Menü

Öztürk Serengil Osman Seden Kavgası

Eskiler boşuna, «Büyük lokma ye, büyük laf söyleme,» dememişler… Adı üstünde «Büyük laf» işte. İnsanlar bu cinsten laflan pek öyle kolay kolay unutamıyorlar. O «Büyük lafları» edenler, bir gün yanılıp da ters bir şey söyledikleri zaman hemen eski defterleri karıştırıyorlar ve «İyi ama kardeşim sen evvelce şöyle şöyle dememiş miydin?» diye başlayan tiradlara girişiyorlar.

Bunun en canlı örneği Halit Refiğ’in başına geldi. Kalburüstü rejisörlerimizden olan Refiğ bir gün, «Biz sinemamıza batılı gibi bakıyoruz. Oysa Türk sineması, Türk’ün sinemasıdır. Yorumu, çözümü, eleştiricisi de Türk olmalıdır,» dedi. Bunu kabul edenler olduğu gibi, etmeyenler de çıktı. Mesele büyüdükçe büyüdü. Hala da devam ediyor. Ama ortada söylenmiş bir «büyük laf» vardı. Refiğ, 1958 yılının nisan ayında Akis dergisinde şöyle demişti: «Türk sineması aşılmaz bir bataklıktan farksızdır!»

Öztürk Serengil Osman Seden Kavgasıİşte size bir örnek daha. Türkan Şoray’la ilgili… Biliyorsunuz, 1,5 – 2 yıl kadar önce bazı prodüktörler Türkan Şoray için bir toplantı yapmışlardı. Bu toplantıda prodüktörler oturmuşlar ve Türkan Şoray’ın aldığı 60 000 liralık ücret üzerinde konuşmaya başlamışlardı… Hepsi de fiyatın yerli sinema için «çok» olduğu kanaatindeydi. Bu yüzden, «Hayır, biz bu fiatla ona filim yaptırmayacağız,» diye bir karar almışlardı. Ama iş kararla bitmiyor ki… Toplantı dağılır dağılmaz Basın’m önünde oynatmama kararı alanlardan bir – iki prodüktör önce çiçekçiye, sonra da Türkan’ın evine koşmuşlar ve ona 60.000 liradan filim teklif etmişlerdi. Hesapları da şuydu: Diğer prodüktörler Türkan’la filim yapmayınca piyasadaki Türkan’lı filimler azalacak, o zaman Türkan’lı her filim dört, beş misli fazla hasılat yapacaktı! Ama SezarTn hakkı Sezar’a! O toplantıda bulunan Ak – Ün filim şirketi sahiplerinden İrfan Ünal toplantıdan doğru evine yollanmış, Türkan Şoray’a filim falan teklif etmemişti. Aradan biraz zaman geçti. Lale sinemasının sahiplerinden de olan İrfan Ünal bu sefer de, «Türkan Şoray’ı değil filimlerimde oynatmak, oynadığı filimleri bile sinemamda geçmeyeceğim,» diye beyanat verdi. Gerçekten bir sezon sözünü tuttu. Ama ertesi sinema sezonunda Lale sineması Türkan’ın oynadığı bütün filimler! bir bir oynattı.

Ya Hürrem Erman? O da Türk sinemasının bunalımı yıldızların aldığı büyük ücretlere bağlıyordu. Bir konuşma sırasında, «Ben artık starla çalışmayacağım, artistlere fazla para vermekten diğer masrafları kısıyoruz» demişti. Bu sözlerin üzerinden 15 gün geçmeden Behiye Aksoy’a 300.000 lira ödediğine dair haberler çıktı. Bu örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.

Bütün bunlar nereden aklına geldi demeyin hemen. Son derece enteresan yeni bir haber duyduk da, onun için eski defterleri karıştırdık. Haber ama öyle söylenti falan değil. İmzalı şahitli, mukaveleli, anlaşmalı bir haber bu… Öztürk Serengil sinemaya dönüyor. Önümüzdeki ay içinde bir filmin baş rolünde oynayacak. «Bununla yukarıdakilerin ilgisi ne?» demeyin.

Öztürk Serengil Osman Seden KavgasıEfendim, Öztürk Serengil bu filmi Kemal Film Şirketi namına yapacak. Filmin rejisörü de Kemal filmin sahiplerinden Osman Seden. Osman SedenTe öztürk Serengil arasında yakın bir «ilişki» vardır. Sinemaya jön olarak girip, kötü adam olarak devam eden Öztürk ilk defa yerli sinemanın en iyi teknikeri sayılan Seden tarafından komedyen olarak denenmişti. «Ne Şeker Şey» adlı bu filim büyük iş yaptı. Kadrosu hayli kalabalıktı. Fatma Girik vardı, Türkan Şoray vardı, Fikret Hakan vardı. Efgan Efegan vardı… Ama seyirci filimde en çok öztürk’ü tuttu.

«Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli,» derler ya. Öztürk’ün yıldızı bir kuyruklu yıldız gibi parlamıştı. Filimler birbirini izliyor, şöhreti gün geçtikçe yayılıyor, para su gibi akıyordu. Bu arada Öztürk’te birtakım değişiklikler başgöstermişti. Sonunda Öztürk çıktığı hızla indi. Biz çıkışını, inişini ve şovmen olarak ikinci çıkışını gayet etraflı bir şekilde anlattığımız için bu konuya girmeyeceğiz. Burada bahsetmek istediğimiz şey başka. Eğer devamlı bir Ses okuyucusu iseniz hatırlarsınız. Öztürk yıldızının söndüğü o tarihlerde sinema için şöyle demişti: «Rejisörlerin büyük bir çoğunluğu yetersiz, prodüktörlerin tamamı ise nankör.» Bunun üzerine biz de öztürk Serengil’in düşüşünün hikayesini verdiğimiz 16 temmuz 1966 sayılı SES mecmuasında bazı prodüktör ve rejisörlere bu konuda neler düşündüklerini sormuştuk. Osman Seden bu konuda (Öztürk’e o şansı ilk tanıyan adam olarak) en fazla söz sahibiydi. Şunları söylemişti.

– «Allah iki türlü beyin yaratmıştır. Biri düşünsün diye, öbürü de Kumkapı’da sarhoşlara meze olsun diye… Öztürk’ün beyni mezelik beyin kanaatımca… Neye düştüğüne gelince. ‘Ölüler hayırla yadedilir’ diyeceğim Öztürk için…»

İşte o Seden, 2 yıl sonra Öztürk Serengil’e filim teklif ediyordu. Böylece biz de yerli sinemada yepyeni bir söylediğinin tersini yapma olayına şahit oluyorduk.

Öztürk Serengil Osman Seden KavgasıBunu duyar duymaz hemen Kadıköy’e geçtik ve Suadiye’de Öztürk’ün yeni aldığı katta iki S’nin (Serengil’le Seden’i) başbaşa, «iş konuşurken» yakaladık. Duyduğumuz haber doğruydu. Şovmen olarak ikinci defa doğduktan sonra şaşılacak kadar değişen ve bambaşka bir insan olarak Öztürk Serengil arada geçen günleri ve o günlerde söylenenleri unutmuşa benziyordu. Osman Seden ise gayet tabii, gayet normal hareket ediyordu. O gün konuştular, sonra Osman Seden İzmir’e gidip geldi, bir daha konuştular ve mukaveleyi imzaladılar. Bütün bunlar olurken bizim bakımımızdan enteresan olan şey, her şeyin Öztürk’ün Suadiye’deki evinde olmasıydı. Yani artist filim şirketinin yazıhanesine gitmiyor, şirketin herşeyi olan adamı artistin evine geliyordu. Tabii bu, mukavele imzalanmadan önceki düşüncelerimiz. Sonunda bir mukavele imzaladı ki sormayın gitsin. Bugüne kadar hiçbir yerli filim artisti bu şartlarla mukavele yapmamıştır denebilir. Mukavelenin ilk şartı şuydu: Öztürk Serengil adı filmin adından önce ve tek olarak yazılacaktı. Kadro kalabalık ve zengin olacaktı, Öztürk pazar günleri çalışmayacaktı. Diğer günler saat 12’de sette olacak ve 18.00 dedi mi, paydos edecekti. Fiyat olarak önce 30.000 lirada anlaştılar. Fakat Öztürk, «Bu benim sahnede 10 günlük mesaimin karşılığı. Halbuki filimde 25 gün çalışacağım,» diye diretince bu fiyata 10.000 lira daha eklendi. Seden müzikal komedi olarak bu filmin peşinden hemen bir İkincisini yapmak istiyordu. Öztürk bunu da kabul etmedi, «Ağabeyciğim, birini yapalım, diğerini de ondan sonra düşünelim,» dedi.

Bu konuda Osman SedenTe de konuştuk ve iki yıl önceki sözlerini hatırlattık. Seden bu defa bize şunlan söyledi:

– «Sizin de gördüğünüz gibi bambaşka bir Öztürk’le karşı karşıyayız. O Öztürk sinemadaki devrini kapadı ve gitti. Gelen yepyeni bir Öztürk’tür.»

Biz de yukarıdan beri anlattıklarımıza bakıp bakıp «İnsan beşer, bazen şaşar,» diyenlere canı yürekten hak veriyoruz.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-37-sayisi)

10.08.2019 22:47

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 25 Ağustos 2015 11:26

    Cemre Kan

    büyük konuşmıcaksın işte
  • Yayınlandı: 4 Eylül 2015 15:31

    SUZAN İLERi

    öztürk selengilin bıyıkları ne kadar enterasandı ya :D