Menü

Osman Seden’den Gerilim Filmi “Çirkin Dünya”

Bu oyunun kurallarını bilemediği söylenemez Osman F. Seden’in…. Ama, bir genelleme yapmak gerekirse gerçek anlamıyla “gerilim filmi” türünün Türk sinemasına yabancı sayılacak bir konu olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Önemsenecek bir yanı var mı bunun?… Üstelik Türk sinemasının halka daha bir dönük oluşu özlenirken… Gelin görün ki, sinema yapıtını salt sinematografik değerleriyle karşınıza aldığınızda “gerilim filmi” türünü önemsememenin olanağı yok. Bu türün sinema tarihlerine geçmiş ne klasikleri var ki sayısı saymakla bitmez.



Sinema tarihlerinin eskimeyen, her çağının içinde yer alan ne “gerilim filmi” ustaları var ki sinema kuramcıları arasına girmiş… Oyunun kurallarından söz ederken bunlardan, bunların sinemacıya ve sinema seyircisine getirdiklerinden söz etmek istiyoruz.

Safa Önal bir melodramcı. Önal için böyle bir niteleme yapmanın gerekliliğini kabul edeceğiz öncelikle… Türk sinemasının melodramcı tavrına rahatlıkla ayak uyduranlardan… Hangi türde bir senaryoyla karşımıza çıkarsa çıksın, dışına varamıyor bu çizgilerin… “Gerilim filmi” türünde de olağanı zorlamıyor Önal. Senaryosunun dramatik kurgusunu o türün kendine özgü kurallarına bağlanmadan yıllardır eskitemediği melodramatik öğeleriyle oluşturmak istiyor.



Osman F. Seden ise Önal’a ters düşmeyen sinemacı. Kameranın başına geçtiği ilk günlerden beri Seden’i iyi tanıyanlar çok iyi bilirler ki, Seden, sinemaya el yatkınlığı ne denli olağanüstü nitelikte kabul edilirse edilsin, hangi senaryocunun atına binerse onun borusunu çalan bir yönetmen… Senaryoculuğunu kendi yaptığı ilk filmlerinde klasik “gerilim filmi ” kurallarını katıksız bir sadizmle uygulamaya çalışan Osman F. Seden, Safa Önal’ın senaryosuyla zaman zaman, sudan çıkmış balığa dönüyor. Temeli kabaca gerilim öğelerine uygun, fakat melodramik öğelerle ağdalaştırılmış olan senaryo Seden’i bocalatıyor, akışı dengesiz, bütünlükten yoksun bir mizansene sürüklüyor.

Üç azgın ve sapık erkeğin polisten kaçarken bahçeli bir eve sığınmasıyla başlıyor hikaye… Evin sahibi genç bir doktor. Güzel bir karısı ve ufacık bir çocuğu var. Silah zoruyla hakim oluyorlar serseriler eve… Kadına da, kocasına da, o küçücük yavruya da yapmadıklarını bırakmıyorlar.



Zaman zaman kedi – fare oyununa dönüşüyor hikaye… Ufak kaçıp kovalamalarla oyalanmak istiyor seyirci. Kurtulmasını da istiyor içtenlikle genç çiftin. Olayı kendi akışı içinde derleyip toparlayabilmiş olsa Önal-Seden ikilisi ne iyi!.. Hayır, öyle yapmıyorlar, seyircinin bam teline bastıkça basıyorlar… Koyu melodramla sadizm içiçe giriyor… Neye uğradığınızı şaşırıyorsunuz bir aralık filmin akışı içinde… Fakat toparlandığınız zaman anlıyorsunuz ki, oyunun gerçek kurallarını iyice uygulamaktan gelen bir çarpıcılığın değil, bir dengesizliğin, bir kargaşalığın, bir kararsızlığın seyirciye verdiği bir tepki bu… Oyuncular da kamera karşısında yalnız bırakılmış besbelli. Ayrı telden çalıyor herkes. Ve hiçbir oyuncu filmin başından sonunadek sağlam ve istikrarlı bir oyun veremiyor.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/sanat-dergisinin-1975-tarihli-114-sayisi/)

17.02.2021 21:23

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar