Menü

Jack Nicholson Deli Oldu

1975 YILININ 5 Oscarlı filmi nihayet sinemalarımızda gösterilmeye başlandı. Filmin yönetmeni Milos Forman yüksek bir soyutlama düzeyinde sembolik bir film çıkarmış ortaya. Konu Ken Kesey’in romanından sinemaya uyarlanmış. Başoyuncular Jack Nicholson ve Louise Fletcher filmi baştan sona götürüyorlar. Dikkati çeken bir nokta ise bir akıl hastanesinde akıl hastalarını oynayan oyuncuların hepsinin birden olağanüstü uyumlu, başarılı ve gerçeğe bu denli yakın oynamaları. Sinemada bu denil bir kollektif başarı düzeyi tutturabilmek oldukça büyük bir mesele ve Milos Forman bu meseleyi çok tutarlı bir biçimde çözümlemiş. Jack Nicholson ve Louise Fletcher’in oyunlarından da anlaşılıyor ki, yönetmen oyuncu yönetiminde tartışmasız büyük bir usta. Deliyi ya da delilik numarası yapan insanı oynamak hem çok kolay, hem de çok zordur. Malzeme, abartmaya müsait olduğu için acayip hareketler yapan insanların beyazperdeye yansımasına dönüşebilir. Oysa akli dengesini çeşitli dozlarda yitirmiş, etten, kemikten, sinirden yapılmış, yaşayan, canlı insanların dünyasını seyircilere iletebilmek belki de sinemanın en zor oyunlarından biri. Ve «Guguk Kuşu» oyuncuları bu zor işin öylesine güzel ve başarılı üstesinden gelmişler ki, doğrusu hayran olmamak elde değil. Tek kelimeyle sinemada kollektif bir o. yunun gerçekleşebileceğini ve ne kadar üst noktalara ulaşabileceğini kanıtlıyorlar. «Guguk Kuşu» baştan song olumlu bir film. Sinema tekniği açısından da son derece yalın bir film. Bu yalınlık filmi çarpıcı kılan baş etkenlerden biri. Son yıllarda gelişen hyperrealizm akımı sinemanın da üzerinden geçtiği için «Guguk Kuşu» bu akımın net örneklerinden biri. Gerçekçilik kaygısı son derece ileri noktalara vardığı için Forman söylemek istedikleri! bile sembolizmin arkasına geçerek söylemiş. Aslında görüntülerin ardında derin bir mesaj yatıyor. Sadece filmin sonlarına doğru bir bölümde bir sekans içinde toplum, sal yargı diyebileceğimiz bir anla, tim var ki, son derece etkileyici. Akli dengesini yitirmiş bir insanın bu problemini çözdüğü anda kişili, ğini kazanırken birden üzerine başhemşirenin bu insanı yeniden eski haline döndürüşünü büyük bir öfkeyle izliyorsunuz. Bu denli başarılı bir anlatım yakalayabilmek pek kolay bir şey olmasa gerek. Böylesine çarpıcı bir filmin ortaya çıkarılabilmesinin kaynağı da bu nokta zaten. Bir anda film binlerce sayfalık teorik açıklamanın yerini alıveriyor.

«Guguk Kuşu» kendi yumurtasının üzerine kuluçkaya yatmaz. Yumutalarını başka kuşların yuvalarına taşıyıp onlara kuluçkalatır. Akıl hastaları da öyle değil midir? Kendi öz çevrelerinden koparılıp başkalarının normal kabul ettiği kuralları öğrenmeye zorlanmazlar mı? Jack Nicholson gibi çalışmaktan nefret edip de, kaytarmak için deli numarası yapan ve bütün akıl hastanesini altüst eden biri ortalığı karıştırınca «Guguk Kuşu» gibi özgürlüğü, doğal çevreyi, canının çektiği gibi yaşamayı savunan, yalın, gerçekçi, sembolik, başarılı ve çarpıcı bir film yaratılmış olur.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-19-sayisi)

30.07.2019 14:23

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar