Menü

Jeanne Moreau, Fassbinder’i Anlattı

DÜNYA sinemasının en yetenekli kadın yıldızları arasında bir seçme yapılacak olsaydı, Jeanne Moreau, mutlaka listenin başında yer alacaklardan biri olurdu. Olağanüstü oyunu, yeteneği ile canlandırdığı her rolün üstesinden gelmeyi başaran sanatçı, son olarak Rainer Werner Fassbinder’in «Querelle» adlı filminde oynadı. Ülkemizde gösterilmesi mümkün olmayan, çevrildiği Federal Almanya dahil pek çok Avrupa ülkesinde sosyal kuruluşlar ile kilisenin öfkesini toplayan, homoseksüel ilişkilerin anlatıldığı filmde Moreau, tek kadın oyuncu olarak yer aldı. Fassbinder’in ruh yapısını ve cinsel dengesizliğini büyük tepkiler aladursun, geçen ay bir İngiliz dergisi, Moreau ile bir röportaj yaptı. Ünlü sanatçı «Querelle», Fassbinder ve sinema konusunda şunları söyledi:

Fassbinder«Fassbinder ile çalışmaktan büyük heyecan duydum. O insanlara ve dünyaya bakış açısı çok farklı olan bir rejisördü. Bana sorunların parçalayıp un ufak ettiği bir sanatçı olarak göründü. Bazıları ondan nefret ederdi, bazılarıysa çekici bulurdu. Birileri ona taparken, öbürleri aşağıladılar. Belki burada ‘aşağılamak’ sözcüğünü fazla ağır kullandım. Hayır, daha çok korktular ondan! Çünkü o, çekinmeden gerçeği, kendi gerçeğini söyledi… Bana telefon edip ‘Querelle’de oynayıp oynamayacağımı sorduğunda tereddütsüz ‘evet’ dedim. Jean Genet’in romanını okumuştum. Ama ayrıntılarıyla tam hatırlayamıyordum. Berlin’e kostüm provaları için gidene kadar da tekrar gözatmak için zamanım olmadı. Filme başlamazdan ancak birkaç hafta önce senaryoyu okuyabildim. Bütün diğer yönetmenler gibi Fassbinder de gerçekleştirdiği filmin etkisi altında kalıyordu. Başka hiçbir şey duymaz ve düşünmez halde filmle iç içe yaşıyordu. Birlikte çalışmak, onun yönetimi altında oynamak fevkalade bir şeydi benim için. Çünkü çektiği her sahneyi, her planı, tereddütsüz, duraksamasız peliküle yansıtıyordu. Hepimiz onun çılgın bir yaşam sürdüğünü biliyorduk Gecede iki-üç saatlik bir uyku… Gündüzleri deli gibi çalışma… Bu sürate dayanabilmek için doping yapıyordu kendine. İçki içip, hap alıyordu boyuna… Ne tür hap kullandığını bilmiyordum. Ama yaşama çılgınca bir tutkuyla bağlı olduğunu söyleyebilirim. Bir sabah öldüğünü duydum. Yalnızmış! Kendisini bulduklarında televizyon açıkmış ve bir yığın mecmua, kitap varmış etrafında. Kucağında ise yeni başlayacağı filminin senaryosu duruyormuş. Bana kalırsa ölümü kesinlikle intihar değildir. Bir kazadır. ‘Querelle’, bazılarının iddia ettiği gibi, mesleğini ve yaşamını noktaladığı son söz değildir! Çünkü yapmayı düşündüğü pek, çok projesi vardı. Öleceğini bilmiyordu Bilseydi, kimbilir neler yapardı ölümü durdurmak için!

«Şu sıralarda bir Amerikan TV istasyonu için Amerikan sinemasının en büyük kadın oyuncularının portrelerini yansıtacak bir dizi üzerinde çalışıyorum. Yedi saatlik bu dizide Bette Davis, Ava Gardner, Elizabeth Taylor, Faye Dunaway, Jane Fonda, Lillian Gish ve Meryl Streep’in yaşam öyküleri anlatılacak. ‘Seven Stars Plus One’ adını verdiğim bu diziyi, sinemaya olan büyük tutkumdan, ötürü yapmak istiyorum. Dizi aynı zamanda Amerikan sineması için bir araştırma niteliğini taşıyor. Lillian Gish’le başladım diziye. Çekim yeni bitti. Yakında montaj çalışmalarına başlanacak. Kadın sinema sanatçılarına çok büyük saygım var.. Hatta onlara tapıyorum diyebilirim. Bu kişiler gerçekten müthiş, cesur ve cezbedici canlılar! Onların kaderleri de, yaşamları gibi normal insanlardan farklı olmuştur ve olacaktır! Diziye adını verdiğim 7 yıldız gibi… Örneğin çekimini tamamladığım Lillian Gish’i ele alalım! Enerjisi, garipliği ve dünyaya bakış açısıyla Lillian Gish, fevkalade gizemli bir sanatçı olmuştur ve bugün de, yarın da hep taklit edilecektir.

«1970’te otobiyografimi yazmaya başlamıştım. 600 sayfa kadar yazdıktan sonra bıraktım. Çünkü bu altıyüz sayfanın sonunda, daha henüz 13 yaşıma kadar gelebilmiştim. Bilmiyorum, devam eder miyim ama kitabın uzunluğunu tahmin edebiliyorum! Ama henüz gencim! Daha yaşayacak o kadar çok günüm, görecek o kadar çok şeyim var ki…

«Bazı insanlar yaptıkları yanlışları düzeltmek istediklerini söylerler bu tür konuşmalarda. Bense geriye bakmayı sevmem. Yanlış yapılmışsa yapılmıştır. Tekrarlanmayacak diye de bir kural yoktur bana göre. Filmlerimde iyi mi, kötü mü oynadım diye de bir kaygım yoktur. Onun için filmlerimi seyretmem… Geriye bakmam. Geleceği yaşarım.

«Zamanımın çoğu yolculukla geçiyor. Çok yoğun bir iş hayatım var. O kadar ki, özel yaşantıma çok az zaman ayırabiliyorum. Diğer şeylerle uğraşmaktan fazla film bile çeviremiyorum. Şu anki işim rejisör ve senarist olarak beni daha çok ilgilendiriyor.»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-12-sayisi)

30.07.2019 00:41

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar