Menü

İşportacı İzzet Günay

EMİNÖNÜNDEKİ oto parkı… Ve meşin ceketli bir gencin çevresinde gittikçe büyüyen bir kalabalık… Herkes merak içinde işportacı genci dinliyor:

-«… şu halde, ‘Başım ağrıyor, belim sızlıyor, vah romatizmam depreşti, ay siyatiğim hortladı demek yok. Bir şişe zincirkıran şurubu, bel ağrısı, yel ağrısı ve her ne karın ağrısı olursa olsun, hepsini kökünden keseceği gibi, hazım, teneffüs, sinir cihazlarınıza da faydalı olmaktadır.»

Şişelerle dolu tablanın arkasındaki meşin ceketli genç, İzzet Günay’dı. Yanında da kısa boylu bir yardımcısı vardı…

İşportacı İzzet GünayÇevrelerindeki kalabalık büyüdükçe büyüdü ve toplananların aralarında bir itişmedir başladı.

Birbiri peşine sesler:

-«Bir şişe versene!…»

-«Bir şişe de bana!…»

Satış gittikçe hızlanıyordu. Çelimsiz yardımcı uzatılan paraları toplarken, çevresinde birikenleri de teskin etmeye çalışıyordu.

-«Acele etmeyin beyler, hepinize yetecek kadar şurubumuz var.»

Satış bütün hızıyla sürüp giderken, işportacı İzzet Günay konuşmasına devam ediyordu:

-«Bu sihirli şurubun formülü, meşhuur İbni Sina namı diğer ‘Lokman Hekim’ tarafından, sırf Müslüman vatandaşlarımızın sıhhat ve saadetleri için hazırlandı. Hiçbir ecnebi memlekette satılmaz.»

Halk tam dağılmak üzereyken İzzet Günay tekrar konuşmasına başladı:

İzzet Günay-«Şu küçük şişe içinden ne çıkar demeyin. Aynı şişeden bir adet ele geçirip, formülünü çalmak için, bütün dünya hükümetlerinin ve bilakis yedicihanca meşhur. Alman kimyagerlerinin büyük faaliyetler gösterdiğini, siz pek muhterem halkımıza arzederiz… Diş ağrısını geçirir mi?… Geçirir ne kelime be hanım anne? Bu şurubu kullanan her vatandaş, yakın bir istikbalde zincirleri bile koparacak bir kuvvete sahip olur. Denemesi için herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Tecrübe, müessesemiz tarafından reklamiye mahiyetinde olup, sırf bedava ve insaniyetlik namına yapılmaktadır.»

Bu sırada, küçük yardımcısı korkulu gözlerle İzzet Günay’a baktı. Karşıdan gelen belediye memurlarını görmüştü.

-«İzzet abi, belediyeciler geliyor, tüyelim!» dedi.

Bir anda İzzet tablayı, diğeri de yedek şişe kasasını kaptıkları gibi uzaklaştılar.

Arkalarından sesler…

-«Para, paramı verin!…»

-«Durun, şurubumu almadım yahu!…»

Bir süreden beri devam eden kamera tıkırtısı kesildi. Rejisör İhsan Yurdakul ter içinde kalan İzzet Günay’ın sırtını okşayarak:

-«İzzetçiğim bugün seni bir hayli yorduk, farkındayım. Fakat böylece de şehrin en kalabalık yerindeki işi bitirdik.» dedi.

«Milyon Avcıları» adını taşıyan filmin setindeki kalabalığın bir kısmı film çevrildiğini yeni anlamış ve yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-41-sayisi)

31.08.2015 17:47

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 12:52

    Belis Badem

    vay be film çevirdiklerini yeni anlıyor vatandaş. İşte sinema budur