Menü

Nebahat Çehre Sonunda Sahnede

LUNA Park gazinosunda iğne atsanız yere düşmezdi. Sahneyi ilk defa deneyen bir sinema yıldızını görmenin cazibesine «memur şehri» Ankara’nın aybaşı cömertliği eklenince, gazino ağzına kadar dolmuş, içerdekinin iki misli insan dışarda kalmıştı.



Gazinoyu dolduran kalabalık — ki daha önce tempo tutmuş, alkışlamış, gülmüş. bazı şarkıların nakaratlarına eşlik etmiş «coşkun» bir topluluktu bu — ses çıkarmaksızın sahnenin orta yerinde duran, genç ve alımlı kadına bakıyordu. Çingene modasını hatırlatan, beyaz, eteği 3 parçalı, üstü lame işlemeli güzel bir tuvalet giyen genç kadın, önce ürkek ve soru dolu bakışlarını gazinoyu dolduran kalabalık üstünde dolaştırdı. Sonra heyecanın titrettiği bir sesle konuşmaya başladı:

– «Boğazım kuruyor, konuşamıyorum. Gerçekten çok heyecanlıyım. Bir kusur yaparsam bağışlayın dinleyicilerim, canım seyircilerim!»



Evet, sahnede konuşan Nebahat Çehre’ydi. Ankara’ya annesiyle birlikte gelen, cumartesi günü sabahtan beri sinirlerini düzeltmek için ilaç üzerine ilaç alan Nebahat, nihayet sahneye çıkmıştı…

Nebahat Çehre’nin eski ve profesyonel bir manken olduğunu bilenler onun sahnede sık sık kıyafet değiştireceğini, podyumda bir sinema yıldızının emniyeti ve bir mankenin zarafeti ile dolaşacağını düşünenler, ilk gece hayli yanıldıklarını anladılar. Nebahat Çehre’de gözle görülür, beş duyu ile hissedilir bir tutukluk vardı. Ama bu tutukluk sadece işin «şov» kısmında kalıyor. Nebahat Çehre alaturka şarkıları gerçekten çok başarılı bir şekilde söylüyordu. İlk gece alkışlar yüzünden üç defa sahneye çıkmak zorunda kaldı, tam 9 şarkı söyledi…

Kuliste onu ilk tebrik eden Güneri Tecer oldu. Sonra o gece gazinoya gelen bütün sanatçılar bir bir Nebahat Çehre’nin yanına geldiler, onu umduklarından çok daha iyi bulduklarını söylediler. Kuliste karşılaştığı Göksel Arsoy da «meslekdaşını» kutladı:

– «Çok iyiydin Nebahat. gerçekten çok iyiydin. Tebrik ederim kardeşim,» dedi.



Nebahat’a tahsis edilen daracık odanın bir yanı da seyyar PTT bürosuna dönmüştü. Gelen telgrafların çoğu fillmcilere aitti. Bu arada bazı yapımcılar telefonla Ankara’ya talimat vermiş, ilk gece Nebahat’in sahnesini bir çiçek bahçesine çevirmişlerdi.

Dakikalarca alkışlanan ve çok kişinin, «Sinemadan sahneye geçenlerin en iyisi» dedikleri Nebahat Çehre, kuliste sevinç göz yasları döküyordu. Günlerden beri ip gibi gergin olan sinirleri birden gevşemiş. Nebahat rahatlamıştı. Ellerini açıp «kendini utandırmadığı» için Allah’a dua ediyor ve şunları söylüyordu:



– «Sahneye Ankara’da başlamakla isabet etmişim. Ankaralı dinleyicilerime çok teşekkür ederim. İstanbul’da cevabını veremediğim soruyu şimdi cevaplandırabilirim artık: Bundan sonra sinemayla sahneyi bir arada yürüteceğim.»

Sonra gazinonun arka kapısında bekleyen 06 plakalı bir araba Nebahat Çehre’yi gazinodan alıp otele götürüyordu. Bu trafik bundan böyle hep devam edecekti anlaşılan. Öyle ya, Nebahat, bir hafta sonra yeni bir filime başlıyordu. Her sabah uçakla İstanbul’a gidecek, akşama kadar filim çevirdikten sonra, akşam uçağıyla Ankara’ya dönecek, yani «sinemayla sahneyi bir arada yürütecekti.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-32-sayisi)

18.11.2020 00:56

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar