Menü

Evrim Fer Fırında Ekmek Pişirdi

Anadoluda’ki binlerce köyün halkı gibi, Akköy’ün kadınları da kendi pişirdikleri ekmeği yiyolardı. Evrim Fer de bir bakıma onlar gibi değil miydi, yıllardır kendi kazanıp kendi ekmeğini yemiyor muydu?

evrim fer

EVRİM Fer, üç günden beri Yalova’dan 17 kilometre ötedeki Çınarcık’da bulunuyordu. «Kocaoğlan» ın çekimi için gelmişti. Ve geldiği günden beri durmamacasına çalışıyordu. Ancak dördüncü gün Evrim Fer’e iş koyulmadı. O sabah her zamankinden biraz daha erken uyandı. Dişlerini fırçalayıp, yüzünü yıkadı. Makiyajını yaptı, giyindi. Yeni aldığı bej renkli Oldsmobile marka otomobili kapının önünde park etmiş bekliyordu. Şoförüne erken kalkmasını akşamdan tembihlemişti. Evrim Fer, en son, deniz ayakkabılarını ayaklarına geçirdikten sonra arabasına bindi. Ağır ağır deniz kenarına uzanan toprak yolda ilerliyordu. Dinlenmeye gelen motel sakinleri deniz kenarlarını doldurmuşlar, güneşleniyorlardı. Evrim Fer, denizdekilere imrendi. «Nasıl olsa daha akşama vakit çok. Mayomu alıp bir güzel yanarım,» dedi içinden. Çınarcık’tan Yalova’ya giden yola saptılar. Şimdi her iki yanlarında buğday tarlaları ta ötelere doğru uzanıyordu. Evrim Fer, uçsuz bucaksız buğday tarlalarını görünce köylüleri ve toprağı böyle verimli bir hale nasıl getirdiklerini düşündü. Ekmeklerini, toprağı besleyerek, alın teriyle kazanıyorlardı. Bej renkli Oldsmobile’le köy evleri arasından geçerken Evrim Fer, şoförüne biraz durmasını söyledi. Bir köy fırını, dikkatini çekmişti. Araba yavaşladı. Evrim aşağıya indi. Orada bulunan köylü kadınlar, küçük çocuklar merakla ona bakıyorlardı. İçlerinde en yaşlı olanı:evrim fer

-«Akköy’e hoş geldin kızım,» dedi.

Evrim, fırına doğru biraz daha yaklaştı. Yerde tahtadan oyulmuş hamur kalıpları, kalıpların üzerinde de mis gibi ekmek hamurları vardı. Köylü kadınlar bu fırında kendi ekmeklerini pişiriyorlardı. Köylü kadınlardan biri tahta kürekle hamurları fırına verirken, diğeri de boşalan kalıplara hamurları sıralıyordu. Evrim, kadınların çalışmasını sevmişti. Kendi ekmeklerini kendileri hazırlıyorlar, sonra da bir sofra başında parçalayıp, yiyorlardı. Aynen kendisi gibi; o da ekmeğini kendi kazanıp, kendi yemiyor muydu?

Evrim Fer, fırındaki ekmeklerin boşalmasını bekledi. Ekmek pişirmeyi deneyecekti. Evrim, kalıptan kendi eliyle aldığı hamuru fırın küreğinin üzerine yerleştirdi. Fırına verdi. Kısa bir süre sonra kürekle fırından pişmiş olarak somunu aldı. Sıpsıcaktı, dumanı daha üstünde tütüyordu. Köylü kadınlar:

-«Haydi kızım, kendi pişirdiğin ekmeği ye bakalım. Senin nafakan sayılır,» dediler.

Evevrim ferrim Fer, ekmeği ikiye böldü. Bir parçasını dudaklarına götürüp, ısırdı. Önce ağzı yanar gibi oldu, sonra ekmeğin lezzetini dilinde duydu. Hoşuna gitmişti. Köylülere teşekkür edip ayrıldı. Arabasına binerken ardından el sallıyorlardı. Akköy’ün kadınları fırınlarında ekmek pişiren Evrim Fer’i sevmişlerdi.

BİR DE BEN DENEYEYİM — Evrim Fer, otomobiliyle Çınarcık kıyılarında dolaşırken köylü kadınlarının ekmek pişirmelerine imrenmiş ve aralarına karışmıştı. Önceden hazırlanan hamurlardan aldı, fırına sürdü. Kadınlar «Tamam olmuştur» deyince çekti ve hemen ısırdı.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-31-sayisi/)

10.02.2017 11:27

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 12:58

    Yusuf Kadri

    helal olsun nasıl başarmış onu :):):)