Menü

Muhsin Ertuğrul’un Operet Filmleri

Muhsin Ertuğrul’un, tiyatrodan gelmesi dolayısıyle, tiyatrosal çeşnisi ağır basan bir çok filmler yaptığı bilinir. Sahne oyunlarından biri olan operetle ilgilenmesi, bu yönden, doğaldır.

Bir yandan sesli sinema ile birlikte Amerika ve Avrupa’da müzikli filmlerin yanıbaşında operet filmlerinin de ortaya çıkışı, bir yandan da yurdumuzdaki seyirci istekleri, ticaret gereksinmeleri ve Şehir Tiyatrosu’nun sağladığı olanaklar Ertuğrul’u bu yola itmiştir, denebilir.



Operet türü, tiyatroda olduğu gibi, sinemada da sesle ve müzikle birlikte bulunmak yönünden, sesli filmle ortaya çıkmıştır. Sessiz sinema döneminde operetlerin filme çekilmesinin düşünülmemesi gerekir. Nedir ki, film çevirirken her türlü sanat yapıtından konu seçilebileceği gibi, operetten de sırf konu bakımından sessiz sinemanın yararlanabilmesi olanağı vardır.

Sessiz filmin, sonradan, dışarıdan, orkestra, piyano ya da plaklarla belli bir dereceye kadar seslendirilmesi olanaksal olsa da; tüm bir opereti böylesine bir tutumla geliştirmek olumsuz ve seyirci bakımından verimsizdir. Buna rağmen, Muhsin Ertuğrul böylesine bir denemeye de girişmiştir.

Biz burada Ertuğrul’un operet filmlerini kendi dönemindeki yabancı operet filmleriyle bir koşut çizerek vermeğe çalışacak; sonuç bölümünde de bir değerleme yapacağız.

I. SESSİZ SİNEMA DÖNEMİ:

Sessiz sinema döneminde Ertuğrul’un çevirdiği tek operet filmi “Leblebici Horhor” dur. Ertuğrul, Takfor Nalyan ve Dikran Çuhacıyan’ın yurt içinde ve yurtdışında çeşitli dönemlerde sahneye konmuş olan bu operetini, 1923 yılında Kemal Film Kurumu adına çevirmiş; senaryosunu kendi yazmıştır. Görüntü yönetmeni olarak Cezmi Ar’ı, oyuncu olarak da Behzat Butak (Leblebici Horhor), Elena Artinova (Fadime), Maurice Mea (Hurşit), Jenya Gordenskaya (Kemer); ve öteki roller için Tolayan, Vasfi Rıza, Refik Kemal, Komik Ali Rıza, M. Kemal Küçük ve Meddah Sururi’yi seçmiştir.



Filmin konusu Mirasyedi Hurşit Bey’in, Horhor Ağa adlı bir leblebicinin kızı, Fadime’ye olan aşkından ve dört dalkavuğu aracıIığıyle çevirdiği entrikalar sonucu Leblebicinin de kızının Hurşit’le evlenmesine boyun eğmesinden oluşur.

Aynı opereti, daha önce, Benliyan’ın repertuarında oynamakta iken, Weinberg de filme almak istemişse de, bu dileği gerçekleşememişti.

Kemal Film adına çevrilen bu sessiz versiyon, İstanbul’da, sinemalarda operetin özel müziği orkestra ile çalınarak gösterilmişti.

Beş bölümlük bir sinema fantezisine dönüştürülen oyun, filme alınırken bir çok değişikliklere uğramıştı.

Filmde operetin entrikası oldukça bayağı biçimde yansıtılmış olduğundan, bir orkestra aracılığıyle yer yer operet müziği sunulmuşsa da, hiç bir zaman canlı bir operet etkisi yaratılmadığı için, film halk tarafından tutulmamıştır.

Tümüyle tiyatrosal bir eda taşyan filmin, Kağıthane’de, Aynalıkavak Kasrı’nda çevrilen bazı dış sahneleri, o döneme göre, ilginç ve göze çarpıcı niteliktedir.



II. SESLİ SİNEMA DÖNEMİ :

1. Sesli Sinema, Müzikli Filmler ve Operet Filmleri :

Sesli sinemanın ortaya çıkışı ile birlikte (1928), ses öğesinin belirgin hale getirildiği film yapımına önem verildi. “Sesli olsun da nasıl olursa olsun” mottosu, halkın sesli filme düşkünlüğünü sömüren bir yapım politikasını vurguluyordu.

