Menü

Peter Weiss Üzerine

İçimizden biri değil Peter Weiss. Ve çoğumuz bilmiyoruz kaçıncı enlem ve kaçıncı boylamdadır. Angola, yine de Angola pamuk tarlalarında, yine de Angola maden ocaklarında, yine de Angola tezgahlarında haysiyetini satmamak için, namusunu satmamak için, erdemini satmamak için dişini tırnağını, ciğerini soluğunu, kanını terini, kısaca emeğini pek sayın centilmenlerin görünür görünmez kırbaçlarına dolamış insanları omuz başımızda duyduk. Peter Weiss anlamış dünyanın hangi öküzün boynuzlarında sallandığını; biliyor yara nedendir, nerdedir, hangi neşterle deşilir. Ezilen halklardan bir halk takılmış kaleminin ucuna. Yazmış.

O yazmış. Türkçesini Can Yücel söylemiş. Türkçesini söylemiş ya Can Yücel, daha da öte Türkçe bir yürek karmış, daha da öte Türkçe bir akıl katmış, daha da öte şiire, insana varmış Can Yücel.

Salozun Mavalı bir uyarlama değil. Adların Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet olup da, kurgunun Johnny kaldığı bir uyarlama değil. Ustanın «Sen Türkçem kadar güzelsin» dediğini haklı kılacak ölçüde soluk vermiş sözcüklere Can Yücel. İyi çevirilmiş bir dille oynanan oyunu seyretmiyor seyirci, sahnedekilerden her birini dokuz ay karnımızda taşımışcasına, kendimiz döllemişcesine bizim kılmış Yücel.

Kimi adam sandıklarımızın profesörlük külahlarını tavlanıp, kimi adam sandıklarımızın boş sözlere avlanıp ortalarda dönendiği şu günlerde, Ankara Oyuncuları, ölenlerin yanı sıra yaşayan yüreklerin de var olduğunu kanıtladılar seçimleriyle. Salozun Mavalı doğru seçilmiş, doğru yorumlanmış, doğru uygulanmış bir oyun. Dünyadaki tüm ezilen halkların yakından tanıdığı emperyalizm ve onun pek sayın köpekleri ve onun pek sayın maşaları ve onların baskıları, ve onların yozlukları bir Portekiz – Afrika kurgusunda somutlanmış Salozun Mavalı’nda. Yer Angola, yerliler Angolalılar, Saloz Salazar ya, oyun hep o bildik oyun, düzen hep o bildik düzen. Yurdaer Erşan, yalın, dürüst bir yorumla oyunu sahneye koymuş. Emperyalizmin eski ve yeni çağlar boyunca misyonerlik kurumuyla denizaşırı sömürgelerinde sürdürdüğü, faşizmin her darda kaldığında sarıldığı çare olan din istismarıyla ezilen halklar üzerinde kurduğu baskıcı niteliği, Yurdaer Erşan’ın yorumunda iyice belirlenmiş. Yer yer gölge oyununa yönelik anlatım tarzıyla, dekor, kostüm, ve aksesuarlarda lekeler halinde işlenen yerellikle, belirli paralelliker abartmasız sağlanabilmiş.

Ankara Oyuncuları, iyi dengelenmiş bir takım oyunculuğunda aşamalı bir oyun sundular İstanbul seyircisine. Oyuncuların tümü ekonomik ve çoğunluğu bilinçli, tutarlı bir oyunculuk düzeyine ulaşmışlardı. Anlaşmış bir grup çalışmasıyla, seyredene de huzur ve sevinç getiren, gösterişli ustalıklardan alınmış biçimde oynuyor Ankara oyuncuları. Zehra Erşan, Güzin Özyağcılar, Savaş Yurttaş, Özer Aydın yer yer öne geçen oyunculuklarıyla, SaIoz’un başarısına büyük katkıda bulunan sanatçılar.

Aslında, oyunun işlediği konu gereği, sahnedekileri sanatçı olarak, belirli bir topluluğun üyeleri olarak adlandırmak ve değerlendirmek yerine halkımızın duyarlı, bilinçli bir grubu diye tanımlamak daha doğru olur sanıyorum. Saloz’un Mavalı, Portekiz’in Afrika’daki beşyüz yılı aşkın sömürgeleştirme olayını işliyor. Afrika’nın yeraltı zenginlikleriyle dolu kıyılarına ilk adım atanlardan, Salazar’a dek uzanan bir öykü bu. Episodlardan kurulu oyunda, Portekiz’li ak tenlilerin ve onlarla işbirliğine giren ihanet içindeki kara tenlilerin, Afrika’nın çeşitli sömürgelerindeki halkı nasıl ezdikleri, bir yandan kırbaç ve sopa zoruyla, öte yandan putperestleri hak yoluna çekme kisvesi altında yerlilerin nasıl insana aykırı bir düzende çalışmaya koşuldukları anlatılıyor. Ve bütün bu kurgunun üstünde Saloz’un heyulası oturuyor. Bir erişilmez, bir ulaşılmaz yücelik gibi halka gösterilegelmiş olan Saloz, gerçekte süslerle bezenmiş, renklerle biçimlendirilmiş bir korkuluktan başka birşey değil. Bütün Salozlar gibi. Büyük bir maskın içinden konuşuyor Saloz’un dediklerini aktaracak olan oyuncu. Çünkü emperyalizmin kol gezdiği bütün ülkelerde olduğu gibi burada da Saloz’un gerçek suratı, gerçek kişiliği önemli değil. Saloz olabilecek, Saloz maskının altına girmeyi kabullenebilecek herkes bir Saloz olabiliyor bu düzende. Konuşulanlar değişse de, Saloz’un görünürdeki niteliği değişmiyor çünkü.

Ailenin kutsallığı mavalları ile sözüm ona hak yoluna sokulduktan sonra aileleri emperyalizmin kesesini doldurmak adına dört bir yana dağıtılan halk, yüzyıllar boyu süren işkencelerden, istismardan, baskıdan sonra giderek uyanmaya, giderek bilinçlenmeye başlıyor. Halkta kıpırtılar başlayınca da, emperyalist güçler, kendi egemenliklerini, kendi çıkarlarını, kendi kazançlarını sürdürmek adına birleşip topa tüfeğe davranıyorlar. Asker üstüne asker, silah üstüne silah yığılıyor ezilen ülkeye. Emek istismarıyla, ekonomik baskıyla, kırbaçla yüzyıllar boyu sürdürülmüş olan halk, bu kezde coptan başlayıp makinelide biten bir vahşetin pençesine düşürülüyor.

«Kalksın bu karabasan üstümüzden! Kovalım kafiri ülkemizden, köyden, kentten, dağdan, düzden, katalım kafiri önümüze, sürelim kafiri, sürelim dökelim kafiri denize!» diye halk silkinince, başlıyor akmaya:

«Milyonlarca mark, milyonlarca sterlin, milyonlarca dolar…

Paralansın diye insanlar, para yağdırıyorlar

Al sana tank!

Al sana zırhlı!

Al sana uçak!

Karşılıklı ölüm fonundan Karşılıksız ve bedelsiz!»

Ne var ki, yıllar yılı canından başka yitirecek birşeyi kalmamış, çoğu kez para babalarının cüzdanları adına canını da yitirmiş halk sinmiyor bu sille, gülle yağmurundan :

«Hayda uşaklar, haydaa!

Efendi gibi yaşayalım biraz da!

İçelim kebabı.

Yiyelim şarabı!

Kötürümler ki, ayağa kalktığımızda Dünya bir yarım pabuç ayağımızda, ayıbı, günahı, sevabı…

Devrim ki, bu şölenin halklar tarafından görülmüş hesabı… zalimin malı mazluma helal… insan ki bir kuş, dünya ki bir dal… ve böyle başlayınca bu sevda… ölmek için yaşadığımız yeter, yaşamak için ölelim biraz da!» deyip doğruldu mu halk, çeker ipini Saloz kuklasının ve görülür ne mene şey gizlidir o kat kat urbalar, nişanlar ardında: Bir teneke yığını ve kof saman çuvalları!

Salozun sahnedeki mavalı umuda, aydınlığa açık olarak sona eriyor. Bilinçli bir yazar, bilinçli bir çevirmen, bilinçli bir grup el ele verdi mi, güneşe uzanan yolda, tiyatronun da döşeyebileceği taşlar olduğunu doğruluyorlar.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/tiyatro-dergisinin-1972-tarihli-5-sayisi/)

19.07.2019 18:48

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar