur’an Hakkı için doğruyu anlatıyoruz. Hem sanki, bir dolu Anadolu Kulübünde de transferin bizdeki gibi yapıldığını bilmiyor musun?» diye pekiştirdiler.



Ertesi gün, Ispartasporlu yöneticilerle konuşmaya giderken, çalınan plakta şu şarkıyı dinledim: «Parasız saadet olmaz…»

Şarkı oldukça eskiydi. Yöneticiler, paraya ilişkin görüşlerini daha da eski bir deyimle dile getirdiler: «Ne yapalım, ayağımızı yorganımıza göre uzatmak zorundayız. Evet, 17 futbolcu aldık ama topu topu 200 bin lira harcadık. Elbette içlerinden yarıya yakını işimize yarar. Hepsi genç oyuncular. Bizde pişerler, sonra hem kendilerinin, hem de kulübümüzün çıkarına bir ortak yol bulup daha büyük kulüplere gitmelerini sağlarız.»



Ispartasporlular’ın bir başka önemli sıkıntısı, son yıllarda hep şampiyonluğa oynadığı halde, amaca bir türlü ulaşılamamasıydı. Bu konuda genel kaptan Ali Erdul, «Artık canımıza yetti» diyor, antrenör Tuncay Demirtaş ise, «Bu kez hesaplarımızı çok iyi yaptık. Şampiyon olacağız» diye konuşuyordu. Ahmet Tözer, Oktay Yücel, Cemal Harman, Nazmi Özdemi, Şaki Şener, Basri Çalık, Tuncay Hacıratoğlu, Ziya Gülsaçan, Miran Ulaçer, Mehmet Dinçer, Kadri Coşkun, Celal Koç, Salih Meriç, Sabahattin Çandarlı, Ali Vural Hor, Nezih Aş ve Hüseyin Oturgan adlarındaki yeni futbolcuların, kaç tanesini daha önce izlediği sorusunu cevaplamadan geçiştiren eski Beşiktaşlı Tuncay’ın, şampiyonluk hakkındaki sözleri gerçeğe oldukça ters düşüyordu ama herhalde, kendince bir bildiği vardı. Çünkü Tuncay; Güral Ener, Ali Ener, Ata Özsarı, Savaş Ergin, Necati üçüncü, Ali Bingöl, Cihat Söyleyici, Hüseyin Doğrusever, Salim Çelebi ve Hilmi Kartal adlarındaki eski oyuncularına gerçekten çok güveniyordu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/hayat-spor-dergisinin-1974-tarihli-24-sayisi)

20.01.2021 00:14

Kategoriler:   Spor

Yorumlar