Menü

Nurullah Ataç

Eleştirmeci, denemeci (İstanbul 1898-Ankara 1957). Yeni türk edebiyatının gelişmesinde, çağdaş türk düşüncesinin akılcı temele oturtulmasmda, Türkçenin bilim ve sanat dili olarak güçlenmesinde büyük katkısı olan Nuruliah Ataç, Hammer tarihi’nin (Devleti Osmaniye tarihi) çevirmeni ve İktitaf adlı seçme yazılar kitabının yazarı olarak tanınan Mehmet Ata Bey’in (1886-1919) oğlu, doktor Galip Ataç’ın kardeşidir.

Çocukluğunun, Abdülhamid II yönetiminin son yıllarındaki dönemi, Selanik’te geçmişti. İkinci Meşrutiyet’i izleyen günlerde ailesiyle İstanbul’a geldi. Dört yıl Galatasaray Lisesi’nde okuduktan sonra öğrenim için İsviçre’ye gitti (1917-1919). Mütareke yıllarında İstanbul’a döndü, sınavla ortaokul fransızca öğretmeni oldu; İstanbul’da (1921-1923), Sivas’ta, Adana’da (1924 – 1925) ders verdi. Ankara’da, devlet dairelerinde çevirmenlik (1925 – 1927), liselerde türkçe, sanat tarihi ve fransızca öğretmenliği (1928-1930) yaptı. İstanbul’da lise fransızca öğretmeni, İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Okulu’nda okutman olarak çalıştı (1930-1940). Ankara’da öğretmenlik, Basın – Yayın Genel Müdürlüğü’nde yayın şefliği görevlerinde bulundu; Cumhurbaşkanlığı çevirmenliği görevinden emekliye ayrıldı (1952). Ölümüne kadar Türk Dil Kurumu Yayın Kolu başkanıydı (1951-1957).

Ataç yazı hayatına, 1921’de Yahya Kemal’in ve çevresindeki aydınların çıkardığı Dergah dergisinde başladı. Bu dergide birkaç şiiri, edebiyat ve tiyatro eleştirileri yayımlandı.

Ertesi yıl Akşam gazetesinde sürekli olarak tiyatro eleştirmeleri çıkmağa başladı. Daha sonra Hakimiyeti Milliye, Ulus, Milliyet, Tan, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Cumhuriyet, Son Havadis, Dünya gazetelerinde, Hayat, Varlık, Yedigün, Ülkü, Seçilmiş Hikâyeler, Türk Dili dergilerinde J’eleştirpıe ve deneme yazıları çıktı. Fransız, latin, rus yazarlarından çevirileri yayımlandı.

Ataç sağlam bir eleştirme geleneği bulunmayan türk edebiyatında bu türün ilk olgun örneğini verdi. Okurların edebiyat sorunlarını kavramasına, edebiyat hayatını yakından izlemesine, edebiyat eserlerinin özelliklerini seçmesine, bunlar üzerinde sağlam değer yargılarına varmasına yardımcı oldu. 1936’dan başlayarak gelişen yeni türk şiirini geniş topluluklara tanıttı; konuşma diline dayanan, günlük yaşayışı yansıtan bu vezinsiz, kafiyesiz şiirin toplumda benimsenmesini sağladı.

Tiyatro eleştirilerinde, batı tiyatrosunun kötü örneklerinin yapmacıklı bir dille çevrilerek oynanmasına karşı çıktı. Türk tiyatrosunun geleneksel kaynaklarla beslenmesi gereğini savundu.

Bütün yazılarında duygular yerine geniş ölçüde aklın egemenliğine yer verdi. Yargıların başkalarından alınarak denetlenmeden, olduğu gibi benimsenmesi en çok karşı çıktığı tutumdu. Ulusal benliği koruyarak batılılaşma düşüncesini, türk milliyetçiliğini, batı uygarlığına bağlı demokratik yönetimi, ekonomide devletçiliği savunuyordu. Batı kültürünü anlamak için yunan ve latin kültürlerini yakından tanımak zorunda olduğumuzu söyler, türk tarihini ancak bütün yönleriyle kavradıktan ve tarih bilincine vardıktan sonra batı kültürü çerçevesine girilebileceğine inanırdı.

Ataç, yazılarını kolay anlaşılan, konuşma diline dayanan bir anlatımla yazmıştır. Cümlede fiilin hep sona getirilmesi yerine, konuşma dilinde olduğu gibi, zaman zaman fiilin yer değiştirmesini savunmuş ve devrik cümleye yazılarında yer vermiştir. Türkçede yabancı kelimelerin, özellikle yabancı terimlerin kullanılmaması için var gücüyle çalışmıştır. Ataç’ın dil sorunlarıyle geniş ölçüde ilgilenmesi 1932’lere kadar uzanır. Daha, 1934-1935 yıllarında, hiç bir yabancı kelimeye yer vermediği yazılar yayımlamıştı. 1936’da başladığı, daha sonra da Haber-Akşam-Postasında, sürdürdüğü yazılarında Türkçenin yanlış kullanılması, yabancı kelimelerin dilden uzaklaştırılması, türkçe terimler bulunması gibi konular üzerinde durmuştu. Anayasa dilinin türkçeleştirilmesinden (1945) sonraki yıllarda öz türkçeyi geniş ölçüde savunmağa, bütün yazılarında öz türkçeyi en güzel biçimde kullanmağa başladı. Dil devriminin önderlerindendi.

Ertesi yıl Akşam gazetesinde sürekli olarak tiyatro eleştirmeleri çıkmağa başladı. Daha sonra Hakimiyeti Milliye, Ulus, Milliyet, Tan, Son Posta, Haber-Akşam Postası, Cumhuriyet, Son Havadis, Dünya gazetelerinde, Hayat, Varlık, Yedigün, Ülkü, Seçilmiş Hikâyeler, Türk Dili dergilerinde J’eleştirpıe ve deneme yazıları çıktı. Fransız, latin, rus yazarlarından çevirileri yayımlandı.

Ataç sağlam bir eleştirme geleneği bulunmayan türk edebiyatında bu türün ilk olgun örneğini verdi. Okurların edebiyat sorunlarını kavramasına, edebiyat hayatını yakından izlemesine, edebiyat eserlerinin özelliklerini seçmesine, bunlar üzerinde sağlam değer yargılarına varmasına yardımcı oldu. 1936’dan başlayarak gelişen yeni türk şiirini geniş topluluklara tanıttı; konuşma diline dayanan, günlük yaşayışı yansıtan bu vezinsiz, kafiyesiz şiirin toplumda benimsenmesini sağladı.

Tiyatro eleştirilerinde, batı tiyatrosunun kötü örneklerinin yapmacıklı bir dille çevrilerek oynanmasına karşı çıktı. Türk tiyatrosunun geleneksel kaynaklarla beslenmesi gereğini savundu.

Bütün yazılarında duygular yerine geniş ölçüde aklın egemenliğine yer verdi. Yargıların başkalarından alınarak denetlenmeden, olduğu gibi benimsenmesi en çok karşı çıktığı tutumdu. Ulusal benliği koruyarak batılılaşma düşüncesini, türk milliyetçiliğini, batı uygarlığına bağlı demokratik yönetimi, ekonomide devletçiliği savunuyordu. Batı kültürünü anlamak için yunan ve latin kültürlerini yakından tanımak zorunda olduğumuzu söyler, türk tarihini ancak bütün yönleriyle kavradıktan ve tarih bilincine vardıktan sonra batı kültürü çerçevesine girilebileceğine inanırdı.

nurullah ataç benAtaç, yazılarını kolay anlaşılan, konuşma diline dayanan bir anlatımla yazmıştır. Cümlede fiilin hep sona getirilmesi yerine, konuşma dilinde olduğu gibi, zaman zaman fiilin yer değiştirmesini savunmuş ve devrik cümleye yazılarında yer vermiştir. Türkçede yabancı kelimelerin, özellikle yabancı terimlerin kullanılmaması için var gücüyle çalışmıştır. Ataç’ın dil sorunlarıyle geniş ölçüde ilgilenmesi 1932’lere kadar uzanır. Daha, 1934-1935 yıllarında, hiç bir yabancı kelimeye yer vermediği yazılar yayımlamıştı. 1936’da başladığı, daha sonra da Haber-Akşam-Postasında, sürdürdüğü yazılarında Türkçenin yanlış kullanılması, yabancı kelimelerin dilden uzaklaştırılması, türkçe terimler bulunması gibi konular üzerinde durmuştu. Anayasa dilinin türkçeleştirilmesinden (1945) sonraki yıllarda öz türkçeyi geniş ölçüde savunmağa, bütün yazılarında öz türkçeyi en güzel biçimde kullanmağa başladı. Dil devriminin önderlerindendi.

Ataç’ın yazılan arasında ölüm, sevgi, yalnızlık, tutku, içtenlik, mevsimler, günün saatleri, düş, hastalık, anılar, yaşama sevinci, tabiat, ahlak kuralları gibi konulan işleyen denemelerin özel bir yeri vardır. Stendhal, Laclos, Lukianos, Plautus, Terentius gibi yazarlardan elliyi aşkın çeviri yapmıştır.

Ataç’ın yazılan arasında ölüm, sevgi, yalnızlık, tutku, içtenlik, mevsimler, günün saatleri, düş, hastalık, anılar, yaşama sevinci, tabiat, ahlak kuralları gibi konulan işleyen denemelerin özel bir yeri vardır. Stendhal, Laclos, Lukianos, Plautus, Terentius gibi yazarlardan elliyi aşkın çeviri yapmıştır.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/turkiye-1923-1973-ansiklopedi-grubu)

16.07.2019 08:54

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar