Menü

John Wayne Akciğer Kanseri

john wayne küçük oğlu ileKÜÇÜK OĞLU İLE — John Wayne, «Çocuklar küçük yaşta tehlikelere alışmalı. Ölüm korkusunu yenmeli» diyor. Üstteki fotoğrafta, baba John Wayne, ailenin en küçük ferdiyle şakalaşıyor.

GÜNEŞ, Sierra Madre dağlarının ardına gizlenmişti. Soğuk bir kuzey rüzgarı, geniş Durango düzlüğünü kasıp kavuruyor, Durango şehrinin sokaklarında tozu dumanı birbirine katıyordu. On sekizinci yüzyıldan kalma Barok stili katedraliyle yıllanmış Durango şehri, gene sakin gecelerinden birine hazırlanıyordu. Burası 80.000 nüfuslu küçücük bir maden ve ziraat şehriydi. Gece olunca, erkekler şehrin yegane meyhanesi olan Posado Duran’da toplanıp yıllardan beri gelmeyen turistlerin hayallerini kuracaklar, eski günlerin tatlı hatıralarını anacaklar ve belki de Hollywood’dan gelenler olur diye sabaha kadar ışıkları söndürmeyeceklerdi. Hollywood şöhretlerinden bazıları son zamanlarda Durango’ya uğramayı adet edinmişlerdi. Mesela «El Duque». Fakat o gece «El Duque» un Posado Duran’a gelmeye niyeti yoktu.

Şehrin dışındaki lüks Campo Mexico Motelindeki dairesine çekilmişti. Motelin sahibi, burasını kelimenin tam mânasiyle bir turist cenneti haline getirmek istemiş, fakat o da Durango gibi uzun zamandır müşterisiz kalmıştı. Hollywood’dan gelenler olmasa belki motel hiç de müşteri bulamayacaktı. Neyse birkaç haftadan beri motelin bütün odaları doluydu ve uzun bir süre daha öyle kalacaktı. Motelin büyük barına da Hollywood’dan gelen artistler tünemişlerdi. Kadınlı erkekli gruplar günün yorgunluğunu Meksika içkileri içerek gidermeye çalışıyorlardı. Fakat aralarında El Duque yoktu. El Duque yani John Wayne, çoktan odasına çekilmişti. Yemekten sonra bir süre dinlenmesi gerekiyordu. Ünlü aktör, iri vücuduna küçük gelen koltuğa büzülmüştü. Yanındaki masanın üzerinde açılmamış bir Amerikan gazetesi duruyordu. Koca John odasında düşünceleriyle baş başaydı, kapı vurulunca, «İçeri girin» diye seslendi. Ziyaretçi uzun yoldan geliyordu, Koca John da bunu bildiği için onu fazla bekletmek istememişti. Ziyaretçi içeri girer girmez, «Bir dakika radyoyu kapamama izin verir misin?» diye sordu. Misafirini karşılamak için ayağa kalkmak istemişti, fakat ziyaretçi onun son zamanlarda ne kadar çok yorulduğunu bildiği için buna mani oldu. «Birbirimizi çok iyi tanıdığımıza göre lüzumsuz merasimlere kalkışmayalım» dedi.

Koca John’un yorgun yüzü tatlı bir tebessümle aydınlandı. Ziyaretçi etrafı kolaçan edip elindeki deftere bir şeyler not ederken John Wayne de onu seyre koyulmuştu. Ziyaretçinin gözlerinin odanın bir köşesinde duran büyük oksijen tüpüne takıldığını farkedince izah etti:

-«Burası deniz seviyesinden bir hayli yüksekte. Hele film çevirdiğimiz yer daha da yüksek. Zaman zaman oksijen sıkıntısı çekiyorum. Malum ya ciğerlerimin genişlemesi için bol oksijene ihtiyacım var. Ara sıra tüpü açıp faydalanıyorum. Belki aslında oksijen tüpüne ihtiyacım yok ama ben ne olur ne olmaz diye tedbir almak istedim.»

john wayneGeçenlerde bir Hollywood ekibi «The Son of Katie Elder» (Katie Elder’in Oğulları) isimli filmi çevirmek için Durango’ya gelmişti. Baş rollerini Dean Martin, John Wayne ve Martha Hyer’in oynayacakları bu kordelenin rejisörlüğünü de Henry Hathaway yapacaktı. Fakat filmin çevrilmesine başlanmadan John Wayne’in akciğer kanserine yakalanıp ameliyat olmak üzere hastaneye yatırılması, işlerin düzenini bozmuştu. Koca John hastaneden çıkıp tekrar filme başladıktan sonra gazetecilere izini belli etmemeye çalışmış, hele geçirdiği ameliyat hakkında kimseye bilgi vermemeye gayret etmişti. O akşam Durango’daki motelde karşılaştığımız zaman benim onu niçin aradığımı gayet iyi biliyordu.

-«Hastaneden çıkar çıkmaz film çalışmalarına başladığına göre, mesleğini her şeyden fazla seviyor olmalısın,» dedim.

-«Evet,» diye karşılık verdi, «Hastaneden çıkacağım günü sabırsızlıkla bekledim. Hayatım boyunca o kadar film çevirdim ki artık kamera karşısında rol yapmak benim için ekmek yemek, su içmek kabilinden bir ihtiyaç haline geldi.

Biliyor musun, hastanede her tarafımı kesip biçtiler, sonra parçalarımı yeniden bir araya getirip beni bir bakıma dirilttiler. Sol tarafım berbattı. Adalelerimi kestiler, bir omurga kemiğimi çıkardılar, sol ciğerimin yarısını kesip attılar.»

Artık konu açılmıştı. Cesaretle sordum:

-«Hastanede sana neler yaptılar, Duke? (John Wayne kendisini Duke diye çağırmalarından hoşlanır) «Ameliyattan önce korkmuş muydun? Hastalığım öğrenince ne yaptın, anlatsana…»

-«Her zaman olduğu gibi yeni bir filme başlamadan önce sıkı bir doktor kontrolünden geçmiştim. Röntgen filmleri çekilmiş, kan tahlilleri yapılmıştı. Fakat, bir kere daha röntgen filmlerinin çekilmesi istenince midem bulandı. Doktorun bakışları endişeliydi. Önemli bir meseleye üzüldüğünü anlamam güç olmadı. Durumu kendi doktorumdan öğrenmedim. Röntgen mütehassısı bana meseleyi açıkladı. Kanser lafını duyunca şaşırmıştım. Doktor hiç vakit kaybetmeden hastaneye gitmemi istedi. Bir hafta sonra da ameliyat masasına yatırıldım. Ciğerimdeki kanser yarası altı aylıktı. Fakat bana hiçbir zararı dokunmamış, kendimde en küçük bir rahatsızlık hissetmemiştim. Artık kaderim tıp adamlarının elindeydi. Ameliyattan önce doktorlar bana neler yapacaklarını anlattılar. Sol ciğerimdeki yarayı temizlemek için yan tarafımı bıçakla açacaklardı. Tek ciğerle yaşamamın pekala mümkün olabileceğini söylüyorlardı. Fakat kanser öbür ciğere de atlamışsa o zaman benim için ümit yok demekti.»

Koca John, kısık bir sesle hikayesine devam etti: «Ameliyat masasından bir buçuk ciğerli bir adam olarak kalktım. Vücudumun yan tarafı açık kalmıştı. İkinci bir ameliyatla da her şeyi yerli yerine koyup diktiler. Artık sigara içmem yasak edildi. Halbuki ben eskiden günde beş paket içerdim. Şimdi bir tane tüttürmek istesem hemen öksürmeye başlıyorum. Korkup korkmamam meselesine gelince…» John Wayne, sözlerini yanda bırakıp ayağa kalktı. Dışardan gelen gürültü onu rahatsız etmişti. Pencereyi kapadı. Sonra tekrar eski yerine geçip:

john wayne-«Bana ölümden korkmayan bir kişi gösterebilir misin?» dedi. «Sabahları uykudan uyanmak ne kadar zevkli oluyor bilemezsin. Yeni doğan güneşi, tabiatın yavaş yavaş yeniden dirilip harekete geçişini seyrelmek meğer zevklerin en büyüğüymüş. Bunu ancak ameliyatımdan sonra anladım. Akşamları da ölü gibi yorgun bir halde kendimi yatağa atıyorum. Başım yastığa değer değmez derin bir uykuya dalıyorum. Sabahleyin dipdiri kalkacağımı bilerek uyumak da hoşuma gidiyor. Buraya gelmeden önce pek de kolay uyku uyuyamıyordum. Ciğerlerimin durumu beni endişelendiriyordu. Acaba iyileşmiş miydim? Yoksa ömrümün sonuna mı gelmiştim. Artık kendimi doktorların eline bıraktığım için müsterihim. Zaten bu adamlara itimat edince onların sözlerini harfi harfine yerine getirmek lazım. İtimat etmeyince de sözlerini dinlemek boşuna. Ben doktorlara inanmak zorundayım. Doktorlar, ciğerlerimde kanser hücresi bırakmadıklarını söylüyorlar ama bilinmez ki… En aşağı beş yıl devamlı doktor kontrolü altında yaşamam şart. Her ay sonu röntegn muayenesinden geçiyorum. Röntgenden alınacak neticeyi beklemek ölümden beter. Bu tehlikeli durumda hayat görüşümün değişip değişmediğini her halde merak edenler çoktur. Hemen söyleyeyim: Şimdi insanları eskisinden çok seviyorum. Etrafımın iyi insanlarla çevrili olduğunu da şimdi çok daha iyi anladım. Ben dindar bir adamı değilim. Kiliseye gitmem ama Allahın varlığına inanıyorum. Hastaneden çıktıktan sonra ona olan bağlılığım ve inancım bir misli daha arttı.»

John Wayne, devamlı ölüm tehlikesi içinde olmasına rağmen gündelik hayatında en küçük bir değişiklik yapmaya niyetli değil. Son nefesini verinceye kadar eski temposunu yavaşlatmayacak.

john wayne ailesiyleÜnlü aktörle konuşmadan önce onu tedavi eden doktorlarla da konuştum. Aktörün durumu sanıldığından daha ciddiymiş. Doktorlar, altı ay içinde her şeyin sona erebileceğini söylüyorlar. Ameliyatı yapan cerrah, John Wayne’in iki sene daha yaşayabileceğini söyledi. Kanser teşhisini koyan doktor ise herhangi bir aksilik olmazsa beş sene daha sıkıntısız yaşayabileceğini belirtti. Tabii ben bunlardan aktöre hiç bahsetmedim. Zaten o da içinde bulunduğu tehlikenin farkında, her şeye rağmen mücadele etmeye karar vermiş, kararından da caymayacak.

-«Küçük oğlumu şimdiden hayatın tehlikelerine alıştırmaya çalışıyorum,» diyor, «Bu yaştan ölümü güler yüzle karşılamayı öğrenirse, rahat yaşar.»

Motelden dışarı çıktığım zaman gökte soluk ay belirmişti. Her taraf derin bir sessizliğe gömülmüştü. Koca John’un da ertesi sabah uyanmak arzusuyla yatağına yatıp derin bir uykuya daldığını biliyordum. Evet, her şeye rağmen uyanmak isteğiyle uykuya yatmak zevkli bir şey olsa gerekti… Durango düzlüğünden şehre doğru esen şimal rüzgarı turist bekleyen eski şehrin boş sokaklarında ıslık çalıyordu…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1965-tarihli-23-sayisi)

21.09.2015 11:52

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar