Menü

Nükhet Duru Kötülüğün Kalbinden Bildiriyor

RİYAKAR ilişkilerin içine gireceğini, kişiliksiz insanlar tarafından acımasızca eleştirileceğini, hevenk hevenk umutlarının tuvalet dibindeki sidik kokulu soyunma edalarında kararacağını, gözyaşlarına dönüşeceğini, yalnızca şeklen insan olan birtakım para babalarının, kızları ya da bacıları yaşındaki çiçeği burnunda hayat dolu Nükhet’i ağlarına düşürme hesapları içinde olacaklarını bilseydi, bütün bunları önceden bilseydi Nükhet, acaba okulunu bırakıp, annesinin tüm çırpınmalarına aldırış etmeden sahneye çıkar mıydı? Her şeyi göze alıp hiç bilmediği bir yaşantının kollarına atar mıydı kendisini acaba?



Bu sorunun cevabını vermek pek kolay değil… Her türlü kötülükle karşı karşıya, burun buruna, iç içe yaşadığı o günlerde Nükhet kendini korumasını çok iyi bildi… Ama ne var ki, çok da yıprandı… O günlere dönerek, henüz uvertürlükten kurtulamamış olan Nükhet’in not defterinden öğreniyoruz sorumuzun cevabını…

«Büyük acılar içindeyim… Huzursuzum… İlk kez sahneye çıkma konusunda doğru mu yanlış mı yaptığımı düşünmeye başladım… Geçen akşamki olayı hiçbir zaman unutamayacağım.

«Solistimizin sesi hala kulaklarımda yankılanıyor… ‘Bana platin yüzüğümü bulun… Adi insanlar… Sefil insanlar… Hırsızlar…’



«Herkes bizden, bizlerden şüpheleniyordu… Her vesileyle de bunu belli ediyorlardı. Kalkıp bizim soyunduğumuz odaları aramaları bardağı taşıran son damla oldu. Gururuma dokunmuştu bu hareketleri. Bir haftalık yevmiyemi almadan, giysilerimi toplayarak işi terkettim… Kapıdan çıkarken, üstümü başımı tekrar didik didik aradılar… Bu olayı hiç unutmayacağım… Hepsinin canı cehenneme…»

Bu ilk gözyaşlarıydi Nükhet’in… Oysa daha çok geceler ızdırapla, acıyla, kederle yazılan not defterinin sayfalarını ıslatacaktı gözyaşlarıyla…

Aradan bir süre geçtikten sonra gazinodaki platin yüzük esrarı çözüldü… Repertuarındaki şarkıları doğru dürüst ezberlemekten aciz, geçmişteki günlerini ve nereden geldiğini unutan solisti platin yüzüğünü de evindeki komidininde unuttuğunu neden sonra hatırlamıştır…



Ne ki, eten Nükhet’e, bir haftalık yevmiyesine, geceler dolusu gözyaşlarına, sinirlerinin harap olmasına mal olmuştur… Ama mutludur, gururludur… Dobra dobra, atnı açık savunmuştur kendisini… Ve resti çekmiştir gazino patronuna…

Yalnız dikkat edilecek bir nokta vardır burada… Haklı olduğu konuda yiğitçe patronlara rest çeken kişi bugünün Nükhet Duru’su değil, yıllar öncesinin uvertür Nükhet’idir. Ehh bu da cesaret işidir doğrusu…

O yıllarda Nükhet’i rahatsız eden, huzursuz eden konu, yalnızca kulislerdeki dedikodular, çekememezlikler değildir tabii… Asıl başlı başına büyük, çok büyük bir konu vardır… Sarkıntılıklar ve kendilerini çapkın sanan cebi dolu gazino müşterileridir bunlar…



Nükhet uvertürlük dönemi içinde, çocuk yaşından genç kızlığa geçmiştir… İlk zamanlar pek dikkat çekmemiştir ama, giderek pek çok göz ona doğru çevrilmiştir artık…

Yine Nükhet’in not defterine dönelim ve o günleri sanatçımızın notlarından öğrenelim…

«Adını bile bilmediğim bir adam var… Sahneye çıktığım zaman hep onunla burun buruna geliyorum… Bakışları ve yılışık yılışık sırıtmaları sinirlerimi bozuyor… Yapacak bir şey yok şimdilik… Çaresiz o rahatsız edici bakışlara katlanmak zorundayım…»



Bu satırların yazıldığı geceden, çok değil, bir hafta sonra Nükhet’in rahatsızlığı oldukça artmıştır… Bunu da not defterindeki yazılardan anlıyoruz…

«Bizim yılışık müşteri işi azıtmaya başladı… Şimdi, her gece gelip sinirimi bozduğu yetmiyormuş gibi, çiçek de göndermeye başladı… Kulisteki odama taşman kocaman çiçeklerin hemen hepsinde aynı kart ve aynı yazıyı görüyorum… ‘Daima seni düşünen, sana tapan…’

«Henüz kulisteki odama gelecek cesareti bulamadı ama, yakında sanıyorum karşıma çıkacak bu adam. Tanrım sen bana sabır ver…»



Çok geçmez, Nükhet’in tahmini çıkar… Bir gece program başlar… Sıra Nükhet’e gelir… Sahneye çıktığı zaman, o adam yine sahne kenarındaki masasında, ona doğru bakıp gülmektedir… Bir anda kan beynine çıkmıştır. İlk şarkı bitince, adam yılışık yılışık güler, sonra da Nükhet’e çiçek gönderir…

Programını ter içinde bitiren Nükhet, odasına dönünce sinirden her tarafı titremektedir… Morali bozulmuştur… İşte tam bu sırada kapı çalar… Gelen kişi, o sinir bozucu adamdır…

«Size layık değil belki ama, bir hediye getirdim de…» diyerek gülümser… Nükhet kendisine uzatılan hediye kutusunu kapının önüne fırlatır… Sonra da, avaz avaz bağırır…



«Defolun buradan… Defolun diyorum…»

Adam yılışık yılışık sırıtmaya devam eder…

«Seni yola getireceğim bir gün.. Beni reddetmek neymiş görecek sin… Seni öldüreceğim…»

Ve adam çıkıp, gider…

Nükhet aylarca bu olayın etkisinden kurtulamaz… Bu olayı öğrenen gazino patronu bir gün Nükhet’i bir köşeye çekerek onunla konuşur…



«Bak kızım, müşteriyle iyi geçinmek zorundasın… Onlar velinimetimizdir. Kırıcı olmak zorunda değilsin… Her istediklerini yapmak zorunda da değilsin. O adamı kovalaman hoş değildi. Sonra bu adamlar tekin değildir! Başına bela açarlar… Dikkatli ol…»

O sinir bozucu adam bir süre görünmez… Sonra da unutulur gider, anılar arasına karışır…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-6-sayisi)

27.11.2020 01:45

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar