Menü

Nilüfer Koçyiğit’e Yol Göründü

YAĞMURLU bir gün… Nilüfer Koçyiğit ile yağmur altında yürüyor, yürüyoruz…

En küçük Koçyiğit’in kapısını o gün kendisiyle konuşmak, son durumu hakkında bilgi edinmek için çalmıştık. Fakat aksilik bu ya o da dışarıya çıkacakmış. Her öğleden sonra iki saat yürümeyi adet haline getirmişmiş ve acaba bizler bu yürüyüşte ona refakat edemez miymişiz! Böylece hem yürür, fazla kilolarımızı atar, hem de konuşur dertleşirmişiz!



Haydi siz siz olun da kabul etmeyin bu cazip (!) teklifi. Yıldırım gibi düşünüyoruz «Kabul etmezsek n’olur?» diye. N’olacak, işler aksar, diğer röportajlar arap saçı gibi birbirine girer. Sonra ayıkla pirincin taşını!…

İşte yağmur altındaki o şahane yürüyüşümüz böyle başladı. Nilüfer Koçyiğit’in dünya umurunda değil. Oradan oraya koşuyor, sıçrıyor, yerinde duramıyor. Yağmura bile aldırdığı yok. Hoş bizim de üzerimizde son moda, yağmurun damlasını geçirmeyen cinsten bir yağmurluk olsa biz de aldırmazdık ya… Ama kabahat bizimdi! Tedbirsizlik etmiştik. Değil pardüsü, şemsiye bile almadan yola çıkılır mı İstanbul’da. İçimizden yağmuru hızlandırmaması için Allah’a dua ederken bir taraftan da 15 yaşın bütün canlılığını üzerinde toplayan Nilüfer Koçyiğit’e ayak uydurmaya çalışıyoruz. Ona sorular soruyoruz.



Nilüfer Koçyiğit ilk sorumuzu nedense düşünerek cevaplandırdı.

– «Sinemayı birinci plana almayı 18 yaşımı bitirdikten sonra düşünebilirim ancak.» dedi. «Şimdi çocuk olduğum için bana genç kız rolleri pek vermiyorlar. İkinci derece rollerde ise dünya bir araya gelse oynamam. Tabii bu durumda beklemekten başka çare yok. Yoksa sağda solda söylendiği gibi sinemayı bırakmış, kendimi tamamen şarkıcılığa vermiş değilim. 3 yıl sonra beni tamamen sinemada göreceksiniz. Ve yemin ediyorum birçok şöhreti yerinden edeceğim. Onlara kabus dolu günler yaşatacağım…»



Duruyor. Etrafına bakıyor. Sonra birden ok gibi ileri fırlıyor. Bakıyoruz, küçük bir köpeğin peşinden koşuyor. Ama yakalayamadı. Yanına gidiyoruz. Oyuncağını kaybeden çocuk gibi, yüzü de al al «Bu yürüyüşlerden o kadar memnunum ki,» diye nefes nefese konuşuyor. «Bir ayda altı kilo kadar verdim. Eskisi gibi fazla yemek de yemiyorum. Garip bir bünyem var. Su içsem et oluyor! Gerçi boyum uzun, ama, gene de şişmanlığı sevmiyorum.»

Gülüyor. Hem de kahkahalarla. Yine şaşırıyoruz. Galiba bugün şansımız şaşırmaktan açılmış!… Fakat, «Annem…» diye konuşmaya başlayınca neden güldüğünü anlıyoruz. «Kilolarım fazlalaşınca hep annem geliyor gözlerimin önüne. Ya ben de onun gibi 130 kilo olursam diye düşünüyorum. Düşünün annem eskiden atletmiş. 100, 200 metre koşarmış. Kimse tutamazmış annemi. Mahallede çocuklarla yarışırmış.»



Levent’i çok gerilerde bırakmışız da farkında değiliz. Zaman ne de çabuk geçiyor. Şükür, yağmur da dindi! Güneş bulutlardan sıyrılıp yüzünü göstermeye çalışıyor. Nilüfer, «Dönelim artık,» diyor. «Almanyadan bir organizatör gelecek. Sahi size söylemeyi unuttum. Ramazan ayında Öztürk ağabeyle (Serengil) Almanyaya gideceğim. Münih, Köln, Berlin, Hannover, Hamburg’da konserler vereceğiz.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1969-tarihli-45-sayisi)

25.01.2021 00:36

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar