Menü

Sevda Ferdağ Kombinezonla Denize Girdi

ZAMANINDA tek parça mayo bile devrim sayılmıştı. Sonra bu mayoların paça uzantıları kısaldı, sırtları ve göğüsleri açıldı. İki parçalı mayolar ikinci bir merhale, bikiniler ise bir devrim oldu… Derken aradan yıllar geçti bu defa da monokiniler çıktı. Beyaz perdemizin vamp tipi artisti olarak tanınan Sevda Ferdağ, «Her modada bir eskiye dönüş olduğu gibi mayolarda da ergeç geçmiş yılların modellerinden ilham alınacak,» derdi. Geçenlerde tesadüfler de yardım edince Sevda, ıslanınca vücudunu sımsıkı saran bir gecelik, arkasından da etekli mayoyu andıran kombinezonla denize girdi.

Sevda Ferdağ Kombinezonla Denize Girdi

BATIK KAYIKTA Salacaklı sandalcıların su almasın diye şişirilmek için denize batırdıkları bir kayığa uzanmak Sevda Ferdağ’ın hoşuna gitmişti. Herkesten değişik bir şey yapmak onun nedense hoşuna gidiyordu. Filmlerin soyunan kadınıydı, şimdi herkes soyununca çıplaklıktan vazgeçmişti. Monokini devrinde sırtında gecelik olduğu halde suya giriyor, herkes sandalın yüzenine binerken, o ise tam aksine batık sandala binmekten de ayrı bir zevk alıyordu…

İNSANLAR hep aynı şeyi yaptıkları zaman yorulurlar. Bıkkınlık denen şey de bundan ileri geliyor olmalı… Hep aynı yollardan geçmek, aynı evde, aynı büroda, iş yerinde çalışmak, sonra hep aynı dekor içinde dönüp dolaşıp yıllarını, daha doğrusu hayalini bitirmek… Dünya bile insanlara dar geliyor… Bambaşka zevklerin, yepyeni duyguların, apayrı insanların yaşadığı ülke, bir gezegen olmalı… Elma ağaçtan yere düşmemeli, ateş yakmamalı, kar üşütmemeli… Her şey bir başka türlü olmalı… Hatta o dünyada yeni şeyler, şimdiye kadar görmediğimiz, tanımadığımız varlıklar olmalı… Oradan da bıkıldı mı, bir hava gemisine binip insan uçabilmeli başka diyarlara…

Sevda FerdağCihangirdeki yedi katlı apartmanın en üst katından denize bakarken Sevda Ferdağ böyle düşünüyordu… Elindeki kitabı dizlerine bırakmıştı. Bir sigara yaktı. Sabah 113 üncü sayfadan başlamış, şimdi öğleden sonra 283 üncü sayfaya gelmişti. Milli Eğitim Bakanlığı yayınlarından Sudermann’ın «Litvanya Hikayeleri» ni okuyordu. Büyük hikayenin bitmesine 10 sayfa kalmıştı. «Ali İle Kezban» filmi bu hikayeden alınmıştı. Film çevirmekten okumaya fırsat bulamadığı hikayeyi bitirdikten sonra ayağa kalktı, taraçaya çıktı. Boğaziçi, Marmara, Üsküdar kıyıları, Çamlıca, karşısında uzanıp yayılıyor, gözlerini, gönlünü dolduruyordu. Hiçbir sinema artistinin evinde bu kadar geniş bir panorama yoktu. Vücuduna yapışan dar, kırmızı pantolonuyla dolaştı. Karşı apartmanlardan kadın, erkek başları uzandı… Erkeklerin ıslıkları kulağına kadar geliyordu. Hemen içeri girdi. «Şehir içinde rahat nefes almaya bile imkan yok» diye düşündü. Hemen plaj çantasını hazırladı. Sokağa çıktı. Kabataş iskelesine kadar yürüyerek indi. Biletini aldı, üst güverteye çıktı. Bir orta şekerli kahve ile Yeni Harmanın tadı burada başka oluyordu. Püfür püfür Boğaz rüzgarı esiyor, saçlarını savuruyor, eteklerini havalandırıyordu. Etrafındaki erkekler gene gözlerini dikmişler, rüzgarın yardımını kolluyorlardı. Sıkıldı, kalktı, dolaşmaya başladı. «Sinemaya dekolte rollerle girdim. Ama artık açılmak saçılmak aleyhime oluyor. Soyunmaktan başka bir şey bilmiyor, diyecekler. Rejisörler ve prodüktörler artık beni bir star olarak görüyor. Baş rollerde tek başıma jönprömiye karşısında oynuyorum. Artık filmlerde soyunmuyorum. İyi bir oyuncu olacağımı onlara göstereceğim. Amaan, geldik işte…» Araba vapurundan indi. Bir taksiye bindi. Tam Doğancılar Parkında «durun» dedi, indi. Salacak Plajna doğru yürüdü. Kendini iskele karşısında bulunca bir kayık tutup açıkta denize girmek fikri aklına geldi. Fakat hemen vazgeçti. Sahildeki kayalıklar üzerinden geçerek Çifte Kayalar’a doğru ilerledi. Yeşil yosunlu kayalar, kumlar, her taraf deniz kokuyordu. Kıyıda oturdu. Kimseler yoktu etrafta… Mayosunu giyecekti. Fakat «Niçin mayoyla denize gireyim? Hep mayo, hep mayo… Bikini de monoki de sıktı artık… Gece, ay ışığında mayosuz girmek hepsinden iyi, ama insanlık o kadar ilerlemedi henüz… Belki torunlarımızın torunları Öyle yapar…» Vazgeçti, eline geceliği ilişti. «Kim koymuş buraya bunu?» Ama, fikir ilgi çekiciydi: Gecelikle denize girmek!Sevda Ferdağ Bunları düşünürken güneş başına geçmişti. Çamların altında geceliğini giydi; su perileri, nymphe’ler kadar hafifti… Koşarak iskeleye çıktı: «Cuup!» diye denize daldı… Yüzmeye başladı. Parası olmadığı için mayo alamıyan, entarisiyle denize giren kadınları görmüştü. İnce kumaşın ıslanıp vücuda yapışması başka bir zevk veriyordu… Deniz daha sulu, daha serin oluyordu sanki… Biraz açıldı ve geri döndü. İskeleye çıktığı zaman beş on kişi birikmişti: «Denize düşmüş!» diye aralarında fısıldaşıyorlardı. Sevda, ardından bir de kombinezonla yüzmeyi denedi. İskeleye toplananlar bu işe hiç akıl erdiremediler. Kimi «Kapris», kimi «Fantezi», kimi de «Kaza» dedi. Oysa Sevda artık yaşadığı baskılı hayattan sıkılmıştı, sonsuz bir özgürlük özlemi içindeydi. İstanbul’a dönerken «İçimde bir susuzluk var… Hürriyete, sonsuzluğa, toplumun katı, sert kurallarına karşı» diyordu…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-38-sayisi/)

10.02.2017 14:23

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 12:15

    Belis Badem

    değişik değişik şeyler yapıyolar ya :D
  • Yayınlandı: 7 Eylül 2015 12:35

    SEDAT VELİ

    ne güzel kadındı ya hayrandık kendisine