İlk sesli ve müzikli filmler Amerika’da Warner Kardeşler Kurumu’nun Al Jolson’la çevirdiği “The Singing Fool” (Deli Şarkıcı) (1927) ve “The Jazz Singer” (Caz Şarkıcısı) (1927)’dır.



Bunu izleyerek, çoğu Ernst Lubitsch’in yönetiminde Maurice Chevalier’nin, kimi müzikli film, kimi operet filmi olarak çevirdiği “The Love Parade” (Aşk Resmi geçidi) (1929), “Smiling Lieutenant” (Gülen Teğmen) (1931), “Love Me Tonight” (Bu Gece Beni Sev) (1932), “The Merry Widow” (Şen Dul) (1934) ve “Folie Bergere” (1935) ortaya çıktı. Maurice Chevalier’nin, Amerika’da, çoğunu Jeannette MacDonald’la çevirdiği bu fimler, bir ikisi ayrık, operetten çok şarkılı ve müzikli filmlerdi.

Operet, daha çok, “belli bir konuda, hemen her sahnesi müzikli, koro duo ya da solo şarkılarla geliştirilmiş; sahnelerin sözlerle belirtildikten sonra, şarkı ve revü aracılığıyle yeniden tekrarlama yoluyla işlendiği bir tür” olduğuna göre; bu dar anlamı içinde düşünüldüğü zaman Amerika’da da Avrupa’daki benzerleri gibi her müzikli ve şarkılı filme operet filmi denemiyeceği açıktır.



Nitekim Amerika’da daha sonra yapılan “Broadway Melody” ve “Ziegfeld Follies” adlı seri filmler de müzikli ve revülü sahnelerine rağmen tüm operet filmi sayılamaz.

Yine King Vidor’un zenci oyuncularla çevirdiği ünlü “Hallelujah” (1929)’sı, “spirituals” denen dinsel zenci müziğine filmde alabildiğine yer verildiği halde, operet değildir. Yalnız konusu, çoğu operet konuları gibi, “şuh” olmadığı için değil; yukarıdaki tanımlamaya hiç bir şekilde uymadığı için de bu, böyledir.

Almanya’da müzikli filmlerin ve operet filmlerinin büyük ustası Willi Forst’un çevirdiği filmlerden “Leise Flehen Meine Lieder” (Bitmemiş Senfoni) (1933), “Mazurka” (1939) birer müzikli ve şarkılı film olduğu halde; kiminde rol aldığı, kimini yönettiği “Zwei Herzen im 3/4 Takt” (Vals Çağında iki Kalp) (1930), “Königwalzer” (Kral Valsi) (1935), “Bel Ami” (1939) “Operette” (1940) “Wiener Blut” (Viyana Kanı) (1942), operet filmleridir.



Almanya’da aynı dönemde çevrilen “Liebes Walzer” (Aşk Valsi) (1930), “Walzerparadies” (Vals Cenneti) (1931), “Sehnsucht 202” (Özlem 202) (1932), “Walzerkrieg” (Vals Savaşı) (1933) gibi filmlerin çoğu operet türünde ya da bu türe oldukça yaklaşan bir niteliktedir.

Yine Joseph von Sternberg’in “Der Blaue Engel” (Mavi Melek) (1930) adlı dramı ile G. W. Pabst’ın “Dreigroschenoper” (Üç Meteliklik Opera) (1931) adlı “satiriko sosyal yanı ağır basan” komedisi ve Max Ophüls’ün “Liebelei” (1932)’ı birer şarkılı film niteliğini taşırken Erich Charett’in “Der Kongress Tantz” (Kongre Eğleniyor) (1933)’ı ünlü bir operet olarak dünyaya yayılıyordu.



Diğer yandan Fransa’da Rene Clair, ilkin, “Sous les Toits de Paris” (Paris Damlaları Altında) (1930) adlı filmi “sinemanın seslendirilmesine karşı bir manifesto” niteliğine bürünürken; sesli sinemanın ilk dönemindeki başyapıtı “Le Million” (Milyon Peşinde) (1931) ve “A Nous la Liberte” (Hürriyet Bizimdir) (1932) ile yepyeni bir tür geliştiriyordu. Bu da, devinmelerin müzikle bir çeşit “bouffonnerie”ye dönüştürüldüğü bir türdü. Ama bu filmIer de operet değildi.

Ertuğrul’un daha çok Alman operet filmlerinden etkilenmiş olabileceği düşünülebilir. Her ne kadar kimi kaynaklarda kendisinin Fransız operet filmlerinden de etkilenmiş olacağı ileri sürülmekte ise de, bu sav ispatlanamamıştır. Buna karşılık Ertuğrul, Fransız bulvar vodvillerinden bol bol yararlanmıştır.



Bizdeki operet filmlerinin yapımı Alman operet filmlerinin yapımıyle aynı döneme raslar.

Gerçi Ertuğrul’un “İstanbul Sokaklarında” (1931), “Aysel, Bataklı Damın Kızı” (1935), “Şehvet Kurbanı” (1940) gibi filmlerinde de müziğe ve şarkıya epeyce yer verilmiş; hele “Allahın Cenneti” (1939), “Kahveci Güzeli” (1941) ve “Yayla Kartalı” (1945) gibi filmleri, tüm şarkılı film havasına bürünmüşse de operet filmleri sayılıdır.

Onu operet filmi yapımına iten öteki nedenler de adlarına film yaptığı ipekçilerin çıkarlarını sağlamak ve oyuncu yönünden her zaman yararlandığı Şehir Tiyatrosu’nda o sıralarda kurulmuş revü ve orkestradan da yararlanmayı düşünmüş olmasıdır.



2. Ertuğrul’un Operet Filmleri :

Ertuğrul’un müzikli, şarkılı dram ve komedileri bir yana bırakılırsa ipekçiler adına yaptığı operet filmleri beşe indirgenebilir: Karım Beni Aldatırsa” (1933), “Söz Bir, Allah Bir” (1933), “Cici Berber” (1933), “Milyon Avcıları” (1934) ve “Leblebici Horhor Ağa” (1936).

“Karım Beni Aldatırsa”:

Senaryosu ve şarkılarının sözleri Mümtaz Osman (Nâzım Hikmet Ran) tarafından yazılan, müziğini Muhlis Sabahattin’in, görüntü yönetmenliğini Cezmi Ar’ın ve dekor ve kostüm işlerini Vedat Ar’ın üstlendiği, yönetmenliğini ve kurgusunu Muhsin Ertuğrul’un yaptığı filmde, Nazım, Feriha Tevfik, Ercümend Behzad, Refik Kemal, Bedia Muvahhit, Halide (Pişkin), İ. Galip, Muammer, Behzad Haki gibi Darülbedayi (Şehir Tiyatrosu) sanatçıları rol almıştı. Ayrıca Darülbedayi revüsü de filme katkıda bulunmuştu.



Filmin konusu şöyledir:

“Salih Kaptan, Moda’da, bir deniz sporları dershanesi açar. Belma isminde bir de karısı var. Dershanenin kürek hocası Orhan’dır. Dershaneye kadınlar hemen yalnız Orhan için gelirler. Belma da Orhan’a aşıktır. Bir gün Şadan’ın nişanlısı Fatoş, bu mektebe gelir. Amcası Avni tarafından buraya yazdırılır. Kürek derslerinde Fatoş Orhan’ı sevmiştin. Ve bir gün ders verirken Fatoş küreği denize atar ve iki genç Hayırsızada’ya sürüklenirler. Burada tatlı, heyecanlı ve aşk dolu bir gece geçirirler. Şadan ve Avni meraktadırlar. Bir balıkçı kayığı sevgilileri geri getirir. Artık Fatoş eski nişanlısını unutmuştur. Orhan Belma’yı başından atmak için aynı dershanede masaj hocası ve süt kardeşi Nuri’yi Belma’ya gönderir. Belma, bu haberle baygın bir halde Nuri’nin kucağına düştüğü sırada Salih Kaptan odaya girer ve onlara İstanbul usulü bir ceza tertip eder; yani birbirine nikahlamağa kalkar.



Muammer ismindeki bir gemici bu hareketi hoş karşılamaz ve intihara kalkışır. Bir taraftan gerek Belma’nın ve gerekse Fatoş’un hareketleri, kadın işlerini tahkik eden şirketin adamı Apdullah tarafından tahkik olunur. Aptullah’a kotrada cebren başka bir dosya yaptırarak Belma’yı işten tenzih ederler. Ve nihayet Salih Reis, Aptullah’ın raporunu okuyunca karısının masumiyetine inanır ve onu affeder. Orhan ile Fatma da evlenir ve bu mesut evlenmeyi tespit için bir deniz tenezzühüne karar verilirken film biter,”

Filmde başoyuncular olarak Ercümend Behzad ve Feriha Tevfik görülmektedir. Fakat gerçek başoyuncu Hazım Körmükçü’dür. Tiyatro alanında büyük bir oyuncu olan Hazım, bu operetteki oyunuyla sinema oyuncusu olarak da bütün Türkiye’de adını duyurmuştur. “Salih Kaptan” rolü, özellikle bu rolde onun lâz şivesiyle görüşerek yarattığı kompozisyon, tiyatrosal oyununa rağmen, bulunmaz güzelliktedir. Filme, kendileri daha önce sahnede operet oynamış Refik Kemal ve Muammer Karaca ile birlikte, yüz ve ses güzelliğini benliğinde kaynaştırmış bir diğer sanatçı, Feriha Tevfik de başarılı katkılarda bulunmuştur.



Bu ilk gerçek operet filminin Kapoçelli yönetimindeki orkestrası, tipik bir operet orkestrası idi. Besteler başarılı, şarkıyı okuyan sanatçılar yeterliydi. 1933’de çıkarıldığını sandığımız bir broşürde sözleri olduğu gibi verilen filmin şarkıları şunlardır: “Aldatırsa Beni Karım”, “Kayuk Yanaştu”, “Kalbimin Rüyası”, “Burda Ne Arıyorsun?”, “Yanaşmayun Yanuma”, ”Yıldızlar Ne Güzel”, “Kürek Dersi”, “iki Süt Kardeş”, “Balıkçılar Şarkısı”, “Kotramız”, “İnan Bana”, “Dosya Koltukta”, “Keserim Seni Ensenden”, “Şahadetname Marşı”.

Filmin giriş bölümünde her oyuncu ayrı ayrı kısa birer şarkıyla adlarını, filmde aldıkları rolü ve Darülbedayi’e bağlı bulunduklarını açıklıyorlardı. Bu da yapıtın “filme çekilmiş operet” havasını iyice vurguluyordu.
Başarılı bir iş filmi olan “Karım Beni Aldatırsa”, İpekçiler’e yüreklilik sağlamış; yeni operet filmleri yapmalarına yol açmıştır.



“Karım Beni Aldatırsa’ nın ikinci versiyonunu, bir müzikli komedi olarak Erdoğan Tünaş’ın hazırladığı senaryodan, Aram Gülyüz, Melek Film adına yapmıştır (1967).

Bu film, özgün versiyonunda ki kimi şarkılar filmde kullanılmış olmakla birlikte, bir operet filmi değildir. Filmde, her ne kadar, Öztürk Serengil, Muammer’i aratmayacak bir kompozisyona ulaşmışsa da; öteki rollerdeki Vahi Öz, Sadettin Erbil, Neriman Köksal, Ergun Köknar ve Gülsün Kamu, pek başarılı olamamıştır.

Yönetmenin yetersizliği, sadece oyunculuk yönünden değil; çevirim, dekor ve fotoğraflar yönünden de bu versiyonu, ilkinden tutarsız duruma sokmuştur.



“Söz Bir Allah Bir”:

Ertuğrul bu filmin konusunu, Darülbedayi’de uyarlaması “Kudret Helvası” adıyla oynamış M. Hennequin ve P. Weber’in bir bulvar vodvili olan “Et moi j’dis qu’elle t’a fait d’l’oeil” adlı yapıtından almıştır.

İki arkadaş olan Avukat Şadan (Vasfi Rıza)’la Arnavut Recep (Hazım Körmükçü) arasındaki ilişkilerden ve Şadan’ın eski göz ağrısı Ayten (Melek Tayfur’un atlatılmaktan dolayı duyduğu kızgınlık ve Recep’in Şadan’a söz verdiğinden dolayı Ayten’le buluşarak başının derde girmesiyle geliştirilen konu, sonunda Recep’in nişanlısı Leyla (Cahide Sonku)’dan ayrılması ve Şadan’ın Leyla ile evlenmesine kadar getirilir. Böylece Şadan bir daha olur olmaz şeyler için söz vermemeğe karar verir.



Filmin müziğini yine Muhlis Sabahattin yapmış, şarkılarının sözlerini de Osman Mümtaz hazırlamıştır. Çekim Cezmi Ar’ın, dekor ve giysi Vedat Ar’ın, yönetim ve kurgu Muhsin Ertuğrul’undur.

Filmde başkaca Necla Sertel, İ. Galip, Semiha (Berksoy), Mahmut Morali, Necdet Mahfi, Muammer (Karaca), Sait (Köknar) ve Ferih (Egemen) rol almıştır.

Hazım her zamanki gibi başarılıdır. Diğer başarılı oyuncular Vasfi Rıza, Melek ve Cahide’dir.
Ama filmin müziği pek başarılı sayılamaz. Baş şarkı, “Söz Bir Allah Bir”, “Drama Köprüsü” adlı bir halk türküsünden esinlenmiştir.



Filmin öteki şarkıları arasında Semiha Berksoy’un söylediği “Ben Feministim”, Vasfi Rıza’nın söylediği “Erkekler mi Çocuk Doğuracaklar” ve “Kalbime doğdunuz siz, çoban yıldızı gibi” şarkılar yüksek müzikalitesi olan parçalar değildir.

Filmde bir çok tipler yabancılaşmış niteliktedir. Şadan rolündeki Vasfi Rıza, feminist kadın rolündeki Semiha, tiyatroya düşkün yarı deli uşak Yavuz (İ. Galip), bunun örnekleridir.

Muhsin Ertuğrul’un operet filmleri içinde en kötüsü “Söz Bir Allah Bir”dir.

“Cici Berber”:

Muhsin Ertuğrul’un ayni teknisyen kadrosuyla hem Türkçe, hem de Rumca olarak çevirdiği bu operet filminin konusu şöyledir:



Gazeteci Selim, bir röportaj yapmak umuduyla girdiği berber dükkânında hem “Cici Berber” Yani ile hem de kızı Eleni ile tanışır. Kıza vurulur; ve sanatı öğrenerek berber dükkanına kalfa olarak kapılanır. Özel nedenlerle bir gazeteci düşmanı olan Yani, bir baloda, kalfasının gazeteci olduğunu anlar, onu kovar. Ancak, sonradan, onu yeniden işe almak ve kızıyla evlendirmek zorunda kalır.

“Cici Berber”de Galip, Zozo Dalmas, Ferdi Tayfur, Muammer, Şevkiye, Mahmut (Morali), Necdet Mahfi ve Hadi rol almışlardı, özellikle Galip, filmde, kılığı ve konuşmasıyla önemli bir kompozisyon yaratmıştır. Muammer de sesiyle büyük bir katkıda bulunmuştur.

Filmin operetimsi tiyatromsu dekorları havasına uymuştur; ama asıl önemli yönü müziğiydi. Bu kez besteleri Mesut Cemil Tel yapmış; Mümtaz Osman’ın şarkı sözleri de müzikle çok iyi bağdaşmıştı.



Muammer’in söylediği “Göz Bakar Konuşmadan”, “Her Sabah Kargalar” adlı şarkılarla, Galip’in söylediği “Başımdan Çıktı Canım”, “Bıyıklar”, “Saçlarınız”, “Eğer Aldanıyorsam” gibi fantezi parçalar. Muammer ile Zozo’nun birlikte söylediği “Ah Bu Sevda” ve diğer şarkılar: “Aşk denen şey taze bir güldür”, “Yalvarıyorum Sana”, “Damarlarımda Tutuşuyor Kan” ve “Yarim Bir Söğüt Dalı”, beste ve okunuş yönünden başarılı olmuştur.

Zozo Dalmas’ın okuduğu rumca parçalar, özellikle Ollandezi’nin ünlü şarkısı “To Yelekaki” (Yelekcik) filmin müzik değerini artırıyordu.

Filmin bizce en güzel şarkısı, Ruşen Kalfa (Muammer)’nın sabahleyin berber dükkanını açtığı sırada söylediği bu şarkıdır. Sözleri şöyledir: “Her sabah kargalar kahvaltı etmeden – Son sarhoş sallanıp evine gitmeden – Nani, nani, nani – Nani, nani, nani – Açarım beni dükkanı. – Dükkanın içinde dev gibi yürürüm – Ne yana baksam ben yarimi görürüm – Ra ra ra ra ra ra – ra ra ra ra ra ra – Bilerim ben ustura. – Tıraşçı deme sen, bana ey sevgilim – Bilirsin ben öyle traşçı değilim – Li li li li li lik – Li li li li li lik – Sanatımız berberlik.”



Filmin balesi de “Söz Bir Allah Bir”deki çalışmaya bakılınca, oldukça başarılı sayılabilirdi.

Dış sahnelerde kimi parlak çekimler sağlanmışsa da, kamera ve görüş açılarının ayarlanması ve kameraya devinim sağlanması yönlerinden Ertuğrul’un çoğunlukla olumsuz yöntemi bu filmde de göze çarpıyordu.

Bazı kaynaklar filmin bir Alman operetinden alındığını yazmak ise de, bu sayı destekleyen bir bilgiye rastlanmamıştır.

“Milyon Avcıları”:

Bu film, Max Neufeld’in 1932’de çevirdiği “Sehnsucht 202” adlı Alman operet filminden uyarlanmıştır.



Aynı teknik ekiple hazırlanmış olan filmde rol alan sanatçılar, Feriha Tevfik, Hazım (Körmükçü), Melek Tayfur, Mahmut (Morali), Muammer (Karaca), Necla (Sertel) ve Sait (Köknar)’dır.

Konusu tipik bir operete özgüdür:

Hazımla Ferdi, bir ilan bürosuna giderek biri sermaye yatırmak, diğeri de iş bulmak niyetlerini açıklayan iki genç kızın ilanlarının karışmasından dolayı, garip olaylara tanıklık ederler. Kızlar ayrı ayrı “istismar” edildiklerini anlayarak gençlerle çatışırlarsa da sonunda tüm yanlışlıklar düzelerek evlenme bürosuna yollanırlar.

ilkin “İki Ahpaplar” adıyla filme alınması düşünülen “Milyon Avcıları”, Neufeld’in yukarıda anılan filmi ipek Film Stüdyosu’nun kontrol ekranında plan plan gözden geçirilerek elde edilen senaryoya göre çekilmişti.



Neufeld’in filminde Feriha’nın rolünü Magda Schneider, Melek’in rolünü Louise Rainer, Hazımla Ferdi’nin rollerini de Fritz Schultz ve Rolf van Goth üstlenmişti. Filmin müziğini de Alman operet filmlerinin ünlü bestecisi Richard Fail yapmıştı. Filmdeki “Inseraten Lied” (İlanların Şarkısı) “Ja, der Himmel über Wien” (İşte Viyana Gökleri) ve “Mein Schatz, ich bin dein Parfüm verliebt” (Sevgilim, Senin Parfümüne Tutkunum, Ben) adlı şarkılar halkın dilinden düşmüyordu.

“Çıtıpıtı 202” ve “Kırk Yılda Bir Düşen Fırsat” rumuzlarıyla ilan veren kızlar rollerindeki Feriha ve Melek, Hazım’ın yanında tam bir operet filminin yıldızları gibi parlamışlardı. Ancak, önceden tasarlanan Hazım/Vasfi ikilisi’ni bozarak, filmde, karısının yanında oynayan Ferdi, tatsız bir kompozisyon oluşturmuştu.

Bu filmde Vedat Ar başarılı bir dekoratör olmuştu. Ama sinema dekoratörü değil, bir tiyatro dekorcusu gibi davranmıştı.



Filmin müziği iyiydi. Özellikle Hazım’ın “istanbul’ un mavi gökleri altında” adlı şarkısıyle İstanbul caddelerinde ve Köprü’de Melek’i izlediğini gösteren sahnede söylediği “Güle âşık bülbül gibiyim” adlı şarkı
Yine Hazım’ın söylediği “Söz Vermiştin” adlı şarkı, alaturka edasına rağmen, başarılı bir beste idi.

Başarılı müzik ve şarkı sözlerini Muhlis Sabahattin/Mümtaz Osman ikilisi’nin hazırladığı film, çekim ve kurgu yönünden, tıpkı öteki operetler gibi, değer taşımaktan uzaktır.

“Leblebici Horhor Ağa”:

Ertuğrul’un ipekçiler hesabına 1934 yılında çevirdiği bu film, aynı konuyu ikinci kez, bu defa sesli olarak ele alması bakımından ilginçtir. Ama bu onun meslek yaşamında yapımcılar adına ikinci başarısızlığı olacaktır.



Filmde rol alan sanatçılar Behzat Burak (Leblebici Horhor), Ferdi Tayfur (Hurşit), Feriha Tevfik (Fadime) ve Necla Sertel, Mahmut Morali, Vasfi Rıza Zobu, Muammer Karaca, Kadri Ögelman, Melek Tayfur ve Hazım Körmükçü’ dür.

… Bu sefer daha zengin kostümler içinde, daha kalabalık artistlerle çalışıldı… Başrolde yine Behzat Butay oynuyordu. Kadın rollerinde de Kemal Film zamanında olduğu gibi Rus haraşoları değil, Türk artistleri (vardı) Çuhacıyan’ın 1875 yılında bestelediği bu operet, Anadolu türkülerinden de esinlenmiş bir çok güzel melodilerden oluşmuştu. “Leblebici Horhor Derler”, “Biz Köroğlu Yavrusuyuz, Korkmayız”, “İşte Geldi Sansür Hasan”, “Bahar Geldi, Ah Oldu Yaz” adlı şarkılar bu savımızın en tutarlı örnekleridir.

Filmde Behzat Butak ve Feriha Tevfik oldukça başarılı kompozisyonlar çizdikleri halde; “Sansür”, “Cingöz”, “Canyakan” ve “Hayratyıkan”dan oluşmuş “Sahtekarlar Ekibi”ni oynayan Vasfi Rıza, Mahmut Morali, Muammer Karaca ve Kadri Ögelman göze çarpıcı bir oyun oluşturarak daha da başarılı olabilmişlerdir.



Dış sahneleri Kağıthane’de çekilen filmin, figürasyonun kalabalık oluşu ve çalışmaların özelliği bakımından, harcamaları yüksek olmuş; halk filme beklenen ilgiyi göstermediği için de ipekçi Kardeşler parasal yönden ağır biçimde sarsılmış; bu durumda da onları üç yıl süreyle film yapımına ara vermelerinin nedeni olmuştur.

SONUÇ

Muhsin Ertuğrul, bizce, Türk Sineması’nın en önemli dört yönetmeninden biridir. Yalnız bir öncü olduğu için değil, zaman zaman tutarlı bir çizgiye ulaşabildiği için bu değerlemeyi yapabiliyoruz.



Nedir ki, çağının koşulları içinde, tiyatrodan gelen ve tiyatrosal bir üslupta film çevirerek başarılı sayılabilecek olan bu usta; bugün için çağdışı olmuş bir sinema anlayışının verileriyle çoğu zaman çizgi dışına çıkmış bulunmaktadır.

“Ateşten Gömlek”, “Bir Millet Uyanıyor” ve “Aysel, Bataklı Damın Kızı”nda başarılı sinema çalışmalarına tanıklık ettiğimiz Ertuğrul, bu yapıtlarının dışında, sinema sanatının asgarisini, kendi anlayışındaki tiyatronun azamisini vererek ve adeta sinema yaptığını unutarak çaba harcamış bulunmaktadır.

Onun vodvil filmleri ile operet filmleri ise tüm bu anlayışın belgesi olan yapıtlardır.



Aslında Ertuğrul da bu tür filmlerle başka bir şey yapmak istememekte; sahnede halkın tuttuğu ya da tutmasını beklediği vodvil ve operetleri sinemasal öğelerden elinden geldiğince uzak tutarak “filme çekilmiş vodvil” ve “filme çekilmiş operet” yapmakta; böylece İstanbul Şehir Tiyatrosu sahnesini, İstanbul veya taşradaki seyircinin ayağına getirmektedir.

Bu filmlerde kimi oyuncuların oyunu ve sesiyle kimi teknik çalışmalar (özellikle bazı dekor ve giysilerle ilgili çalışmalar) ve Muhlis Sabahattin Ezgi ile Mes’ud Cemil Tel’in besteleri ve Mümtaz Osman’ın şarkı sözleri dışında sinema olarak çok bir şey aranmamalıdır.

Onun operet filmleri, bir tiyatro ustasının sinemaya “azizliği” olarak tanımlanabilir.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/yedinci-sanat-dergisinin-1973-tarihli-9-sayisi)

03.10.2020 23:41

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar