Menü

Müjdat Gezen Evinde Çeşit Çeşit Hayvan Besliyor

EĞER 27 yaşına rağmen 20 küsur tiyatro değiştirmemiş, belli başlı bir tiyatroda devamlı olarak 3 – 4 yıl oynamış olsaydı, tiyatro seyircisi bugün Müjdat Gezen‘i çok daha iyi tanır, ona layık olduğu takdiri çok daha iyi gösterirdi. Ne yazık ki, ilkokul sıralarında. 10 yaşındayken sahneye çıkan Müjdat, ilkokulu bitirdikten sonra bir müddet Yeşilay Sahne Kolu’nda çalıştıktan sonra, profesyonel oluncaya kadar on iki kadar amatör trupta çalıştı. 1960’ta, henüz 17 yaşındayken İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girerek profesyonel oldu. Ondan sonra yine bu topluluk senin, o topluluk benim, dolaşmaya başladı. 1962’de Arenaya döndü. 1963’te buradan tekrar ayrıldı ve Münir Özkul Topluluğu’na girdi. Buradan sırasıyle Muammer Karaca’ya, Tevhit Bilgeye, Arena’ya, Karaca 6 Tiyatrosu’na, Ulvi Uraz’a, Gülriz Süruri – Engin Cezzar Topluluğu’na, Halk Oyuncuları’na geçti. Oradan da ayrılınca bir ara Üç Maymun Kabare Tiyatrosu’na gireceği söylendiyse de, bu topluluğa girmesiyle çıkması bir oldu. Bir mevsim kadar boş durduktan sonra, kendi adına tiyatro kuracağı söylentilerine rağmen, 1969 – 70 tiyatro mevsimi başında ressam Oğuz Aral’la anlaşarak, onun prodüktördüğünü yaptığı «Ha Bababam Sınıfı Sınıfta Kaldı» yı hazırlayarak «6 Oyunlarında Elhamra’da sahneye koydu. Ayrıca İstanbul Tiyatrosu patronlarının yaptığı cazip teklifi de kabul ederek, Metin Serezli’nin rejisörlüğünde, bir mevsim önce Altan Karındaş Topluluğu’nda ancak beş temsil oynanan «Zıpçıktı» da, dört değişik rolü birden oynadı. Bu öyle zor bir rol, daha doğrusu roller karması idi ki, bu rollerde Müjdat’ı gördükten sonra seyirci, genç yaşına rağmen onun büyük ümitler vaadeden bir sanatçı olduğunu itiraf etmekten kendini alamıyor.

1943 yılı Cumhuriyet Bayramı gecesi İstanbul’da, Fatih’te dünyaya gelen Müjdat Gezen, ilk ve ortaokulu Karagümrük’te okuduktan sonra Vefa Lisesi’ni bitirdi. İstanbul Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’ne girdiyse de, buraya fazla devam edemiyerek yarıda bıraktı. Profesyonel olarak ilk sahneye çıktığı oyun Şehir Tiyatrosunda Asaf Çiyiltepe’nin rejisörlüğünü yaptığı (onun da İlk rejisörlüğü idi, «Çılgın Dünya» oldu.

Bugüne kadar 50’ye yakın piyeste ve 11 filimde oynayan Müjdat’ın en beğendiği rolleri sahnede, «Utanmaz Adam» daki Kene Şahap ile, perdede, «Zilli Zarife» deki rolüdür.

Tiyatroyu kesin olarak eğlendirici olarak kabul eden, ama eğlendirirken de bir şeyler veren tiyatroyu tercih eden Müjdat Gezen’in bütün hayvanları sevdiğini, hatta bir kısmını evinde beslediğini bilir misiniz? Bir zamanlar tavşanları, sincabı, çeşitli balıkları ve kelebekleri vardı. Zamanla bunların kimi öldü, kimini dostlarına verdi. Şimdi evinde «PTT» adını verdiği bir kaplumbağasıyla, bir kedisi, bir de köpeği var.

1968 12 ocakta ressam Gün’le evlenen Müjdat’ın şimdi 8 aylık ilkgün Elif adında bir kızı var. Bakalım Elif biraz büyüyüynce PTT ile nasıl geçinecek?

Müjdat Gezen 1.74 boyunda ve 64 kilo ağırlığındadır. Hiç bir «hoby» si yoktur. Yemeklerden kuru fasulya ile pilavı çok sever. En beğendiği renk yeşildir’ Kulüplerden Vefa’yı tutar, çünkü lisede iken Vefa genç takımında oynamıştır. Orhan Kemal ve Çehof en sevdiği yerli ve yabancı yazarlardır. Yerli sanatçılar arasında, kimseyi kırmamak için bir ayırım yapmaz, ama yabancılardan Alec Guiness ile Anna Magnani’yi çok beğenir. Müziğin her çeşidinden zevk alırsa da, klasik müzikle, halk müziğini tercih eder.

Halen Hulki Saner’le komedi filimle ri çevirmek üzere uzun vadeli bir kontrat imzalamış bulunan Müjdat Gezen, bir taraftan sahnede çalışırken, bir taraftan da ilhan Daner’le bir gece kulübünde enteresan bir şov programı yapmaktadır. Konusunun nüvesini Erol Günaydın’ın bulduğu bu program başarı kazandığı takdirde, Müdat sahne artistliği yanında «Shawman» liğe de devam etmek niyetindedir.

Sigara ve içki hiç içmeyen, gece hayatından da hoşlanmayan genç sanatçı, hayatında unutamadığı bir olay olup olmadığı sorulduğu zaman:

– «Var» diyor. «Bundan iki yıl önceydi. Ankara’da Büyük Meydan Sahnesi’nde Devr-i Süleyman’ı oynuyorduk. Salon malum: 300 kişilik, ama en azından 400 kişi vardı içerde. Mevsim haziran. Bunaltıcı bir hava içinde oynuyorduk. Tam benim oynadığım sırada, salonda ön sıralarda oturan bir adam ayağa kalktı. Benden bir soda istedi. Adam sarhoş, belli ki sıcak başına vurmuş. ‘Beyefendi özür dilerim,’ dedim. ‘Burası sahne, burada meşrubat bulunmaz. Ama dışarda büfede var.’ Adam, ‘Anlamam,’ dedi. ‘Salonu bu kadar sıcak yaptığınıza göre, içerde de soğuk bir şeyler bulundurmanız lazım!’ Onu yerine oturtamayacağımızı anlayınca, çaresiz oyunu durdurduk, iki vazifeli onu zorla dışarı çıkardı da oyuna devam edebildik…

Tiyatro bu… Bu tip daha neler, neler oluyor…»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-35-sayisi)

04.08.2019 23:03

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar