Menü

Öztürk Serengil Kapalıçarşıyı Birbirine Soktu

Film yıldızı olarak “Gözden düşen” Öztürk Serengil, sahnelerde “Güldürücü”lük yaptığı üç kişilik orkestrasıyla “Bayram alış verişi”ne çıkmıştı… Günlerden arife. Çarşı pazar, iğne atılsa yere düşmiyecek Kadar da kalabalık. Millet omuzomuza değil de, sanki içiçe yürüyor.

“Önce Kapalıçarşı’ya uğrıyalım.” dendi. Beyazıt kapısından girip, Kalpakçılar Caddesinden aşağı doğru yürümeye başladık. Artık buna yürümek mi, yoksa bir sele kaptırıp kendini sürüklenmek mi denir, orasını Tanrı bilir. Orkestra arkadaş – lan gitarlarıyla şeflerine yol açmıya çalışıyorlardı.

Öztürk Serengil Kapalıçarşıyı Birbirine SoktuSerengil, önce kendisiyle her gece sahnelerin bitmeyen çilesini çeken bu vefalı arkadaşlarına, seyyar satıcıdan birer kutu şeker almıya kalktı, caydı… Sonra terükçilar çarşısında incik-boncuk satan bir seyyar satıcıdan kallavi bir tespih, İç Bedestende fes ve nargile pazarlığına girişti. Başında fes, ağzında nargile gitar çalmıya koyuldu. Bir yandan da “Yaşşa Öztürk”,”Şepkeye gel şepkeye…”. “Bravo Mangıraj…” diye bağırıp çağıranlara kaşı, gözü, çenesiyle selam veriyor, bir yandan da “Show” yapıyordu. Çarşı çarşı olalı, böylesine sazlı-sözlü bir alışverişe doğrusu ya, sahne olmamıştı…

Kapalıçarşı’nın görülmemiş kalabalığı birden birkaç misline çıkmış,korkunç insan seli arasmda Serengil’in ezilmesine ramak kalmıştı… “Şepke”si bir yana uçmuş,üstelik hiçbir alış veriş te yapmadığı halde “mangıraj”ları da suyunu çekmişti. Elden ele uçan “şepke”sini güçlükle ele geçirip başma koydu çıkardı, koydu çıkardı. Böylece kendisine sevgi gösterisinde bulunanlara selam vermiş oldu. “Bu da kim?” diyen tanış olmıyanlara da kendini “Mösyö Kel…” diye takdim etti…

Ama Öztürk Serengil’i tanımıyan yok gibiydi. Başörtülü kenar mahalle kadınları, çocuklarını kucaklarında havaya kaldırmışlar “Bak işte Öztürk Serengil” diye gösteriyorlardı. Genç kızlar mahçup bir tavırla birbirlerini dürtüyor: “Şişttt, Öztürk’ü gördün mü?” diye soruyorlardı. “Hani nerde?” diye kızların üstüne üşüşen delikanlılar ise ortalığın bir anda karışmasına yetiyor, sonra bir kör döğüşüdür gidiyordu…

Serengil, birbirini çiğniyerek üzerine doğru gelen kalabalığın arasından, güçlükle yakasını sıyırıp, tabana kuvvet Halıcılar çarşısına daldı. Var gücüyle yokuş yukarı koşmağa başladı. Ardından yüzlerce kişi “Hurra…” diye peşine takıldı. Çarşının ara sokaklarından “Ne oluyor yahu?” diye ortaya atılanlarlakalabalıkbir misli daha artmıştı… Üç kişilik orkestra topluluğu ise gitarlarım sağa sola sallayıp şeflerini kalabalığın elinden korumağa çalışıyorlardı. Bu kovalamaca hayli uzun sürdü. Öztürk koştu,onlar kovaladı… “Şepkeni çıkar görelim”, “Fotoğraf ver” “Filmlerde seni görmek isteriz” diye bağıranların haddi hesabı yoktu…

Öztürk yoruldu ama, kovalıyanlar yorulmadı… Sonunda nefes nefese bir dükkanın önünde durdu. Perde ve sahnenin bu dikkate değer simasını, bir anda bir anda mıhlanmış gibi yerinde durduran eşya, süslü, ahşap bir köy beşiğinden başka bir şey değildi. Yere çömelip beşik sallamasını, Öztürk Serengil’i kovalıyan hayran kalabalığı, onun yeni bir numarası sandı. Serengil bir yandan beşiği sallarken, bir yandan da yeni doğmuş bir bebeğin sesini taklit ederek incecikten “Üvee” diye sesler çıkarıyor, orkestrası da bu acayip “Shoıv’a eşlik ediyordu. “Sahnede beşikli yeni bir numara mı?” sorusuna Öztürk Serengil. kulağımıza eğilerek “Yok, bu seferki aile numarası. Bir bebek bekliyoruz da…” diye cevap verdi.

Üç defa evlenen Öztürk Serengil, bir türlü mutlu olamamış, sonunda şimdiki eşi Nevin Serengille hayatını birleştirmiş ve aradığı mutluluğa kavuşmuştu.Eşinin çok anlayışlı, evde “ev hanımı”, yolda “yol arkadaşı”,gazinoda,işte”akıl hocası, ” olduğunu söyleyen Serengil,doğacak çocukla bu beraberliğin bir kat daha güçleneceğini söylüyordu…

Kapalıçarşı’dan kan ter içinde bitkin, yorgun ,tek kuruşluk alış veriş yapamadan, fakat ardında sevgiden örülmüş koskoca bir kitle bırakarak dönen Serengil, “Artık unutuldu. Halk onun filmlerini istemiyor” diyenleri yalancı çıkarmış, beş on dakika içinde peşinden yine binlerce inşam sürüklemesini bilmişti. Bu, yıldızı sönmüş gözüyle bakılan bir sanatçı için maddi manevi hiç bir ölçüyle ölçülemiyecek değerde çok büyük bir başarıydı…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/pazar-dergisinin-1967-tarihli-539-sayisi/)

10.02.2017 16:11

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar