Menü

Müze Değil Kümes Oldu

Gelecek günlerde 40. ölüm yıldönümünde anılacak olan Hüseyin Rahmi Gürpınar tiyatro sanatına da eğilen, tiyatronun önemine inanan yazarlarımızdandı. Resimde 1929 yılında Hüseyin Rahmi Gürpınar ve yine yazar Halit Fahri Ozansoy (gözlüklü), Darrülbedayi sanatçılarıyla görülüyor.

Soldan sağa, bayanlar: Bedia Muvahhit, Neyirre Neyir, Şaziye Moral, Soldan ikinci Vasfi Rıza Zobu, sağ başta İ.Galip Arcan.

Satıhların kültür miraslarına nasıl sahip çıktıklarını ezelden beri hayranlıkla seyreder dururuz. Sanatçılarına, devlet adamlarına, özetle ülke yaşamında etkin rol oynamış şahsiyetlere gösterilen İlgi, batıyı ziyaret eden her yabancıda büyük saygı uyandırır. Çoğu kez başarıyla düzenlenmiş müzelerle (bazıları vakıflarca kurulmuş) ülke yaşamındaki bu etkin şahsiyetleri genç kuşaklarla yabancıların da tanıması sağlanırken, bu müzelerle turistik harekete de canlılık getirilir. Peki kültür mirası birçok ülkeden çok daha zengin olan, Türkiye’de durum neden böyle değildir?

İsterseniz bunu canlı bir örnekle hep birlikte görelim. Ve bu arada da yeni Kültür ve Turizm Bakanımız Sayın Mükerrem Taşcıoğlu’nun ilgilerine acil ihtiyacı olan yıllardır ihmal edilmiş “Kültür Mirasımız”la ilgili bir konuyu da gündeme getirelim:

Türk Edebiyatının, hayatını kalemiyle kazanan nadir yazarlarından olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı sanırım tanımayanımız yoktur. Ardında bir dizi roman, (biri sonradan oyunlaştırılmış olmak üzere) üçü sahnelenmiş, dördü sahnelenmeye hazır oyun, yayınlanmış ve yayınlanmamış yüzlerce makale, basılmayı bekleyen hikayeler ve günlükler bırakan Gürpınar, mahalle yaşantısına mizah penceresinden uzanan kalemi, canlı, gerçek tipleri, usta diliyle hiç şüphe yok ki edebiyatımızın en renkli imzalarından biridir…

Bu usta yazarın hayatta olan tek varisi yeğeni Gülçin Gürpınar Tanrınınkulu ve eşi yayıncı Abdullah Tanrınınkulu’yla geçtiğimiz günlerde bir söyleşi yaptık:

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşamını sürdürdüğü, yapıtlarını ürettiği ve hayata gözlerini yumduğu Heybeli Ada’daki evini, yazarın vefatından sonra müze olarak hazırlanması koşuluyla devlete vermiştiniz. Bu olayın üstünden yıllar geçmesine karşın, Heybeli Ada’daki Hüseyin Rahmi’nin evi kapalı olarak duruyor.”

Sanki Gürpınar’ın varislerinin yarasına dokunmuştuk. Her ikisinin de yüzünü acıyla karışık bir üzüntü kaplayıverdi. Söze yazarın kardeşinin kızı ve tek varisi Gülçin Gürpınar Tanrınınkulu eşi Abdullah Tanrınınkulu’yla birlikte girdi.

Hüseyin Rahmi’nin vefatından sonra kısa bir dönemde evde halamız oturdu. Onun vefatından sonra kısa bir dönem de bizler oturduk. Biz köşkün içinde yaşarken hemen hemen her hafta gruplar halinde talebeler Hüseyin Rahmi’nin çalışma odasını, eşyalarını, özetle yaşadığı ortamı görmek için geliyorlardı. Büyük bir zevkle onlara evi gezdiriyorduk. Belirtmekte yarar görürüm bizim yaşadığımız odalar haricinde (ki o odalarda yazar hayattayken de ona bakan yakınları otururdu) her tarafı yazarın bıraktığı şekilde muhafaza etmiştik. Sonra baktık ki evin müze olması gerekliliği günden güne kendiliğinden ortaya çıkıyor. Her şeyin olduğu gibi korunması, yıkılanın, bozulanın anında onarılması, özetle Hüseyin Rahmi Gürpınar evinin devletin elinde, müze olarak bulunması, bizlerden sonra da yapının korunması ve bu yolla Gürpınar’ın genç nesillere tanıtılması için şarttı. O zamanın valisi Niyazi Akı Bey’e müracaat ettik. Bizzat Vali Bey evi gelip gördükten sonra Vilayet tarafından satın alınma yoluyla devletin eline geçmesini uygun gördüler. Bizde bundan 19 yıl önce satış işlemine müze yapılması şartını koyarak 135.000 liraya 3 katlı köşkü bir dönüm bahçesi, yazarın tüm elbiseleri, mobilyaları, aksesuarları, altın saatine, porselen yemek takımlarına varıncaya dek her şeyiyle en küçük bir çöp bile almaksızın (tek tek sayılmış olarak toplam 15.000 parçanın üstündedir bu eşyalar) devlete teslim ettik. Vilayetle kısa bir süre sonra müze yapılmak üzere köşkü olduğu gibi özel idare’ye verdi. Bu arada söylemeyi çok önemli olmasına karşın unuttuğum bir nokta var. Evde bıraktığım değerler arasında kanımca imzasız olmakla birlikte en kıymetlisi Hüseyin Rahmi Bey’in bizzat kendi çizdiği yağlıboya tablolardır.”

Müze şartlı ve sembolik fiyatlı satış işleminin üstünden 7500 gün geçmesine karşın içinde kaderine terk edilmiş eşyalarıyla kapısı kilitli duran Heybeli Ada’daki Hüseyin Rahmi Gürpınar evinin acaba son durumu neydi?

Yapıyı geçtiğimiz günlerde gören Gülçin Gürpınar Tanrınınkulu ve eşi Abdullah Tanrınınkulu anlatıyorlar:

Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın evi olarak yüksek manevi değerinin yanında örnek bir eski İstanbul Konağı olan köşkü, yazar bizzat kendi çizmiş, projesini hazırladığı gibi evin inşasında da bilfiil çalışmış, işçileri yönlendirmiş, yapının oluşumunda etkin rol oynamıştı. 19 yıl içinde yalnızca yarım yamalak bir kez tamir gören ahşap köşk tek kelimeyle harap halde. Müze olacağı yerde çürümeye terk edilmiş. Saçakları dökülmüş, balkonları çöküyor. Bu dıştan gördüklerimiz, varın içini siz düşünün…”

YASAK… EMİR BÖYLE”

“Evin içine değil, bahçesine bile girmek yasak. Bekçi kimseyi bırakmıyor. İnsanları çok seven Gürpınar’ın müze olmak kaydıyla devlete verilmiş evine, insanlar giremiyor. Ama tavuklar giriyor! Bekçi, çoluk çocuk evinin birinci katına yerleşmiş. Bir de bahçeye kümes kondurmuş, tüm gün tavuklar evin içinde, bahçede dolaşıp duruyorlar. Gürpınar’ın elleriyle ektiği ağaçların üstünde çamaşırlarını kurutuyorlar. Ama ben yazarın adını taşıyan ve dedesinin evini çok görmek isteyen oğlum Hüseyin Rahmi’yi değil evin içine, bahçesine bile sokamıyorum. Tabii bu arada resmi listesi ve yazarın bıraktığı şekli elimde olan eşyaların durumunu düşünün. Mutlak kaybolanlar olduğu gibi, kırılanlar, evin bakımsızlığı nedeniyle meydana gelen rutubet sonucu çürüyenler olduğu da kaçınılmaz bir gerçek. Biz evi müze olsun, korunsun, yeni nesiller yazarı tanısın diye devlete verdik. Yoksa bekçiler içinde keyif sürsün, tavuk yetiştirip, meyvecilik yapsınlar diye, çiftlik olsun diye vermedik”

Bugün büyük manevi değerinin yanısıra, içindeki eşyalarla birlikte en az 50 milyon lira fiyat biçilen bu devlet malında tavukları, ağaçları ve çiçekleriyle ailece yaşamakta olan şanslı bekçi geçenlerde evin resimlerini (hem de dışarıdan) kültür mirasımızı koruyalım dizisi için çekmek isteyen Milliyet muhabirlerine de saldırmış ve “Buraya insan girmesi kesinlikle yasak. Emir böyle” diye haykırmış.

Müze olsun diye devlete emanet edilen fakat halkın nedense bahçesine bile sokulmadığı eve 1971 yılında eve en son giren kişi olan Gürpınar ailesinin damadı Abdullah Tanrınınkulu geçtiğimiz günlerde Türk edebiyatıyla ilgili bir araştırma yapan Macar grubunun da eve sokulmadığını üzülerek belirttikten sonra şöyle devam ediyordu:

Duyduk ki ev, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devrediliyormuş. Bu gelişmeye son derece sevindik. Bakanlığın ve “İş bitiren” hükümetin Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu’nun konuyu ele alması en büyük dileğimizdir. Daha önce de söylediğimiz gibi ev, artık günden güne çökmeye daha yüz tutuyor. Beklemeye tahammülü kalmadı. Eğer müze yapılması düşünülmüyorsa, köşk zaman geçirilmeden tekrar bize iade edilsin, geri satılsın. Bizler de tüm yükü üstlenip elimizde, avucumuzda ne varsa ortaya koyup Hüseyin Rahmi Gürpınar Müzesi’ni açalım” diyordu…

Sayın Kültür ve Turizm Bakanımızın ilgilerine sunduğumuz bu acıklı hikâyenin, mutlu bir sona ulaşması hepimizin en büyük dileğidir.

(Alıntıdır.Bkz:https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-34-sayisi/)

21.05.2017 00:30

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar