Menü

Orhan Gencebay’ın Kuduz Endişesi

YIL 1980… Orhan Gencebay ve Sevim Emre Kuşadası’nda tatil yapmaktadırlar… Bir sabah erkenden kalkıp civar yöreleri gezmek için otomobillerine binip, yola çıkarlar… Ve yolda başlarına öyle bir olay gelir ki, ölümle burun buruna 10 gün geçirmek zorunda kalırlar… Her an ölme tehlikesi, her an kudurma korkusu ve her an bu dünyadan çekip gitme acısı…

İşte Orhan Gencebay ve yaşadıkları olayın öyküsü:



«Otomobilimizle Kuşadası yolunda ilerliyorduk… Zayıf, çelimsiz, bir deri bir kemik kalmış bir kedicik karşıdan karşıya geçerken karşı yönden gelmekte olan minibüsün altında kaldı… Minibüs şoförü hiçbir şey olmamacasına yoluna devam edip giderken kedilere öteden beri büyük bir acıma duygusu duyan Sevim, bir çığlıkla arabayı durdurup ok gibi fırladı ve kedinin yardımına koştu… Hayvancağız can çekişiyordu… Sevim kediyi kucağına alıp hemen bir veterinere götürmemizi söyledi… Oysa buna hiç gerek dahi yoktu… Çünkü ölmek üzereydi… Sevim’i zar – zor da olsa ikna ederek kediyi yere bırakıp yolumuza devam ettik… Aradan bir saat kadar geçmişti… Bir kasabaya geldik… Ancak Sevim’in aklı kedideydi… Hayvanın ölüp ölmediğini merak ettiğini söyledi bana…



Ben Sevim’in ne demek istediğini anlamıştım… ‘Haydi hazırlan da gidip bir bakalım’ dedim… Bir saatlik yolu geri döndük… Ve hayretler içerisinde kaldık… Kedi ölmemiş, olduğu yerde eşelenip duruyordu… Hemen bir kutu bulup içine koyduk… Son süratle Kuşadası’na getirdik… Başladık bir veteriner aramaya… Sevim, kediye süt ve yiyecek verdi… Hayvan yanımızda kendine gelmeğe başladı… Hatta Sevim’in ellerini tırmalamaya dahi başlamıştı… Nihayet hayvan hastanesinden emekli bir veteriner bulduk… Bu arada hayvan iyileşmesine iyileşiyordu ama, bir yandan da bazı yerlerinde kızarıklıklar meydana gelmeğe başlamıştı… Tuvaletini yapamıyor, garip sesler çıkarıyordu… Veteriner kediyi görünce, elini bile sürmeden uzaktan baktı… Çekingen bir hali vardı adamın… Biz bu durumdan hayli kuşkulandık… Nedenini sorunca bize şöyle cevap verdi:



«’Merak edilecek bir şey yok… Kuduz olabilir… Bu yaştan sonra bir de kuduz iğnesi olmayalım» diyerek kediye kayıtsız kaldı…

«Bu cevap bizim korkumuzu en üst noktaya çıkarmaya yetti… Sevim başladı ağlamaya… Kediyi tekrar kutusuna koyup bu kez bir başka veteriner aramaya koyulduk… Dört gün sonra bu kez Aydın’da yeni bir veteriner bulabildik… Alıp ona götürdük… Hayvanın karnı şişmeğe başlamıştı… Biz ise kabuslu günler geçiriyorduk… Ya kuduzsa… Ya kuduz mikrobu bize de bulaşmışsa… İkinci götürdüğümüz veteriner de aynı umursamazlıkla kediye şöyle bir uzaktan göz gezdirdi…



«Veterinerin ağzının içine bakıyorduk… Söyleyeceği bir söz bizim hayatımızı ve varlığımızı altüst edebilirdi… ‘Bu hayvanda bir şey var mı?’ diye sorduk. ‘Yoo… Sanmıyorum… Ama yine de tedbiri elden bırakmayalım’ dedi…

«Eğer kuduzsa altı gün içinde kuduz iğnesini vurulmak zorundaydık. Ancak henüz kedinin kuduz olup olmadığını öğrenememiştik bile… Bu arada hayvancağız günden güne zayıflıyor, fenalaşıyordu… Kediyi Aydın’da bırakıp, biz geri döndük… Ertesi gün veterinere telefon ettiğimizde bizi yüreğimizden vuran bir cevap aldık… Kedi ölmüştü… Sevim bir yandan kediye ağlarken bir yandan da kendi derdine gözyaşı döküyordu… Postanede hıçkıra hıçkıra ağlıyordu… Ben olayın önemini bilmeme rağmen Sevim’i saden sözcüklerle teselli ediyordum…



Gerçekten ya kuduzsa ve bize de bulaşmışsö… Öyle bir noktaya gelmiştik ki, iğne için dahi geç kalabilirdik…. Veteriner kedinin başının kes ip İzmir Hayvan Hastanesi’ne gönderildiğini söyledi.. ‘Birkaç gün içinde muayene sonucunu alırsınız’ dedi… Ama bekleyen kim… Arabaya atladığımız gibi İzmir’e gittik… Gece olduğu için nöbetçi doktora aittik.. Sevim heyecandan tirtir titriyordu. Doktor böyle bir kedi kafasının geldiğini ama, şimdi nerede olduğunu bilemediğini söyledi… Bir süre geçti kedi kafası geldi… Doktor hemen kontrollerini yaptı ve bizi sevinçten havaya uçuran sonucu bildirdi… Kedide kuduz mikrobu yoktu. Daha sonra da öğrendiğimize göre zaten kedide kuduz mikrobu olmazmış… Ve böylece korkulu bir 10 gün geçirmiş, tatilimiz zehir olmuştu… Ama dünyaya yeniden gelmişçesine sevinçliydik… Bir yavru kedi başımıza neler açmıştı?..»



Orhan Gencebay’la ilgili diğer bir anı da plak dünyasından…

1968 yılında sanatçı ilk plağını doldurmuştur… Adı «Başa Gelen Çekilir»… O dönemlerin ünlü bir Türk Halk Müziği sanatçısı Orhan Gencebay’ı küçümseyerek «İyi… İyi… Plakların genelevlerde satılıyor…» der… Bu yargı Gencebay’ı hayli yaralar… Hiç sesini çıkarmaz ve gülümseyerek yanından ayrılır…

Orhan Gencebay bir gazetenin çekilişine davet edilir… İlk defa halkın huzuruna çıkacaktır… Kuliste büyük bir kalabalık vardır… Gencebay sahne arkasında halkın hücumuna uğrar… Bu arada yıllar önce kendisine alayla bakan arkadaşına da rastlar… Kendisini kutlayanlar arasında o da vardır… Kalabalıktan yanına yaklaşamayıp uzaktan elini sallamaktadır…



Bir zamanlar arkadaşını küçümseyen insan şimdi ona ulaşmakta dahi güçiük çekmektedir…

İşte yine Orhan Gencebay ve yine bir müzik anısı… Müziğe ilk başladığı, daha doğrusu sazı ilk eline aldığı dönemlere ait bir anı…

Orhan Gencebay’ın ailesi müziği seven bir ailedir… Babasının da, annesinin de sesi çok güzeldir.



Kız kardeşi de keman ve akordeon dersi almaktadır… Gencebay’ın ise arzusu bağlama çalmaktır… Oysa babası tambur çalmasını ister…

Bir gün Gencebay’ı bir köpek ısırır… Kuduz korkusuyla iğne vurulur… Her gün annesiyle birlikte iğneciye gitmektedir… Dördüncü iğnede canı çok yanar ve ertesi gün iğnenin vurulduğu yer ceviz gibi şişer… Annesine artık iğne olmayacağını söyler… Ve Orhan Gencebay anısına söyle devam eder…



«Annem kovalar ben kaçarım… ‘İğne olmak istemiyorum’ diye bağırırım. ‘Gel oğlum… Ne istersen alırım… Gel iğneni ol da kurtul…’ der… Bu vaat üzerine ben mandolin isterim… O günlerde bağlamanın adını mandolin olarak bellemişimdir… Gidip iğnemi olurum ve ertesi gün de babam elinde mandolinle gelir… Oysa benim istediğim bu değildir… Benim vitrinlerde gördüğüm aletin sapı daha uzun ve karnı daha şiştir… Bunu babama söyleyince ‘Eee oğlum şimdilik bunu al da onu da daha sonra getiririm.’ der… Bir hoca tutarlar ve mandolin dersi almaya başlarım…»

Ve öylece bir rastlantıyla, bir yanlış anlamayla Orhan Gencebay ilk dersine mandolinle başlar…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-4-sayisi)

23.02.2021 23:04

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 21 Mayıs 2017 01:22

    arife

    Resmi nikahlari varmiymis sevim emreyle