Menü

Mine Mutlu ve Nevin Nuray Soyundu

İstanbul’un güzel hanımları Hilton Otelinin havuzunun kenarında sereserpe uzanmışlar, güneşleniyorlar. Hemen hepsinin mayoları İngiliz, Fransız, İtalyan menşeli, bikini cinsinden. Bir zamanlar bikini mayo giyen güzel kadın parmakla gösterilirdi. Şimdi herkes bikini giyiyor, kimse kafasını çevirip bakmıyor bile…

Bizim yerli sinemanın yenilerinden, 1965 Türkiye güzellik kraliçesi Mine Mutlu da bu bikinili güzellerin arasında salma salma dolaşıyor, poz poz resimlerini çektiriyor. Çektiriyor ama, Mine Mutlu’nun üstünde bugüne kadar görmediğimiz cinsten bir mayo var. Feza adamlarının ilgi çekici giyimleri gibi bu mayo da insanın tuhafına gidiyor, meraklandırıyor. Yanımızda güneşlenen çilli İngiliz kızı Joan Mitford mayoya bir isim buldu bile:



«Feza mayosu!…»

Feza mayosunun arkası kalçalara kadar açık. Ön tarafı göbeği meydanda bırakıyor. Doğrusu, bu mayo Mine’nin vücuduna çok yakışmış.

Havuz başında konuşuyoruz:

– «Mayom tuhafınıza gitti değil mi? Haklısınız… Bir Avrupa mecmuasında Mytene Demongeot’nun üzerinde gördüm, çok beğendim. Hemen ertesi günü terzime koşup aynını ısmarladım. Bundan sonra Avrupa mecmualarını takip edip oradaki modellere göre giyineceğim,» diyor Mine.



Mine Mutlu ile bu ilk röportajımız. Samimi, sevimli bir kız. Diğer yeni artistlerin çoğu gibi atıp tutmuyor. Gerçek neyse onu konuşuyor:

– «Her filmimden aldığım ücret şimdilik 5 bin lira. Ne bir kuruş aşağı, ne bir kuruş yukarı… Annem ve iki erkek kardeşim var. Onların bütün yükü benim omzumda.»

Mine’nin ilk filmi «Ben Bir Kanun Kaçağıyım», ikinci filmi «Allahın Kamçsı», üçüncü filmi «Bana Kurşun İşlemez», şimdi dördüncü filmini çevirmeye hazırlanıyor. Ve:

– «Tuhaf değil mi,» diyor. «Bugüne kadar röportajlarda çıplak, filimlerde kapalı olarak göründüm. Filimlerin muhafazakar, mecmuaların soyunan kadınıyım..»



Biz bunları konuşurken Hilton Otelinin bütün güzelleri etrafımızı dar bir çembere aldılar. Mine Mutlu, etrafında kümelenen hanımlarla hemen dost oluverdi, onlarla tatlı bir sohbete girişti. Mine’nin ortaokul mezunu olduğunu, bir yıl dikiş – nakış enstitüsüne devam ettiğini, annesinin, tüccar olan babasından ayrıldığım, yakında burnundan estetik ameliyatı olacağını hep bu sohbet sırasında öğrendik .

Hanımlardan bazıları, Mine’nin feza mayosunun modelini aldılar. Bazıları ise dudak bükerek:



– «Başkalarının giydiği modeli giyemeyiz,» dediler. Oysa üstlerindeki mayolar herkesin giydiği cinsten, iki parçalı, artık klasikleşmiş bikinilerdi.

Biz Hilton Otelinin havuzundan ayrılırken Mine kendini serin sulara bıraktı, uzun kulaçlar atmaya başladı. Sulan döver gibi bir hali vardı.

Hilton Otelinin danışmasından telefon ettiler:

– «Burada acayip mayolu bir artist var, gelin!» dediler.



Kısa bir süre sonra Hilton’un yüzme havuzunun kenarındaydık. Karşımızda yerli filimlerde «soyunan kadın» olarak isim yapan Nevin Nuray vardı. Gerçekten de acayip bir mayo seçmişti kendisine. Ama, o, halinden son derece memnundu:

– «Mayom neden bu kadar tuhafınıza gitti?» diye hayretle sordu.

– «Öyle ya herkes dizlerinden on beş santim yukarıda elbiseler giyiyordu. Etek uçlan neredeyse gövde ile bacakların birleştiği yere kadar çıkacaktı da mayolar mı aynı kalacaktı?»



Bu sırada otelin ahçılarından Yaşar usta, Nevin’in yanına geliyordu. «Uy anam!» diye bir iç çekişi vardı ki, demeyin gitsin.

Anlattığına göre, Nevin Nuray, mayosunun modelini bir Avrupa mecmuasından almıştı. Bütün ısrarlarımıza rağmen mecmuanın ismini söylemedi. Sebebini şöyle izah etti:

– «O mecmuadan beş takım sonbahar elbise modeli aldım. Söyleyeyim de benim modelleri hemen başkaları kapsınlar değil mi?» dedi.

1957’de ölen ünlü aktör Humphrey Bogart’ın şöhretli eşi Amerikalı artist Lauren Bacall’a benzetilen Nevin Nuray, vücudunun birçok gizli yanıcı gösterecek mayolar diktirmesine rağmen yine de soyunmaktan şikayetçi:



– «Soyunmaya paydos dedim. Ama, ne kadar gayret göstersem filimcilerin beni soymalarına engel olamıyorum. Ne yapıyor, ediyor vücudumu havluyla sarıyorlar, muhakkak bir punduna getirip çıplak olarak görünmemi sağlıyorlar.»

Bir an düşündükten sonra da ilave etti:

– «Soyunmak bana yaramadı. Hiç faydasını görmedim! Çünkü bizde seyirci soyunan kadmı hiç bir zaman yıldız olarak benimsemiyor.»

Nevin Nuray, bugünlerde gönül işlerinden de elini, ayağını çektiğini söylüyor. Uslu, hanım hanımcık bir kız olmuş. Tabii «iddiasına göre…»



– «Aşktan, jet gibi yaşamaktan bıktım. Ara verdim biraz… işlerime bakacağım.»

Nevin Nuray’ın annesi Arap asıllı, babası ise Çerkesdir. Kısacası Nuray bir melez güzeli… Sinemaya tesadüfen geçmiş, yedi filimde oynamış bugüne kadar. İlk filmi «Melek Yüzlü Caniler», son filmi «Hırçın Kadın».

Konuşmaya devam ediyoruz. İstanbul sosyetesi çepçevre yanımızda. Fotoğrafların çekilişini merakla izliyorlar. Bikini mayolu güzel kadınlar, göbekli erkekler Nevin’e ve mayosuna bakıp bakıp birikirleriyle göz kırpışarak gülüşüyorlar. Ama Nevin’in onlara aldırdığı yok. Gayet rahat poz veriyor. Ve kahkahalarla anlatıyor:



– «Geçen gün Tarabya plajmdaydım. Gençler etrafımı öyle bir çevirdiler ki, kendimi güç kurtardım.»

Fotoğrafların çekilmesi bittikten sonra Nevin, havuzun kenarında bir bankın üzerine uzandı, kendini güneşe verdi. Herkes ona bakıyor, fakat o, kimseye bakmıyor, kendi hayatını, Nevin Nuray’ın hayatını yaşıyordu…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1967-tarihli-40-sayisi)

21.11.2020 15:48

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar