Menü

O Kadınlar Namussuzdur

60 Günlük Bir Şey adlı kitabıyla adeta kendi çapında bir olay yaratarak biranda günün kadını haline gelen tiyatro sanatçısı Füsun Şahin’e (Erbulak) telefonla halkla yüzyüze gelme önerisini götürdüğümüzde, Şahin ilk önce yaşadığı olayların gerilimi ve güvensizliği ile kabul etmek istemedi. Ancak daha sonra sorulanların ve verdiği yanıtların olduğu gibi yayınlanacağı güvencesini kendisine verince öneriyi kabul eden Füsun Şahin (Erbulak) kararlaştırdığımız saat olan 15.00ten tam iki saat önce 13.00’de gazetemize geldi ve 18.00’e değin dinmek bilmeyen telefonlara yanıt verdi. Kimisi Şahin’i sonuna değin desteklediğini, yanında olduğunu söylerken kimisi de yaptığını doğru bulmadığını eleştirerek söyledi. Tüm sorulara elinden geldiğince açıklayıcı yanıtlar vermeye çalışan Füsun Şahin’in saati dolduğunda ilk kez halkla böylesine yüzyüze gelmekten duyduğu huzur yüzündeki tedirginliğin yerini almıştı. Ve işte üç saat boyunca halkla konuşan Füsun Şahin’e sorulan sorular ve yanıtları…

İstanbul’dan İhsan Karamemiş, Ahmet Naip, Makbule Yiğit, Hatice Uğur, Selami Yelken Füsun Erbulak’a aynı soruyu sordular…

-Füsun hanım nasılsınız? Acaba “60 Günlük Bir Şey” adlı romanınızdan kazandığınız parayı ne yapacaksınız?

-Efendim, olaylar inanılmaz boyutlara ulaştığı için pek iyi sayılmam. Sözkonusu kitaptan şu ana kadar beş kuruş kazanmış değilim,

Gamze Soydan, Murat Çuha, Gülçin Burak, Turan Canyak, Mehmet Kurt, Sacide Sever, Nihal Soysal, Ali Yılmaz, Vedat Alındeşen, Mehmet Ali öztürk, Ölkü Turan, Alev Uçar, Nilüfer Akçay, Neşe Gençten, Ali Haydar Nergis, Ahmet Hüseyin Nalloğlu, Esin Güler:

-Füsun hanım kitabınızı okudum. İyi ya da kötüydü orası önemli değil. Sormak istediğim eşiniz Altan beyi çok takdir ediyorum. Bu şekilde onu harcamış olmadınız mı, yaptıklannızdan biraz olsun pişmanlık duymadınız mı? Bir de Altan Erbulak’la yeniden barışma ihtimaliniz var mı?

-Eveeet… Bir kere ben Altan Erbulak’ı harcamadım, kitabı okuduysanız anılarım olmadığını anlardınız. Sonra, bugüne kadar yaptığım hiçbir şeyden pişmanlık duymadığım gibi bundan da duymadım. Altan Erbulak’la her an yeniden birleşebiliriz. Zaten gazetelerin eleştirilerine bel vererek o benden boşanmıştır. Ama bu yalnızca kağıt üzerinde bir ayrılıktır, halen aynı evi paylaşıyoruz.

Kerem Maral, Süheyla Çakır, Sevgi Demir, Cihan Ünlü, Şencan Güler ve Gül Atasoy da şu soruyu sordular:

-Bu kitabı yazmaktaki amacınız neydi? Topluma ne vermek istediniz?

-Hay hay, açıklayayım efendim. Kanımca, yaptığım bir evrimdir. Romanda anlatılmak istenen: Evlilik taze tutulması gereken bir müessesedir ve olay bitmişse hem koca, hem aşık birarada yürüyemez. Kadın ikinci bir aşk adına birtakım şeyleri göze almalıdır, hakkıdır bu. Ödevlerimiz oranında haklarımız da vardır. Erkeğin elininkiri olan bizim sinimizin lekesi olamaz. Kısacası kadınlann da aşık olma hakkı vardır, aşk adına girişecekleri her şey masumdur. Yalnız bir günlük kap-kaç ilişkiden yana değilim. Bu kitap evlilere bir uyarıdır.”

Musa Güllüoğlu (Antalya), Korkmaz Beyoğlu, Servet Ciğerci, Melahat Tosun’un sorulan da Füsun Şahin’in yeni oyunu ”Zorba”da odaklanıyordu:

-Hanımefendi, Zorba’da kendinizi başanlı buluyor musunuz? Bir de oyundan son anda ayrılan Sevda Ferdağ sizin için Ahmet Uğurlu ile başlattığı reklamı bu oyunda sürdürüyor diyormuş, ne diyorsunuz?

-Zorba’da kolektif olarak başarılı olmalıyız ki, oyun tutuluyor. Reklam konusuna gelince… Ahmet Uğurlu “Kitaptaki Ali benim” diyerek kendine reklem yaptı. Ne Fikret Hakan’ın ne de benim böyle reklamlara hiç ihtiyacımız yok. Fikret de beni reklam aracı olsun diye değil ,role uygun olduğuml- için almıştır…,

Tülay San, Keriman Bardakçı, Hulisi Dikmen, Cem Meral, Semiha Diker:

-Füsun hanım, bütün bu olaylardan sonra kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Ne durumdasınız, toplum sizi ne şekilde yargılıyor?

-Cevaplayayım efendim. Bir kısım bu romanda beni Jeanne d’Arc yerine koymakta, bir evrim,kadın bağımsızlığı veya kurtuluşu adına bir evrim yaptığım inancındalar. Diğer kesim ise beni paspal, ne yaptığını bilmeyen, serbest hayatı öneren bir kadın durumunda görmekte. Ben her ikisi de değilim. Ortaçağda yaşadığımızı iddia ediyorum ve kadınların bağımsızlığının, saygı sınırları içinde açık seçik olursa sonsuza dek olduğunu savunuyorum.

Deniz Koçan, Fatma Sanay,Serpil Kılıç, Mahmut Ilkan, İpek Süer:

-Kitabınızı, okudum ve normal bir kadının bunlan yapamayacağı fikrine vardım. Ya da çok zor, demek ki, kocanızı sevmiyorsunuz ve sevgilinizle evlenmeyi düşünüyorsunuz…

-İlginç bir yorum doğrusu, öncelikle şunu belirteyim benim sevgilim falan yok şu anda. Sonra bir kadın bunlan niçin yapamaz? Yani bir hanımın artık kocasıyla ilişkisi bitmişse yeni baştan aşıkolamaz mı? Aslında mutluluk bir soluk süresine indirgendi. Kadın sırf angaryayı yüklenme yecektir. Ödevi kadar hakları da vardır. Bir ikinci aşk, evlilikie sonuçlanmasını istediği bir ikinci aşk en doğal hakkıdır. Hak olmayan şey, yalap şap, gizli tutulup “Hem kocam olsun, hem de sevgililerim” demektir… Romanda da zaten anlatılmak istenen budur…

Merve Şencan:

-Füsun hanım, sizce bir kadının mutlu ve sağlıklı bir evliliğe sahip olması için erkeğinde ne gibi özellikler yakalaması gerekir. Seks, kitabınızda anlattığınız kadar önemli mi? Kocanız sizi aldatmayan bir erkek olsaydı onu yine aldatır mıydınız?

-Birincisi kitapta kocamı aldattığımı söylemiyorum. Kitap Aslı adlı bir kahramanın başından geçenleri içerir.Kocayı aldatmak, kocaya yalan söylömek, onu eşşek yerine koymaktır. Bir kadın kocasına “Ben başkasını seviyorum” diyorsa zaten aldatma sözkonusu değildir. Sekse gelince, evlilikte aranacak olan şey erkeğin kadınıyla her şeyini paylaşmasıdır. Seks hayatın temeli değildir, yalnızca yaşamın önemli öğelerinden biridir…

Nermin Telalar:

-Kitabınız büyük olay yarattı. Her şeye rağmen aynı şeyleri tekrar yaşasaydınız yine yazar mıydınız, bu olayda kendinizi suçladınız mı hiç?..

-Bu soruya teşekkür ederim. Ben bugüne kadar hiçbir yaptığımdan pişmanlık duymadım. Ben olayda bir yanlışlık, bir hata veya bir günah görseydim ne yaşadığımı yaşar ne de yazardım. Ama yazdığım, yaşadığım değildir. Bu olayda bir tek suçlu varsa o da kitaptaki Hidayet’tir. Eğer erkek karısını aldatıyorsa buna mukabil olan birr şeyi karşılamak üzere kendisini hazırlamıştır zaten…

-Yasin Yılmaz:

-Hangi renkleri seversiniz Füsun hanım?

-Siyah ve kırmızıyı severim…

-Demek ki, çok ateşli bir insansınız. Peki yeniden evlenmeyi düşünüyor musunuz?

-Hayır şimdilik hiç kimseyle evlenmeyi düşünmüyorum, ama öyle bir şey sözkonusu olursa ilk aday yine kendi kocam olacaktır…

Ali Gümüş, Sermin Başçıoğlu, Gülay Doğruer, Meral Koral, Deniz Şahin, İsmail Pınar:

-Sizin ölçülerinize göre namus sözcüğünün anlamını açıklar mısınız?

-Namus çok geniş bir kavramdır, açık seçiktik, dürüstlüktür. Namus yalandan öteye geçemez. Yalan varsa namus yoktur, namus varsa yalan yoktur. Hem kocam, hem de otuz tane sevgilim olsun diyen kadınlara karşıyım. Bu namussuzluktur.

-Peki efendim, cinsel özgürlük üzerine neler düşünüyorsunuz?

-Hem toplum olarak, hem de feminist bir kadın olarak belirli hat ve hudutlann olduğuna inanıyorum, Cinsel özgürlük çocuğumuzu ezdirmemelidir. Yani çocuğumuzun mutsuzluğu adına cinsel özgürlüğümüzü yaşamak değil, bastırmak zorundayız, önce beyin sonra yürektir. Sait bir cinsel özgürlük sözkonusu bile olamaz.

-Gülen Bodur:

-Kitabınızı ve gazetelerde çıkan yazılan okudum. Ben bunların tamamen dışında olarak size bir soru sormak istiyorum. Altan Erbulak hakkında neler söyleyebilirsiniz?

-Valla Altan bey bir genellemedir. Eğer yaşayıp yaşamadığımı merak ediyorsanız, her yazarın kendi yaşamından katabileceğinin ötesinde yaşamadım. Kocama gerçek anlamda ihanet de etmedim. Altan tipik bir erkek, tipik bir kocadır…

-Bülent Türkmenoğlu:

-Hanımefendi, yarın öbürgün kocanıza, ya da kızınıza “Bak karın, ya da annen neler yaptı, nasıl yaptı?” gibilerinden sorular geldiğinde nasıl karşılayacaksınız?

-Ben bu olayı şöyle görüyorum. Çocuk anne ilişkisinde dürüstlük olmalı. Çünkü çocuk annesini örnek alacaktır. Ben çocuğumun mutlu olmasını isterim ve yazdıklarımdan da etkilenmedi, zedelenmedi. Ama akisler yüzünden hem biz ayrıldık, hem de çocuğum üzüldü. Kısacası tepkiler beni boğmadı, boğmayacaktır…

Belma Bengü:

-Sevdiğiniz kişiyle neler yaptıysanız yaptınız ama bunu teşhir etmeseydiniz daha iyi olmayacak mıydı?

-Ah, İşte ben buna karşı çıkıyorum. Kitabım benim hayatımın teşhiri değildir. Ayrıca gizil kalan ilişki ahlaksızlıktır. Benim ahlak anlayışımda mezara götürülecek hiçbir sırrım olamaz. Eğer yeni bir aşk için ikinci bir ilişkiye giriyorsa kadın, çocuğuna da söyleyerek ikinci bir koca adayı bulması ahlaksızlık değildir…

Nermin Yiğiter:

-Ablacığım, yazdığınız şeyler doğru mu?

-Kitabın başında anılann devamı değildir demiştim. Benden kesintiler veya bir nebze olsun bir bölüm vardır, hepsi değil.

-Ben de sizden bunu beklerdim, hiç yakıştıramamıştım.

-Ama hepsi benim de olsa yakıştmlmayacak ne var? Kadınlann ikinci kez sevmek hakkıdır, tabii evlilik şartıyla…

Gamze Soyata:

-Doktorlar sağlık durumunuzun iyi olmadığını ve bu kitabı onun için yazdığınızı söylüyorlar…

-Evet, ben yirmi yıldır şeker hastasıyım. Ne var ki, kitaplar sağlık bozukluğundan yazılamaz. Yazılsa bir solukta okunacak kitap olmazdı. Bu kadar tepkili ve yandaşlı bir kitap olmazdı…

Suna Kocabey:

-Kitabınızda bir hayli yabancı esintiler var. Bunu Batılaşma olarak ele alsak bile kitabınızı bir Türk kadını olarak hiç beğenmedik. Siz Aslı adı arkasına saklanıp kendinizi teşhir etmekten mutlu olsanız bile bu kadar sempatik ve entelektüel bir insan olarak gönüllerde yer eden Altan beyi ve kızınızı hiç düşünmediniz mi?

-Ben kendimi Aslı olarak açıklayacak kadar hayasız bir insan değilim. Ahmet Uğur “Ali benim” deyince ister istemez herkes de beni Aslı yaptı. Ben ölümü göze alarak kocama çocuk doğurdum. Simdi bu ilişki bittiyse yeni bir ilişkiye girmek benim en doğal hakkım olmalıdır.

Taner Coşkun:

-Kitabınızın satışı artsın diye ve sanatçılığınıza reklam olsun diye çırpınıyorsunuz değil mi?

-Hayır, benden yana böyle bir amaç yok. Ben zaten kitabımı belirli bir kesime yazmıştım. Herkes herkesi sevmez ki. Kendilerine benzeyenleri, kendi arzularını sever. Ama bunu herkes okudu. Böylece bir kesim yanımda olsa da bir kesim karşımda panik içerisinde. Çünkü ya özlemlerini yansıttım, ya da suçlarımı ortaya çıkarmış oldum. Zaten bunlan reklam için yapsaydım boşanmayı yaratacak bir reklam olmazdı, daha değişik yollardan giderdim…

Aylin Kızıllaş:

-Erkeğinizi elde tutabilmek için neler yapıyorsunuz?

-Yapamamışım ki, boşandım. Evlilikte angaryaları hep ben yüklendim çünkü. Aslında her deney bir başka seçim getirir ve bu karşı tarafa yani erkeğe göre değişir…

Alev Uçar:

-Füsun hanım sizi çok takdir eden bir insanım. Kitabınızda açıkladığınız sevgiliyle evlenmeyi hala düşünebiliyor musunuz?

-Neyi açıkladım ki?

-İki kitabınızda da maceralı aşklar yaşadığınızı anlattınız. Hala evlenme umudu var mı içinizde, ya da ilişkilerinize devam edecek misiniz?

-İlişkiyi sürdürmek… Şimdi iki kitabım ve Burgu’da yedi tane öykü birden var. Bunlann hepsini birden yaşamam olanaksız. Burgu’da sadece annenin ölümüyle ilgili olan bölüm bana aittir, yani hepsi bana ait değil… Kaldı ki 60 günlük olayda da eğer ben olsaydım, Füsun olarak yazardım… Oysa kahraman Aslı’dır… Ve kitabın yarısı hayal mahsulüdür, arkadaşlarımın anılarıdır.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sey-dergisinin-1984-tarihli-6-sayisi/)

13.02.2017 10:24

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar