Menü

Metin Erksan’ın Hikayesi

karanlık dünyaMETİN Erksan’ın sinema serüveni İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi bölümünde okuduğu 1947 yıllarında başlar. O tarihlerde Dünya gazetesine «Kamera» adıyle film tenkidleri yazıyordu. İlk senaryolarını meydana getirdiği 1950 yılında Atlas Film için Yusuf Ziya Ortaç’ın «Binnaz» ını senaryo haline getirmiş, fakat bu konu ancak on yıl sonra filme alınırken rejisörlüğünü bir başkası yapmıştı. Erksan’ın ilk filmi Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun derlediği «Aşık Veysel» in hayatı oldu. «Karanlık Dünya» adını taşıyan ve 1952 de çekimi tamamlanan filmin gösterilmesi sansür tarafından yasaklandı. Ama, sessiz sedasız bir netice yerine çeşitli çevrelerde etkiler yaratan «Karanlık Dünya» her şeye rağmen, 22 yaşında genç bir sinemacı olan Erksan için ümit kapılarının açılması demek olmuştu. 1954’te Atlas Film firması Peyami Safa’nın «Cingöz Recai» sini perdeye aktarmak vazifesini ona verdi. Ertesi yıl, Halide Edip Adıvar’ın «Yolpalas Cinayeti» ni meydana getirdi. Daha sonra Güzide Sabri’nin romanı «Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi» ni filme almak istedi. Ancak askerlik gelip çatmıştı. Ordu Film Merkezinde çevirdiği «Dünya Havacıları Türkiye’de» adlı bir dokümanter, onun meslek hayatındaki ilk dönemin son ürünü olmuştur…

yılanların öcüMetin Erksan’ı Türk film piyasasında ilk defa söz sahibi eden film 1958’de meydana getirdiği «Dokuz Dağın Efesi» oldu. Bu film Çakıcı Mehmet Efe’nin maceralarını anlatıyordu. Senaryo ve mizansen olarak E. Kazan’ın ünlü «Viva Zapata» sını tekrarlamasına rağmen, sinema tekniği yönünden bir hayli başarılı bulundu. Henüz, kişiliğine kavuşamamış bir rejisör için yabancı sinemadan etkilenmek, tekrarlara düşmek, o günlerde tabii karşılanabilirdi. Fakat 1959 sonlarında yaptığı «Hicran Yarası» ve 1960’ta çevirdiği «Şoför Nebahat» arada çektiği «Nehir ve Uygarlık» adlı dokümanter bir yana bırakılacak olursa, Erksan’a bağlananların ümidini parçalamıştı. Ancak, aynı yıl meydana getirdiği «Gecelerin Ötesi» o zamana kadar yaptıklarının içinde biraz daha bizden olan bir konudan, bir gazete haberinden çıkmıştı. 1962’ye kadar çevirdiği «Mahalle Arkadaşları» ve «Oy Farfara Farfara» bu endişenin sonunda meydana çıktı. Erksan’a Türk sinemasında gerçek yerini kazandıran, bu filmlerden sonra Fakir Baykurt’un romanından perdeye aktardığı «Yılanların Öcü» olmuştur. Köy hayatında gacı hayaterçekleri bulup çıkarmak yönünden sinemamıza en ilgi çekici örneği veren genç rejisörün bu başarısı, onun meslek hayatında bir dönüm noktası teşkil eder. Daha sonra yaptıkları, O. Henry’nin hikayesinden meydana gelen «Çocuk Hırsızları» ve «Sahte Nikah» gene iyi bir film imkanı bulana kadar geçirilen zamanın ürünleriydi. Nihayet, 1963 yılı içinde Erksan, o güne kadar yaptıklarının çok daha ötesine geçerek, bu defa da İtalyan«Neo – realisme» nin etkisinde «Acı Hayat» ı yaptı. «Acı Hayat» belki konu ve senaryo yönünden pek ilgi çekici sayılamazdı. Ama sinematekniği ve oyuncu yönetiminde Erksan kimsenin yapamadığı bir idare gösteriyor, bu alandaki kudretini de ortaya koyuyordu. Artık çok daha iddialı, sinema çevrelerinin olduğu kadar, ülkemiz dışındaki insanların da ilgisini çekecek bir film yapmanın zamanı gelmişti. Rejisör yeniden köye çıkmak, seyirciye «Yılanların Öcü» nsusuz yazde verdiği gerçek problemlerin bir yenisini ele almak arzusiyle yanıyordu. Böylece, Necati Cumalı’nın yaşanmış hikayesinden hazırlanan senaryo ile «Susuz Yaz» ortaya çıktı. Gayesi susuzluğu ve buna paralel olarak da üç kişi arasındaki kişisel çatışmaları bir cinsi heyecan atmosferi içinde göstermekti. Erksan’ın «Acı Hayat» ın arkasından daha üstün bir başarı sağlayacağı, ele aldığı problemlerin derinlerine sokulacağı beklenirdi. Ama, filmi bilhassa yücelten E. Taş, H. Koçyiğit İkilisinin oyunları ve rejisörün birkaç sahnede yarattığı taşkın mizansenler oldu. Neticede «Susuz Yaz», filmin prodüktörü Ulvi Doğan’ın iyi niyetli gayretiyle Berlin Film Festivaline katıldı ve beklenmedik bir şekilde birinciliği kazanıverdi. Şimdi, birçokları gibi biz de M. Erksan’ın yeni eseri «Suçlular Aramızda» nin gösterilmesini bekliyoruz.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-31-sayisi/)

10.02.2017 12:24

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 12:33

    Suzan Genç

    Metin abi yan komşumuzduu :)