Menü

Mia Farrow Sinirden Çıldırdı

Mia Farrow Frank Sinatra’yı UnutamıyorNew York’un en lüks lokantalarından biri olan «L’Etoile» de buluşacaktık. Gerçi randevuyu almam güç olmamıştı, ama Hollywood şöhretlerinin çoğunlukla kaprisli kişiler olduklarını bildiğim için randevu yerine oldukça erken gitmiştim. Amerika’nın taçsız imparatoru Frank Sinatra’nın eski eşi Mia Farrow ile karşılıklı yemek yiyip konuşacaktık. Kendisiyle hiç yüz yüze gelmemiştim. Televizyon programlarından ve filimlerinden tanıdığım Farrow’u hayalimde hep zarif, kibar tavırlı, cici bici bir genç kadın olarak canlandırırdım. Bütün dünya kadınlarının taptığı erkeği tepip, tek başna hayat mücadelesine devam eden bu genç ve cesur kadının düşündüğümden başka olacağını da aklımın köşesinden geçirmemişim. Ben, Mia Farrow ve Frank Sinatra bilmecelerini hayalimde çözmeye çalışırken, lokantanın kapısından içeriye son derece garip kıyafetli bir kadın girdi. Buna kadından ziyade ucube demek daha doğru olacaktı. Mini eteklerin daha da minileştiği bir devirde bu kadın, etekleri yerleri süpüren parlak desenli acayip bir basma elbise giymişti. Havanın anormal derecede sıcak olmasına rağmen kadıncağız, bu elbisenin üzerine bir de siyah kalın pelerin giymişti. Benim gibi herkes bu acayip kadını merakla süzüyordu. Birden şef garson heyecanla ileri atılıp kadına itibar edince şaşırdım. Birkaç saniye sonra ise, şef garsonun bu acayip kadını benim masama getirdiğini görünce şaşkınlığım daha da arttı. Fakat yüzünü yakından görünce dondum kaldım. Bu gözleri çukura kaçmış acayip kıyafetli kadın, Mia Farrow’nun ta kendisiydi. Daha merhaba demeden, hal hatır sormadan gözleri masanın üzerinde duran resimlere ilişince birden öfkeleniverdi ve benim bir şey söylememe fırsat bırakmadan resimleri kaptığı gibi paramparça etti. Resimlerin önemi yoktu. Bunları stüdyodan almış ve hazır yıldızla konuşma imkanını elde etmişken SES okuyucuları adına imzalatmayı düşünmüştüm. Bir gün sonra stüdyoya gidip aynı resimlerden istediğim kadarını alabilirdim. Mesele o değildi. Önemli olan Mia’nın bu beklenmeyen hareketiydi.

– «Resimleri niçin yırttınız?» diye sordum.

Kaşlarını çattı, hırçın bir tavırla, «Sevmiyorum işte bu resimleri,» dedi. «Bunlar bana hiç benzemiyor. Resimlerdeki insanla benim hiç bir ilgim yok. Hem size ne? Kendi resmim değil mi? Cenım isterse yırtarım, canım isterse yakarım.»

Çok çetin bir cevizle karşı karşıya olduğumu anlamıştım, ama renk vermedim.

Mia Farrow Frank Sinatra’yı UnutamıyorKonuşmaya başladık. Babası John Farrow’u çok sevdiğini, kardeşlerinin yaramazlıklarını, annesinin eskiden Tarzan filimlerinde baş rolü oynadığını ve kendisinin de bu filimleri pek beğendiğini anlattı. Arkadaşlarından bahsetti, çocukluk günlerinin filimlerinden, televizyon programlarından sözetti. Baktım, Mia dış görünüşünün garipliğine rağmen, son derece samimi bir genç kadın. Her konuda büyük bir rahatlıkla konuşabiliyor. Elime geçen bu fırsatı kaçırmamak için hemen, «Frank Sinatra’dan niçin ayrıldınız?» diye sordum. İşte o zaman olanlar oldu. Karşımda sakin sakin oturan Mia yerinden fırladı. Bütün vücudu zangır zangır titriyordu. Elindeki çantayı hırsla masaya vurdu. Gözlerinde şimşekler çakıyordu. Gayet kaba bir dille bana bir daha Frank Sinatra adını onun yanında ağzıma almamamı ihtar etti. Bir sürü küfür savurdu. Etraftan herkes bize bakıyordu. Olduğum yerde büzülmüş kalmıştım. Ne özür dileyebiliyordum, ne de isteneni yapacağımı söyleyebiliyordum. Genç kadın birkaç saniye etrafına bakındıktan sonra tekrar yerine oturdu, başını iki elinin arasına alıp hüngür hüngür ağlamaya başladı.

Bu durumda orada daha fazla kalmamıza imkan yoktu. Yavaşça Mia’yı kolundan tuttum, dışarı çıkardım. Oradan başka bir lokantaya gittik. Mia’yı oyalamak için ona Hindistan’a yaptığı geziler hakkında sorular sordum, parmağındaki bilmeceli yüzüğü nereden aldığını sordum. Hindistan kelimesini duyunca Mia’nın yüzü birden aydınlanmıştı. Yogi üstadı Mahareshi’nin tavsiyeleri sayesinde sinir hastası olmaktan kurtulduğunu da bu arada itiraf etti. Parmağındaki yüzüğü ise bir erkek arkadaşının verdiğini söyledi. Bu yüzük ona uğurlu geliyormuş. Bir keresinde yüzüğü bozmuş ve yeniden yapıncaya kadar da bir aksilik olur endişesiyle evinden dışarı adımını atmamış…

Mia Farrow bugün Hollywood’un gerçekten en kabiliyetli yıldızlarından biri. Ama geleceğinden pek emin değil. Frankie’den ayrılmasının iş hayatına tesir edip etmeyeceğini, kendi dahil kimse bilmiyor…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-47-sayisi)

10.08.2019 23:16

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 16:39

    Ayşe Bilgiç

    ne garipti şu kadın :D
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 10:14

    YONCA YEŞİL

    hatırlıyorumda kısa saclarıyla damga vurmustu o zamana :D
  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 10:14

    MÜSLÜM KOŞAN

    kendisine kısa sac yakısıyoduda :D