Menü

Nasip İyem

MART ayının son iki haftasında, yaşamının kırk yıl gibi büyük bir bölümünü sanata adamış bir sanatçımızın, Nasip İyem’in yapıtlarını izleme olanağını bulduk. Uzun bir süredir üzerinde çalışıp derlediği yapıtlarından bir demetti bu sergi, sanatçımızın… Resimden seramiğe, heykele kadar… Oldukça özgün bir çalışma…

İzlerken insanı hüzünle karışık mutlandıran resimlerin arasında dolaşırken, korkudan annesinin kucağında büzülen, kocaman, boncuk boncuk gözleriyle sorular soran bebelerle göz göze gelmemeye çalışıyoruz. Bu kez bir başka yöne tutsaklıktan sinmiş, mahsun, ürkek bakışlı genç kızlara, yaşamın katı kuralları karşısında çalışmak zorunda olan kadınlara yöneliyoruz. Heykellerle yüzyıllar öncesine geri giderken sonunda kurtuluşu doğanın özgürlüğünde buluyoruz…



Böylesine özgün yapıtlara imzasını atmış, kırkıncı sanat yılını kutlamakta olan sanatçımızı daha yakından tanımak ve tanıtmak istiyoruz. Ve sohbetimize son sergisine ilişkin sorularımızla başlıyoruz.

– Sayın İyem, serginizin tanıtımına ilişkin broşürün üzerinde «Sevdiği işi yapan insan özgürdür» yazıyor. Bu sanırız serginize verdiğiniz isim. Bunu bir de sizden dinlesek?

Evet, insan sevdiği işi yaptığı sürece kendini özgür hisseder. İsterseniz bunun bir de tersini düşünün, yani sevmediği işi yapan insan özgür olabilir mi?»

– Son serginize olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

«Umutlarım gerçekleşti. Tabii toplumumuzun plastik sanatlara karşı çok sınırlı oluşunu da katarsak bundan fazla ilgi beklenemez. Eşim ve ben adı sanı olmayan ailelerden geliyoruz. Çok güç yaşam şartlarına rağmen bugüne gelmemiz memnun ve mutlu edici.»



Resim, heykel ve seramik sanatçısı olan Nasip İyem, 1955 yılında açtığı ilk kişisel sergisinden bu yana yurt içinde tam 21’i kişisel olmak üzere 27 kez yapıtlarını sanatseverlere sunmuş. Yurt dışında da 4 kez çeşitli sergilere katılan sanatçımız 1962 yılında katıldığı Prag Uluslararası Seramik Sergisi’nde de gümüş madalya ile ödüllendirilmiş. Ayrıca 1972 yılında İtalya’da düzenlenen Uluslararası Seramik Sempaeyumu’na da ülkemizi temsilen katılmış. Yurt içinde mimariye uyguladığı artistik panolarıyla da ünlü sanatçımızın 27 yapıtı bugün bazı şahısların evlerinden bankalara kadar çeşitli motif ve süslemelerle duvarları renklendiriyor, özellik katıyor…

– Sayın İyem, dilerseniz şimdi kırk yılın başlangıcına dönelim ve sanatsal çalışmalarınıza nasıl başladığınızı öğrenelim.

«Önce 1939 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenciliğimle başladım. 1944 yılında evlendikten sonra okuldan ayrıldım ve çalışmalarımı evde sürdürdüm.»

– O dönemdeki çalışmalarınız hangi tür üzerineydi?

«Önceleri saf yürekli ‘naif’ resimler yapıyordum, giderek biçim ve renklerde -aynı saf yüreklilik temeli üzerinde- bağımsız taklit, tasvirden ayrılarak birtakım çalışmalara başladım. Bu çalışmalarım soyut olarak nitelendirilebilir.»

– Resim yaparken seramik ve heykel çalışmalarına başlamak nereden aklınıza geldi?

«Çömlekçi çamurunu -ki buna heykel çamuru da denir -ta çocukluğumda çömlekçi dayımın yanında tamdım ve zevkine vardım, tabii çocuksu ve oyuncak olarak. Aslında çocukluk çağlarımda resim yapmaya da aşırı derece düşkündüm.

«Resim çalışmalarımı sürdürdüğüm sıralarda arada bir plaster ve heykel çamuru ile uğraştığım olurdu. Sonunda seramik, biblo ve heykel gibi çalışmalara yöneldim. Yıl 1960…»



– Kırk yıldır resim çalışmalarınızda stil değişikliği yaptınız mı?

«Saf yürekli kökenine bağlı kalarak kısa sürmüş soyutlamalar yaptımsa da sonra yeniden figüratif resme döndüm.»

– Heykel çalışmalarınızda yıllardır kadın öğesini kullanıyorsunuz. Bunun özel bir nedeni var mı?

«Nedeni şu, bana göre ortak yaşamın en büyük emekçisi kadındır. Bu nedenle çalışmalarımda kadın öğesi ağır basar.»

– İki ayrı sanat çalışmasının programını nasıl yapıyorsunuz? Yani çalışmalarınızı nasıl ayarlıyorsunuz?

«Yüreğim hangisini istiyorsa onunla çalışırım. Bunda özel bir çalışma programım yoktur.»

– Başladığınızdan beri hep özgür, bireysel olarak mı çalışmalarınızı sürdürüyorsunuz?

«Kendi olanaklarımı hazırlayıncaya kadar -yani seramik fırınını ve atölyesini kurmak gibi- bazı işlerde çalıştım. Sonrası özgür, kendi çalışmalarımdır.»



– Bazı sanatçılarımız geçimini sanatsal çalışmalarını değerlendirerek sağlama görüşünü savunuyorlar ve bunu yaşamlarına uyguluyorlar. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

«Evet, bence doğru bu.»

– Biraz da sizden, bugünkü heykel ve resim sanatımızın bulunduğu yerin bir değerlendirmesini yapmanızı istesek?

«Türkiye’nin koşulları içerisinde olanaklarının üstünde bir aşama var sanat ve sanatçı olarak… Bence büyük bir başarı bu.»

– Batıyla ülkemizdeki resim ve heykel sanatının bir kıyaslamasını yapar mısınız?

«Ben batıyı adeta kopya edercesine, günü gününe yurdumuza aktarma ile özgün bir sanat yapılabileceğine inanmıyorum. Kendi yaşam tempolarımızdan gelmeyen ve bu tempoyu yankılamayan işler bizim olamaz. Yerel ya da ulusallık öğesini bırakarak evrensel olana ulaşacağımıza inanıyorum. Çünkü bizde birçoklarının sandığı gibi batı plastik sanatı ortak değildir, evvela içinden çıktığı ulusu temsil eder. Örneğin -batının ortak dili- olarak yorumladığımız soyut türden yapıtlar bile önce Fransız, İngiliz, Alman, İtalyan’dırlar, sonra sonra evrensel olana ulaşırlar…»

– Sizin çalışmalarınızda etkisinde kaldığınız sanatçılar oldu mu?

«Toprak çalışmalarımda bütün geçmiş Anadolu uygarlıklarından etkilendim. Resimde ise saf yürekli tutum ve davranışım var. Bu da içimden nasıl geliyorsa o tür resim yapmamı zorunlu kılıyor. Herhangi bir sanatçının etkisinde kaldığım yok.»



– 40. sanat yılını doldurdunuz… Bundan sonra daha ne kadar çalışmalarınızı sürdürmek istiyorsunuz?

«Yaşadıkça sürdüreceğim.»

Kırk yıldır resim ve seramik alanında bitip tükenmez bir enerjiyle çalışmalarını sürdüren Nasip İyem, Türk görsel sanatçıları arasında kendine özgü yer edinmiş sanatçılarımızdan biri… Dileğimiz, yapıtlarını daha uzun süre izleme olanağını bulabilmek…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-16-sayisi)

01.10.2020 21:29

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar