Menü

Kadını Özgür Bırakmalı

* Kadın döven erkek uygarlıktan hiç nasibini almamış demektir. Ancak kadın da dayak yediği halde susuyorsa kendi kabahatidir.

* Büyük aşklar yaşayacak vaktim olmadı. Kocama aşık oldum ve evlendim.

* Okullarda tarih, coğrafya dersi nasıl veriliyorsa cinsel eğitim dersi de verilmelidir.

-Sayın Bubikoğlu sizce ideal evlilik nedir, nasıl olmalıdır?

-“İdeal evlilik çok anlaşarak yapılan, sevgiye, saygıya ve muhakkak ki, özveriye dayanılarak kurulmuş olanıdır. Evliliğin uzun süre yani ömür boyu sürmesi ve aynı hoşlukla devam etmesi elbette güzel bir olay. Düşünün bir kez birbirini tanımayan iki kişi, aynı fiziksel ve düşünsel yapıda kimi zaman olamayan iki insan biraraya gelip bir yuva kuruyor. Başlangıçta harika görünümlü olabilir ama sonradan daha mantıklı bir duruma geliyor ve birçok yeni boyutlara yol açıyor. Artık çocuğumu nasıl iyi yetiştirebilirim diye düşünmeye başlıyorsun, buna bir ikinci çocuk da eklenirse işler iyice sarpa sarıyor.”



-Türkiye’de erkeğin aile reisliği konusunda ne düşünüyorsunuz?

-“Toplum olarak ne denli değişimler geçirmiş olursak olalım, erkeğin bu konumu hâlâ değişmedi ve özellikle de sanırım kırsal kesimde olanca etkinliği ile sürüyor. Bu gidişle de ne zaman değişikliğe uğrayacağı hâlâ belirsiz…”

-Evlilikte zamanla aşkın yerini alışkanlıkların aldığı savunulur. Siz şu an hâlâ aşık mısınız?

-“Tabii ki, kocama aşığım, severek, saygı duyarak bir evlilik yaptım. Zamanla eski duygularımız tazelenir ama devamlı değil tabii, gelip geçiyor. O günkü ortama, insanın hissettiklerine bağlı, örneğin gerçekten güzel bir gündür, kocamla aynı duyguları yeniden yaşayabilirim, o güzel duygular canlanabilir, ilk aşkımızın başladığı günlere dönebilirim. Ama herhangi bir durum olduğu zaman da duygularını birdenbire silip atabiliyorsun. Bunlar karı-koca arasında hergünkü olağan şeyler…”

-İlk kez öpüşmeniz sizde ne gibi bir etki yarattı?

-“Hiç hatırlamıyorum. Herhalde hoş bir duygu yaratmış olsa gerek…”

-İlk kez aşık olduğunuzda kaç yaşındaydınız? Bugüne kadar kaç kez aşık oldunuz?

-“Büyük aşklar yaşayacak kadar vaktim olmadı. Kocama aşık oldum kendisiyle de isteyerek hemen evlendim.”

-Karşı cinsten ya da bağlandığınız kişiden neler beklersiniz?

-“Valla eşimi de bir yana bırakırsak, bir erkekten beklediğim en önemli özellikler evine bağlı, dürüst, sorumluluk sahibi ve anlayışlı olmasıdır.”

-Evlilik dışı ilişkileri nasıl karşılıyorsunuz?

-“Ben evlilik dışı ilişkilere karşıyım. Çünkü bir insan birlikte olduğu kişi yani eşiyle muhakkak iyi şartlarda, birbirlerini severek, bu işi götürmek için anlaşarak bir evlilik yapmışlardır. Bu ilişkiden memnun olmadıkları zaman, yani aldatmaya kalkıştıklarında eşinden memnun olmuyor demektir ve aradıklarını artık yuvasında bulamıyordur. Bu durumda da benim anlayışıma göre bu ilişki bitmiştir, hasta olmuştur. Kopmaya mahkumdur ve devam ettirmenin de anlamı yoktur. Birbirini aldatmaktansa karşılıklı konuşarak bir çözüme varılması gerekir, böyle halledilmelidir. Bu bir insani alışveriştir. Evlenmeden birlikte yaşama ise evliyken aldatmaktan daha bir doğal. Çünkü evlilik yapılmamış, öyle kabul edilmiş sürdürülüyor. Ancak ben evlenmeden birlikte yaşamaya da bir yere kadar taraftarım. Çünkü bir ilişkiye girildiği zaman o belirli boyutlara ulaşmalı. Sorumluluğu vardır, güzel olan da budur. Evlilik öyle küçümsenecek bir olay değil. Fakat o kişi evliliği kendine mal etmek istemiyorsa, evliliği ters karşılıyorsa, bu karşılıklı birbirlerini seven insanların bileceği bir iş, evlenmeden de yaşayabilirler ama bana göre değil…”

-Erkek birlikte olduğu kadını bir defalık bile olsa aldatırsa sizce suç mudur? Buna karşılık kadının da aynı şeyi yapması gerekir mi?

-“Bence her iki taraf için de aldatma denen olay hiçbir zaman olmamalı. Eğer aldatılacak bir durum varsa o zaman ilişki bitmeli, yeni bir ilişki başlamalıdır. Uyum sağlanamıyorsa kadınla erkek başbaşa vermeli, çare bulmalı. Uygarca olanı oturup konuşarak bir sonuca varmaktır.”



-Erkekte ya da kadında size göre başarıyı dış görünüş mü, yoksa yetenek mi belirler?

-“Ben her ikisinin de fazlasıyla etkin olduğuna inanıyorum.”

-Cinsel sorunların yaşama etki oranı kadında mı yoksa erkekte mi fazladır?

-“Tabii ki yıllardan beri koşullanmış olmamız nedeniyle kadında daha fazladır ve bu konuda da çileyi çeken kadındır. Erkek için daha kolay ve avantajlı durumlar var, örneğin en azından hiçbir zaman hamilelik gibi bir sorunu olmayacaktır.”

-Cinsel sorunlar ailede nasıl ele alınmalı? Siz bu konuda nasıl bir tutum izliyorsunuz?

-“Bu bir eğitim meselesi. Tek bir yolla olmaz, kaç kişi öğretebilir ki?.. Ancak umumi bir eğitimle gerçekleşebilir. Bu yollardan biri de çok yaygın olması nedeniyle televizyondur. Bizim de bu duruma gelmemiz, yani erkeklerde cinselliğe olan açlık, kadınların her zaman için daha zayıf olması tamamiyle kültüre dayalı bir olay. Bu engelleri aşmak için insanların muhakkak eğitime tâbi tutulması gerekir. Bu bizde çok zayıf ama herhangi bir girişim de yok. Bence, önce bunu başarmak gerekir. Şimdiye kadar bizim Zeynep’le herhangi bir sorunumuz olmadı. Tabii bundan sonra bu konuda da Zeynep’e her türlü yardımı yapmak isterim.”



-Peki siz ailenizden nasıl bir cinsel eğitim görmek isterdiniz?

-“Ben ailemden fazla birşey istemiyordum, yalnız bana normalini biraz olsun ihzaz ettirselerdi yine de memnun olurdum. Ancak ben kocamla evlenirken de fazla bilinçsiz değildim, Allah’tan benim meraklarım vardı. Arkadaşlar, komşular, bir-iki kitap o zamanlar bu tarz bir öğrenme fırsatı bulabildim. Türker’le evlendiğim zaman gerçi genç kızdım, bir sürü deneyim geçirmemiştim ama bazı şeylerin bilincindeydim ve öyle büyük deprasyon geçirecek boyutlara ulaşmadı. Bir oranda tabii ki, acısını çektim yine de, bilmediğim şeyler vardı. Onları da ”evlendikten sonra kocadan öğren” derler ya biz de öyle öğrendik. Ancak kızımı daha iyi ve olumlu bir şekilde hazırlamak gereğini hissederim, ailede aşırıya kaçmadan bir eğitim verilmesi gerektiğine inanıyorum.”

-Çağımızda ve özellikle de toplumumuzda cinselliği bir sorun halinde görmek doğru mudur?

-“Tabii ki, büyük boyutlara ulaşacak kadar büyük bir sorun var. Ve de uzun zaman süreceğe benziyor…”

-Okullarda cinsel eğitim derslerinin verilmesi yararlı olur mu? Cinsel eğitim zorunlu mu, yoksa isteğe mi bağlı olmalı?



-“Her yaşa, seviyeye uygun bir biçimde verilirse tabii yararlı olur. Bence zorunlu olması gerekir. Tarih, coğrafya dersi nasıl veriliyorsa cinsel eğitim dersi de verilmelidir. En temel insan gerçeklerinden biri olduğuna göre daha fazla geç kalınmadan muhakkak böyle bir ders konmalı. Verilmediği içindir ki, çarpıklıkların kötü etkilerini toplumumuzda sık sık görüyoruz.”

-Erkeğin ilişki kurduğu insan kadın… Ama yine de kadın en azından toplumsal ceza görüyor, bir yerde kimi olaylarda toplum tarafından horlanıyor, baskı görüyor. Bu duruma bir de siz kendi açınızdan bakar mısınız?

-“Bu durumu kadının yaşaması, duyması lazım. Ben böyle büyük bir baskıyla karşılaşmadım. Türker benden önce evliydi, kendisinin ikinci karısıyım. İlk zamanlar ufak çapta da olsa bir tür baskıyla karşılaştım. Benim devreye girdiğim zaman onlarınki parçalanmış bir yuvaydı, hiç geçinemeyen bir karı-kocaydı. Çevre bana da yuva yıkan kadın gözüyle baktı, özellikle de basında böyle ima edildi. Allahtan çevrem son derece modem görüşlüydü, herhalde başka çevrelerde çok daha kötüdür. Ancak daha sonra izlediğim tutum, yarattığım güven bu yanlış anlaşılmaları yıktı ve ben rahatladım.”

-Dayağı yani erkeğin kedini dövmesi olayını nasıl karşılıyorsunuz?

-“Dayağı şiddetle eleştiriyorum. Hiç kimsenin kadın da olsa, erkek de olsa bir başkasını dövmeye hakkı yok. Madem ki, modem dünyaya uymaya çalışıyoruz, sorunları çözmenin yolu da dayak değil uygarca konuşmak olmalıdır. Uygar bir dünyada yaşayan erkek bunu yapıyorsa uygarlıktan hiç nasibini almamış demektir. Bu gibi bir durumla karşılaşmamak için kadın hiçbir zaman erkeğe fırsat vermemeli. Dayak yediği halde susuyorsa kendi kabahatidir. Başka türlü anlam veremiyorum. Sorunun çözümü yine eğitime dayanıyor, eğitim olmadığı sürece bu böyle devam edecek. Ancak, bunun mutlaka bir çaresi bulunmalı. Kadın yasal yollara başvurduğunda sonuç alabilmeli, eline ancak dayak yakışan kişi de cezasını bulmalı.”



-Türkiye’de bekarete bu denli önem verilmesi size göre doğru mu?

-“Bu konu bir kanun gibi olmayıp kişinin kendi isteğine bırakılmalı. Umumi bir olay şeklinde değil, şahsın kendisinin vereceği bir karar olmalı. Mesele olmamalı yani. Kişinin kendi düşüncesine ve özgürlük anlayışına bırakılmalı, seçimi kendisi yapmalı. Biz de bu özgürlük ne zaman gerçekleşir bilinmez. Bu koşullar sürdükçe bu tutum da daha uzun yıllar süreceğe benziyor…”

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-11-sayisi/)

29.09.2020 14:32

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar