Menü

Mevlana Diyarı’nda Aşıklar Yarıştı

Anadolu’da XV. yüzyıldan sonra yepyeni bir edebiyat türü meydana çıkmıştı. Çoğu belli bir eğitimden geçmemiş, hatta okuması, yazması bile olmayan bazı ozanlar ellerine sazlarını alıp diyar diyar geziyor ve her konakladıkları yerde sazlarını çalıp aşklarını, hislerini, düşüncelerini basit cümlelerle dile getiriyorlardı. Türk halk edebiyatının en güzel dallarından biri olan «Aşık Edebiyatı» için yeni bir «tür» dememizin sebebi de şu: Ozanların sazlarının eşliğinde söyledikleri ne şiirdi, ne de hikaye. Şiir diliyle hikaye anlatıyorlardı. Aruz Vezninin kalıpları içinde aşkı ve şarabı oldukça karışık bir dille terennüm eden Divan Edebiyatının yanı sıra, bu tür birden Anadolu’ya yayılıverdi. Halk şairleri her gittikleri yerde itibarla karşılanır, ikram – izaz görür oldu.

Mevlana Diyarı'nda Aşıklar YarıştıZamanla bu tür de yavaş yavaş unutulmaya yüz tuttu. Önce aşıkların gezginci niteliği kayboldu. Hemen hepsi büyük merkezlerde toplanır oldular. Her biri iş, güç sahibi olmuştu artık. Bu yüzden diyar diyar gezmelerine de imkan kalmıyordu tabii. «Gözden ırak olan gönülden de ırak olur,» derler ya… Halk da «şair» lerini yavaş yavaş unutmaya başlamıştı. Hele öyle bir zaman geldi ki yeni aşıklar sadece belirli bir çevrenin dışında kimse tarafından tanınmaz hale geldiler.

Konya Turizm Derneği, 1966 yılında düzenlediği «Aşıklar Bayramı» ile günümüzde gitgide unutulmaya yüztutan bu halk sanatını yaşatmak için olumlu bir teşebbüse girişti. Eski zamanın gezginci «aşık» ları yerine, günümüzün yer, yurt sahibi «aşık» ları bu vesileyle yurdun dört bir köşesinden koşup Konya’ya geldiler. Hem birbirleriyle tanıştılar, hem birbirlerinden bir şeyier öğrendiler, hem de kendilerini halka tanıtıp bu sanatın ölmediğini ispat ettiler.

Ertesi yıl da tekrarlanan «Aşıklar Bayramı» nın üçüncüsü 26- 29 ekim 1968 tarihleri arasında yine Konya’da yapıldı. Yurdun dört bir yanından gelen kırka yakın aşık, Şair Orhan Şaik Gökyay’ın başkanlığında ve Osman Atilla, Mehmet Önder, Gültekin Sağmalcı, Ahmet Kabaklı, İhsan Hınçel, Orhan Tahsin, Asaf Güren, Yıldız Tezcar’dan müteşekkil jüri önünde «şiir», «türkü», «atışma» ve «deyiş» te yarıştılar.

YEŞİLÇAM ARAP FİLİMCİLERİN İSTİLASINA UĞRADI

Mevlana Diyarı'nda Aşıklar YarıştıAllah nazardan saklasın, son aylarda yakın doğu ülkeleriyle filimcilik sahasında lüzumundan fazla içli, dışlı oluverdik. Ve böylece, tiyatroya, sahneye akın yüzünden boşalan Yeşilçam’a yeniden bir hareket geldi.

Yurdumuza en son gelen yabancı yıldızlar Mısırlı. Arap aleminin iki ünlü yıldızı ve bir rejisörü, bir Türk (Kadri Film), Mısır (Kemal Şinnavi), Lübnan (Venüs Film), ortak yapımı olan «İstanbul Macerası» isimli filimde oynamak üzere, geçtiğimiz hafta İstanbul’a geldiler ve bir kokteyl partide basın mensuplarına tanıştırıldılar.

Mısır’ın Ayhan Işık’ı olduğu söylenen (gerçekten Ayhan Işık’a tip olarak son derece benziyor) Kemal Şinnavi, eşi Nahet Şerif, İstanbul’ da çevirecekleri filimde Ekrem Bora, Tugay Toksöz, Atıf Tuna, Sevda Ferdağ, Hüseyin Baradan, Aydın Tezel ve Hüseyin Zan ile birlikte oynayacaklar. Filmin senaryosunu Mısırlı rejisör ve senarist Hüsamettin Mustafa yazmış, filmi de o yönetecekmiş.

Türk ve Arap filimciieri kokteylin ertesi günü çalışmaya başladılar. Yalnız ne var ki, Türk prodüktörlerle Lübnan ve Mısırlılar arasında anlaşmazlık çıktı ve filim yarıda kaldı. Misafir filimcilerin yurdumuzda ne yapacakları henüz belli değil.

BAYRAM BAŞLIYOR

Mevlana Diyarı'nda Aşıklar YarıştıTurizm ve Tanıtma Bakanı Nihat Kürşat’ın açış konuşmasıyla başlayan ve 3 gün devam eden bayramın en renkli ve en heyecanlı anları aşıklar «atışma ve deyiş» dalında yarışırlarken yaşandı. «Atışma» için eşlendirilen iki aşık mikrofon önüne gelince, jüri halktan ayak (bir nevi kafiye) istiyordu. Dinleyicilerin teklif ettikleri «ayak» lardan biri, «giderim», «ağlarım» gibi, jürice kabul edilip aşıklara veriliyor ve aşıklar da bu kafiyeye uygun olarak karşılıklı üçer kıta söylüyorlardı. Bize kalırsa bu, başlı başına marifet isteyen bir iş… Düşünün, halk karşısına çıkacaksınız, size bir kafiye verilecek ve o kafi- kafiyeyle size cevap verirken, siz yine aynı kafiyeye uygun yeni bir dörtlük düşüneceksiniz. Üstelik bu yeni dörtlük, rakibinizin kıt’asına da bir cevap olacak. Kolay iş değil… Bunu söyleyebilmek için ancak aşık olmak lazım…

«Atışma» ve «Deyiş» te ilk ayak Turizm ve Tanıtma Bakanından istendi. Nihat Kürşat da güzel ve ince bir buluşla, «Tamam, başlasın,» anlamına gelen «Ko gitsin» ayağını verdi. Hazır söz atışmadan açılmışken «iğneli yarışmadan» da bahsetmeden geçmeyelim. Tabii bu iğne mecazi manada ima falan değil, basbayağı bildiğimiz topluiğne. Aşıklar dudaklarının arasına bir topluiğneyi dik olarak yerleştirip atışmaya dudaklarını kapamadan devam ediyorlar. Tabii bu arada acemi bazı aşıkların dudaklarının kan revan içinde kaldığını söylemeye bilmem lüzum var mı?

Yarışmanın ikinci günü halkın ısrarlarına dayanamayan Yıldız Tezcan sahneye çıktı. Daha doğrusu jüri üyesi olduğu için zaten sahnedeydi. Yerinden kalkıp mikrofon başına geldi ve kendi yazdığı iki şiiri okuyup dakikalarca alkışlandı. Kapanış gecesi halk gene Yıldız Tezcan’ı istedi, o da iki yeni şiirini daha okudu.

Mevlana Diyarı'nda Aşıklar YarıştıYine «aşıklar bayramında» çok enteresan bir şey daha gördük. Burada rastladığımız sanatçıların hepsi aynı zamanda hem şair, hem bestekar, hem saz çalıyor, hem de söylüyor. Yalnız bir istisnasıyla. Ferrahi isimli aşık sesini kaybettiği için henüz 9 yaşında olan kızı Emine’yi kendine «naip» yapmış, baba çalıyor o söylüyor.

«Ah neyleyim gönül senin elinden Her zaman ağlarım, gülemem gayri Ben bıktım usandım elin dilinden Terk ettim sılayı, gülemem gayri.

Ey Ferrahi, yandım yar ateşine Neler gelir aşıkların başına Ağlayarak gelme mezar taşıma Cevap versen bile alamam gayri.»

Nihayet üçüncü günün sonunda Jüri kararını bildirdi. Şiirde Abdüivehap Kocaman, türküde Murat Çobanoğlu, atışma ve deyişte de Mevlut Ihsanî birinci oldular. Kazananlar ödüllerini aldılar. İçlerinde Konya Senatörü Fevzi Halıcı ve Sait Sina Yücesoy’un da bulunduğu güzide misafirler derece alan aşıklara madalyalarını taktılar. Yemek verildi, Anadolu’nun bağrından kopup Anadolu’nun sesini dile getiren halk şairleri yılda bir de olsa kadirbilirlikle ağırlandılar. Fakat onları en çok sevindiren Yıldız Tezcan’ın Konya’dan ayrılırken söylediği şu sözler oldu:

– «İstanbul’da en kısa zamanda sîzler için bir arsa alıp site inşa ettireceğim. Site’de hep birlikte sîzlerle olacağız.»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-47-sayisi)

11.08.2019 00:32

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 3 Eylül 2015 17:20

    HASAN YÜNCÜ

    işte yarışma gibi yarışma be sazlı sözlü mükemmel gerçekten :D
  • Yayınlandı: 7 Eylül 2015 09:53

    HALİT KUMRU

    özlediğimi yarışmalar be ne o şimdi abidik gubidik şeyler var