Menü

Jim Hall

Çeyrek yüzyılda bu aletten yana olan müzisyenlerden birinin, pek de beklenmedik bir müdahalesi, “barbar” diye anılan aletin saygınlık kazanmasında büyük rol oynadı. ‘Jim Hall’un modern gitar dünyasında paradoksal bir kişilik olduğu gerçektir; ondan sonra yetişenlerin hepsine göre stilinin bize akımdışı gelmesine rağmen, bugünün bütün jazz gitaristleri, etkilendiklerinin arasında onu belirtmeyi bir onur sayıyorlar.



Jim Hall’un stilini, gitaristin yirmibeş yıldan bu yana eşlik etme şansını ve hakkını elde ettiği bütün büyük yaratıcıları dinlemesinin -kuşkusuz dikkatlice ve tutkuyla- sonucu olarak kabul etmek haksızlık olur. Elbette, Chico Hamilton’un mizahı, Jimmy Giuffre’un yumuşaklığı, Sonny Rollins’in tutkusu, temelde eşlik etme rolüne biraz fazla karışarak, bu müziğin doğuşuna teker teker katıldılar.

Ama, Jim Hall’un stilinin saflığını ve kişiliğini ortaya koyan, çaldığının ötesinde bir kişiliğin psikolojik portresini oluşturmaya izin veren, az bulunur birkaç nitelik var; ölçüsüz bir alçakgönüllülük, klişelere ve bayağılıklara karşı derin bir tiksinme, diğerlerinin müziklerine karşı sürekli bir merak ve hayranlık; son olarak ve özellikle, son derece sıcak ve arkadaşça bir duyarlılık alışverişini gerçekleştiren müziğinindeki büyük bir iletişim yeteneğinin parıltıları gibi…



Ray Eldridge’in incelikle “Rev” (Le Reverend: saygı değer) adını verdiği, olgunlaşmanın yardımıyla, sonunda kendini gitara adamış, bir virtüozun alışılmış uğraşlarından uzak, ama ses, swing ve phrase konusunda yalnızca mükemmeliyet isteğiyle dolu biri olarak, jazz gitaristlerinin en yeni jenerasyonunda bir ekol yaratmıştı.

İlk kez Jim Hail, ayrıntılarıyla gelişimini, jazz tarihinin büyük yenilikçilerinden birkaçıyla olan özel ilişkilerini ve özellikle gitara olan çok özel yaklaşımını anlatıyor…



Beynimde duyduğum, aradığım ses, klasik gitarın sesine oldukça yakın bir ses. Akustik gitarı ritmik jazz enstrümanlarıyla beraber çalarken kulağı tırmaladığı olur; o yüzden sadece duyulacak kadar minimumda amplifikasyonu kommayı deniyorum.

Charlie Bird sorunu başka bir yolla halletmişti…

Evet. O sesini büyüttüğü klasik bir gitarı çalıyor… Bu da bir olasılık. Zaten daha önceden de bana bir elektro-gitar yapan Jimmy d’Aquisto, şu sıralar bana daha dar saplı klasik bir gitar yapmakla meşgul, çünkü ellerim normal bir sap için çok küçük.



Ben telli çalgıların sesini seviyorum, elektro-gitarda da elde etmeye çalıştığım ses bu.

10 yaşında gitarla tanışma

Başlangıcınızı konuşalım. 13 yaşından beri Clevelaııd kulüplerinde çalıyordunuz…

Evet, bunun çok iyi olmadığı kanısındayım. Biraz bilinçsizdim ve bu bilinçsizlik Tann’nın bir lütfuydu, çünkü çalarken hiçbir kompleksim yoktu. İlk derslerimi 10 yaşındayken aldım, fakat bu sadece 14 yaşına kadar sürdü. Bundan sonra, Benny Goodman’la New York’ta birlikte çalan Fred Sharp’tan arasıra dersler aldım.



Zaten, ilk defa gerçekten bir jazz gita ristini Benny Goodman’ın plaklarında dinledim: Charlie Christian’dı bu bir güç oldu. Başında bana Benny Goodman’ın kayıtlarını sık sık dinleten bir klarnetçi bulunan bir kuartette çalışıyordum. Sonra, Django’yıı keşfettim, tabii yine plaklardan. Çalıştığım bu kuartet kesinlikle korkunçtu. Adamlardan biri akordeonistti ve balolarda, düğünlerde halk müziği çalıyorduk. Ama ben, evde Charlie Christian’ın motiflerini onun gibi çıkarmaya çalışıyordum. Onaltı yaşıma gelince, iş haricinde benden daha büyük müzisyenlerin evinde onlarla beraber çalışmaya başladım. Cleveland’da Billy de Nasko (avangard bir piyanist), Eddie Ryan (Tommy Dorsey’le birlikte çalışmış olan çok yetenekli bir piyanist) gibi harika müzisyenler vardı. Trompetçi Tommy Dorsey ile de çaldım. O, hiç değişmedi: yakınlarda onu Village Vanguard’da dinledim ve çocukken ve onunla çalarken duyduğum sesin aynısını duydum. Gerçekten harikaydı…



Cleveland’da Vic McMillan adında, Charlie Parker’la çalmış olan bir basçı da vardı.

Bird’ü önce plaklardan dinledim, onaltı yaşındaydım. Delikanlı görünecek ve bedavaya gece kulübüne gidebilecek kadar büyüdüğümde kendisini dinlemeye gidebildim. Duyduğum ilk şey “Ko-Ko” idi. Hiçbir şey anlamıyordum ve bunu fazla sevmiyordum… Biraz zaman gerekti.

“Bütün gitaristleri seviyorum”

İşin harika yanı, Cleveland’da her stilden müzisyenle karşılaşabilmekti. Bir zaman sonra, The Spectacles (Gözlükler) -çünkü hepimiz gözlüklüydük- adında bir kuartete katıldım. Tenor, Lester gibi, piyanist de çok free, Lenni Tristano gibi çalıyordu. Trompetçi, Joe Dalny -aranjmanı onunla çalıştım- Ray Eldridge gibi çalıyordu.



Onlardan öğrenilecek çok şey vardı ve en ufak bir gerilim yaşamıyorduk. Herkes eğleniyordu. Sanıyorum, Parker armonik düzlemde bana ilham verdi, ama diyebilirim ki diğer müzisyenler gibi ben de ona tapıyordum. Taptığım kişiler Stravinsky ve Fred Astaire gibi kişilerdir. Zaten bana en çok beğendiğim gitaristler sorulduğunda (Allahtan siz sormadınız), “hepsini” diyorum.

En büyük favorim, Freddie Greene. Sonra Jimmy Raney, Tal Farlow, Howard Roberts, Bamey Kessey. Joe Pass muhteşemdir; nasıl onun gibi çalınabileceğini anlayamıyorum. John McLaughlin’i de… Pat Metheny gibi daha genç gitaristlerin çalış tarzlarını da seviyorum. Aslında, gerçekten hayran olduklarım Stravinsky ve Charles Ives gibi kişiler. Parker’a dönersek, o jazz’ın yönünü tamamiyle değiştirdi. Onun öğrencileri olan Jimmy Raney’i Cleveland’da geçerken ve Tal Farlow’u sık sık dinledim ve her ikisi de bana çok yardım ettiler. Onlarla ara sıra çalıyordum ama daha çok onları dinliyordum. Tal ürkütücüydü; o kadar ilerideydi ki…



Daha sonra, Raney ve ben 60’lı yıllarda iki gitarlı bir kuartet oluşturmuştuk.

Kendi stilini bulma uğraşısı

-Kendi stilinizi oluşturduğunuzu ne zaman anladınız?

-Chico ile birlikteyken, daha hızlı çalmaya, daha fazla teknik edinmeye ve Tal Farlow gibi çalmaya çalışıyordum. Ama bu sınırlarımın ötesindeydi. Yavaş yavaş, özellikle Wes Montgomery’yi dinleyerek bende varolanı geliştirmekle daha iyi yapacağım hissini kazandım.



Wes’i -adını uzun zamandan beri duyuyordum-, Half Note’da, trio’suyla dinledim. Benim üzerimde büyük etkisi oldu; hiçbir zaman onun gibi çalamayacağımı biliyordum, ama son derece lirik ve ona has olan sesler bana doğru yolu gösterdi. Bugün, yine onun plaklarını dinlediğimde, bana öyle geliyor ki hala o döneme göre çok iyi çalıyormuş…

Giuffre de benim için çok büyük destek oldu; onunla çalarken kendi stilimi geliştirmeyi deneyebildim. O benim gibiydi; kendine has sesleri vardı ve Buddy de Franco gibi çalmaya çalışmayan tek insandı.

Paul Desmond’dan konuşalım.



Paul ve ben Cleveland’da arkadaş olduk, Dave Brubeck’le çalmaya geldiği zaman. Birgün, onunla kayıt yapmamı istedi ve birlikte çok çalıştık. Komik ama başlangıçta büyük ayyaş bendim, sonunda tam tersi oldu; Brubeck’i terkederek içmeye başladı. Desmond çok duyulmuş bir parçayı bile ilk defa duyuluyormuş etkisini yaratacak biçimde çalabilirdi. Kişiliği o denli iz bırakıyordu ki onu tanımak için bir tek notasını duymak yeterliydi.

Plaklarımdan birinde, “Concierto”da çaldı. Bir gün, yine bu çalışmanın bandlarını dinliyordum yanlışlıkla daha ağır devirde döndürdüm ve farkettim ki Desmond, Lester Young gibi çalıyordu. Bunu ona söylediğimde mutlu oldu. Hiç düşünmemiştim ama gerçekten Lester gibi çalıyordu…

Müziğin enerji kaynağı



Müziğiniz bazen enerjiden yoksunmuş gibi gözüküyor…

Evet. Bazen Don’la ve Terry’yle çılgınca oluyor, Japonya konserinde yaptığımız kayıtların plaklarında olduğu gibi, ama haklısınız; plakta kaybolan bir şeyler var, eksik olan… Trio’yla yapacağım bundan sonraki albüm çok da serbest ve kaygısız nitelikler taşıyacak, belki yine bir konser kaydı olur, büyük bir ihtimalle de Coneorde’daki. Yönetmenleri bana ne istiyorsam yapabileceğimi söyledi… Gerçi bunu çok duydum ya! İlginçtir, jazz’ı bazen içinizde hissedersiniz, bazen de hissetmezsiniz. Bazı geceler, kulüpte her şey o kadar iyi oluyor ki istediğim her şeyi çalabildiğimi düşünüyorum. Ama, ertesi gün, her şey ters gidiyor ve kendime, ‘hayır, o bir rüyaydı’ diyorum. Hep gitar çalmayı öğrenmeyi isterim; eşeği yürüten biraz da gözünün önündeki havuçtur. Eğer demek istediğimi anlamak isterseniz, Wes Montgomery bana bazen gerçekten gitarının kılıfını çıkarıp ona çiğ et atmak istediğini söylüyordu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1992-tarihli-17-sayisi/)

01.01.2021 01:03

Kategoriler:   Kim Bunlar

Tags:  , ,

Yorumlar