Menü

Kartal Tibet’in Sinemadaki İlk Günleri

YIL 1965… Tiyatro çevrelerinde «iyi bir oyuncu» olarak tanınan Kartal Tibet isminde bir genç aktör yaşar Ankara’da. Daha 12 yaşında küçücük bir çocukken «Kara Boncuk» piyesindeki oyunu ile kendini seyredenlere geleceğinin ne olacağını müjdelemiş, hemen herkese, «Bu çocuk büyük kabiliyet, imkanı olsa da Avrupa’da tiyatro öğrenimi yaptırsak» dedirtmiştir Sonra aradan geçen on yıl içinde Kartal Tibet, Ankara Atatürk Lisesini, Devlet Konservatuvarının Tiyatro Bölümünü bitirir. «Hamlet», «Othello», «Bizim Şehir», «Caligula» gibi piyeslerde rol alır; bu arada dört arkadaşıyle birlikte kurduğu Ankara Meydan Sahnesi’nde beş piyesin rejisörlüğünü yapar. Her şey iyi, güzeldir; Kartal Tibet tiyatro çevrelerinde şöhrete ulaşmıştır ama, maddi sıkıntılar içindedir. Kirada oturmaktadır, tiyatrodan aldığı para kafi gelmemektedir.



İşte bugünlerde Kartal Tibet’in kafasına Yeşilçam takılır. Daha doğrusu, Yeşiiçam Kartal Tibet’in kafasına çok öncelerden takılmıştır da, bir türlü kesin kararım verememiştir. Ama şimdi kararlıdır. Sinemanın bir aktöre ne verebileceğini çok iyi bilmektedir.

Kartal Tibet’in kafasının içinde sinema ile ilgili fikirlerin, düşüncelerin yoğunlaştığı bir sırada Suat Yalaz, İlhami Soysal, Aydın Köker gelirler tiyatronun kulisine… «Kartal bey sizi ‘Karaoğlan’ filminde oynatmak istiyoruz» derler. «Bu filim için açtığımız yarışmada istediğimiz özelliklere sahip birisini bulamadık. Uzun uzun düşünüp taşındıktan sonra sizde karar kıldık.»

Gelin sinemadaki ilk günlerin hikayesini Kartal Tibet’in kendi ağzından dinleyelim bundan sonra…



– «Sevinçle karışık bir heyecan kapladı içimi bu beklenmeyen teklif karşısında. Gözlerimin önüne gazetelerde, mecmualarda boy boy fotoğrafları yayınlanan sinema artistleri geldi. Ayhan Işıklar, Yılmaz Güneyler, Cüneyt Arkınlar, Eşref Kolçaklar, Orhan Günşiraylar… On binler, yüz binler… Setler, galalar, alkışlar, her gün postacının taşıdığı kucak dolusu hayran mektupları… Hiç düşünmeden ‘Evet,’ dedim.»

Kartal Tibet konuşmasının burasında bir an duraklıyor. Sanki o günleri, o saatleri, o dakikaları yeniden yaşamak istiyormuşcasına gözleri dalıp gidiyor. Kolay değil, her işin ilk günlerinin önemli bir yeri vardır insanın hayatında. Hele bu ilk günler, şan, şeref, şöhret ve servetle dolu, gelecek günlerin müjdecisi olursa…



– «Evet nerede kalmıştık?… ‘Karaoğlan’ filmine başladığım ilk günü hiç unutmam. Bambaşka bir insandım o gün. Kalbim küt küt atıyor, başım ağrıyor, elim ayağım titriyordu. Sıkıntıdan yüzümde kırmızı kırmızı lekeler peyda olmuştu. Bereket, atın üstünde olduğum için kameranın sesini duymuyordum ve setteki diğer insanlardan da uzaktaydım. Yoksa, kim bilir, belki de kıvıramazdım bu işi. Bütün sahne tecrübeme rağmen. Zira, sinema o kadar farklıydı ki sahneden…

«’Karaoğlan’ filmi büyük ilgi gördü ve beni bir anda şöhrete ulaştırdı. Fakat sağdan soldan kulağıma çatlak sesler geliyordu. Son derece canımı sıkıyor, moralimi bozuyordu bu konuşmalar. Birkaç büyük prodüktör: ‘Başka filimde oynayamaz bu çocuk,’ demişler.



‘Tipi müsait değil.’ Şimdi aynı prodüktörlerin benden gün alabilmek için peşimden koştuklarını görünce ‘Hey gidi dünya hey!’ demekten kendimi alamıyorum. Bu arada, ‘Karaoğlan’ a başlamadan önce, birkaç kişi de: ‘Kısa boylu, şişman birisidir o. Sakın ona başrol verme, filmini rezil edersin, mahvolursun,’ diye nasihatta bulunmuşlar Suat Yalaz’a. Bugün kimler olduklarını biliyorum bu şahısların. Beni görünce başlarını önlerine eğip geçiyorlar yanımdan. Prodüktör, rejisör oldukları halde, bölge işletmecilerinin baskılarına rağmen, filim teklif edemiyorlar bana. Çünkü alacakları cevabı biliyorlar.



«Bugün Bebek’te 400 bin lira değerinde bir katım, Kumburgaz’da 150 bin lira değerinde yazlık dairem, 200 bin lira değerinde Mercedes marka bir otomobilim, kenarda köşede de 3 – 5 kuruş param var. Servet ve şöhret sahibiyim. Bütün bunları bana sinema verdi. Nankörlük yapamam. Onun için ben de elimden geldiği kadar sinemaya bir şeyler vermeye çalışıyorum.»

Ve Kartal Tibet’le vedalaşıp ayrılırken bakıyoruz o gene dalgın dalgın düşünüyor. Eski günleri, Yeşilçam’da yalnız, kimsesiz, meçhul olduğu günleri. Acı, ıstırap, heyecan çektiği ilk günleri…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1971-tarihli-4-sayisi)

04.03.2021 21:26

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar