Menü

Maximilian Schell Muamması

Evde olduğu zamanlar, herkes koridorlarda ayaklarının ucuna basarak dolaşır. Telefonlar arka odalara kaldırılır. Misafirlerin sayısı azalır. Kısacası evin içine bir korku havası hakim olur. Bazı günler Maximilian Schell’in odasından tatlı piyano sesleri gelir. Bazan da piyanonun sesi değişir, bir dangırtı halini alır. Bazan da odada bir erkek gür sesiyle dünya edebiyatının şaheser şiirlerini okur…



Maximilian Schell’in birbirine hiç uymayan garip davranışları, ailesinin fertlerini olduğu kadar yakın dostlarını da şaşırtıyor. Sinema dünyasının bir numaralı aktörlerinden biri olmasına rağmen teklif edilen rolleri kabul etmemek için şirket sahiplerine bin dereden su getiriyor. İyi bir piyanist olduğu halde konser turnelerine çıkmaktan kaçınıyor. Aşağı yukarı bir seneden fazla bir süredir yazdığı piyesin üzerinde uğraşıyor. Piyesi tamamladığı halde oynama hakkını satın almak isteyenlere de «Ben tüccar değilim» cevabını veriyor.

Maximilian Schell, iki üniversite, bir konservatuvar bitirmiş, kültürlü bir aktör. Hollywood ve Avrupa şirketlerinde de filmler çevirdiğine göre, bir hayli insan tanıyıp dost edinmesi gerekir. Oysa, Maximilian’ı bugüne kadar kardeşlerinden ve Prenses Süreyya’dan başka herhangi bir kimseyle pek gören olmamıştır. Genç aktör, Süreyya ile tanışmadan önce de aşk ve izdivaç hakkında çok kötümser fikirlere sahipti:



-«Bir sanatçı ancak mesleğini düşünebilir. Aşka ve evliliğe vakit ayıramaz,» diyordu.

Son zamanlarda ise aktör, bu konudaki fikirlerini biraz değiştirmiş:

-«Bir aktör isterse evlilikle meslek hayatını bir arada yürütebilir,» diyor, «Sevmek ve sevilmek de her insanın olduğu gibi bir aktör için de tabii ihtiyaçtır.»

Kalabalık bir ailenin çocuğu olan Maximilian Schell, yalnızlıktan hoşlanıyor. Yalnız yaşamanın da en zevkli iş olduğu iddiasında. Piyanosu, daktilo makinesi ve plaklarından başka Maximilian Schell spora da meraklı. Bir zamanlar İsviçre milli kürek takımının şampiyon kürekçisiymiş, iyi de futbol oynarmış.



Oscar kazanan birçok sanatçının aksine Maximilian Schell bu armağanı kazandığına sevinecek yerde üzülmüş. «İlk hamlede Oscar yahut benzeri armağanlardan birine layık görülmek, pek doğru değil, insan armağan aldıktan sonra teklif edilen rolleri kolay kolay beğenemiyor. Acaba tekrar armağan kazanır mıyım, yoksa filmle beraber ben de rezil mi olurum, diye haklı olarak düşünüyor. Ben filmlerimde değişik karakterler yaratmaktan hoşlanırdım. Oscar’ı kazandıktan sonra bir sürü teklifi geri çevirdim. Romantik aşık rolleri benim tipime gitmez, milyon verseler böyle bir rolü oynamak istemem. Son filmim «Return From the Ashes» (Küllerden Dönüş) te manyak bir katili canlandırıyorum.»



Maximilian Schell, Süreyya ile olan ilgisi hakkında kimseye bir şey söylemiyor. Genç adam, özel hayatının sadece kendisini ilgilendireceğini defalarca tekrarlamasına rağmen gazeteciler de ona ikide bir Süreyya’yı sormaktan vazgeçemiyorlar. Aktör de bu yüzden gazetecilerle dost olamıyor. Kardeşleri ve akrabaları da Maximilian’ın yerine herhangi bir açıklamada bulunmuyorlar.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1965-tarihli-25-sayisi)

02.11.2020 15:53

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 16:35

    Eylül Arif

    zor adammış valla :D
  • Yayınlandı: 31 Ağustos 2015 15:58

    OZAN YURT

    garip görnüp farklı olucak bunlarda ergen midir nedir :D