Menü

Roman Polanski, Kinski’ye Tecavüz Etti Mi?

SAPIK mı, dahi mi?» İşte bugün bile, tanışmalarının üstünden yaklaşık 5 yıl geçmesine rağmen güzel Nasti’nin (Almanlar ona böyle diyorlar) ya da bizim tanıdığımız Nastasya Kinski’nin, yanıtını bulamadığı belki de tek soru bu.

Aslında Nastasya’nın sapık ya da dahi olduğu konusunda henüz bir karar veremediği Roman Polanski’nin de, onca tecrübesine rağmen yanıtını veremediği bir soru var:

«Nastasya gerçekten masum mu, yoksa bir seks canavarı mı?»

Evet, Roman Polanski olmasaydı, bugün Nastasya Kinski diye biri, daha doğrusu hemcinslerinin kıskançlık, erkeklerin ise cinsel arzularını böylesine kamçılayan bir dişi üne ulaşamayacaktı.

«Benim Küçük Sevgilim» diyor Roman Polanski, Nastasya için ve böylece yazı dizimize isim babası oluyor.

Bir Polonya yahudisi Roman Polanski. Çocukluğunun en güzel günlerine İkinci Dünya Savaşı bir kabus gibi çöküyor. Nazi esir kamplarında geçiriyor tüm çocukluğunu. Anne ve hebasını yine bu kamplar, da yitiriyor. Sonrasında barış, anlaşma derken diğer yahudiler gibi sabun olmaktan kıl payı kurtuluyor. Ve delikanlılığa ilk adımlarını attığı sırada soluğu (biraz da tesadüfler sonucu) Yenidünya’da alıyor.

«Benim Küçük Sevgilim» aslında Nastasya’nın hikayesi. Ancak güzel Nasti’yi, Roman Polanski anlatacak bu yazı dizisinde. Bu nedenle önce biraz Polanski’yi tanımakta, sonrasında ise Nastasya’nın en yakın tanıdığına sözü bırakmakta yarar var sanırız.

Polonski, Hollywood’da, bir anda sinema dünyasının içinde bulur kendini. Önceleri sıradan filmlerde reji asistanlığı yapar. Ve derken 1970 başlarının seks sembolü Sharon Tate ile karşılaşır. Polanski ile Tate kısa zamanda evlenirler. Ne var ki Polanski’nin garip bir yaşantısı vardır. Uyuşturucular, seks partileri genç yönetmenin hayatının değişmez parçalarıdır. Sharon Tate de kendini bu garip alemin için, de buluverir. Ve sonunda Polanski ile evlenmenin cezasını hayatı ile öder.

Yine böyle bir uyuşturucu ve seks partisi sırasında Sharon Tate, sapık Manşon ve arkadaşları tarafından hunharca öldürülür.

Sharon Tate’nin ölümü Polanski üzerinde adeta bir şok tesiri yapar. Genç adam uzun süre kendisine gelemez ve insanlardan sürekli olarak kaçmaya başlar. Bu arada uyuşturucuların boş hayalleri Polanski için vazgeçilmez bir tutku haline gelir. Ve Polanski, Nastasya Kinski ile karşılaşana kadar adeta canlı bir ceset gibi yaşamını sürdürür.

Artık sözü Roman Polanski’ye bırakmanın sırası geldi sanırız. Nastasya ile tanışmalarını şöyle anlatıyor Polanski:

«Ünlülerin çokça gittiği Stüdyo 54 adlı gece kulübündeydim. Kıramayacağım bazı dostlarımın ısrarları ile o kulübe gitmiş, zoraki eğlenmeye çalışıyordum. O sırada tanı, dik bir yönetmen, yanında genç kızlığa henüz ilk adımlarını atan, harikulade bir fıstık ile salona girdi. Daha ilk anda şoke olmuştum. Hemen tanışmalı, vakit geçirmeden bu küçük kıza sahip olmalıydım. Sharon’dan bu yana ilk defa bu kız arzularımı kamçılamıştı.»

Roman PolanskiRoman Polanski, o gece Nastasya ile tanışmakta gecikmedi. Dans ederken söylediği bir iki güzel söz, küçük Nasti’nin yanaklarının pembeleşmesine yetti de arttı bile. Polanski o geceyi şöyle anlatıyor:

«Tanışmamızdan hemen sonra her gece çıkmaya başlamıştık. Bir gece, lüks bir yerde yemek yedik ve doğruca evime gittik. Nastasya öylesine güzel, öylesine büyüleyiciydi ki, o gece ona sahip olmadan yapamadım. Küçük Nasti çok yıkılmıştı. Ben onun için bir tabu olan tüm güzel düşlerini sapıkça sona erdirmiştim. Sonrasında kendimden utanmağa başladım. Küçük Sevgilim’in pembe düşlerini yeniden kurmak olanaksızdı. Ama yine de bir. şeyler yapmak, ona hudutsuz yardımcı olmak istiyordum. İşte bunun için kolları sıvadım. Nastasya Kinski’yi dünya çapında üne ulaştırmağa karar verdim. Böylece içimi kemiren, beni yerin dibine batıran utanç duygumdan biraz olsun arınıp, rahatlayacaktım. Üstelik Küçük Sevgilim’in gönlünü bir nebze de olsa alabilecektim.»

15 YAŞINDAYKEN başından geçen bu çirkin tecavüz olayı Nastasya Kinski için ün ve paranın başlangıcı, bir anlamda müjdecisi olmuştu. Çünkü düzensiz yaşantılı, sapıkça fikirler sahibi Roman Polanski’nin belki de ilk kez bu olaydan sonra utanma duygusu ağır basmıştı. Polanski, küçük sevgilisini dünya çapında üne ulaştırmayı kafasına koymuştu artık. Onu kimse durduramazdı.

İşe önce güzel Nasti’ye çekidüzen vermekle başladı Polanski. Onu erkekleri büyüleyen bir seks kedisi ya da dayanılması güç bir küçük dişi haline getirmeliydi. Ve Polanski ilk aşamada düşündüklerini kısa sürede gerçekleştirdi. Artık Nastasya Kinski tam istediği gibi bir küçük kadın olmuştu. Yeniden Polanski’ye kulak verelim dilerseniz:

«Nastasya tanıdığımda çok güzel bir küçük kızdı. Ancak benim istediğim, yaşından olgun göstermesi, ondaki seks öğesinin iik plana çıkmasıydı. Öyle ki Nasti’yi gören erkeklerde hemen bir yatak imajı uyanmalıydı. Bu yoldan harekete geçtim. Usta bir kuaför elinden çıkmış uzun ve bakımlı saçları, yaşının çok üstünde seksi makyajı, dekolte giysileriyle küçük sevgilim tam hayalimdeki hir dişiydi artık… Ben bile onu tanımakta güçlük çekmeye başlamıştım. Nastasya’yı karşıma alıp saatlerce seyrediyor, adeta harikulade tablo yapmış bir ressam gibi, yarattığım mucizeye zaman zaman inanamıyordum.»

Evet, küçük masum Nasti’nin o günleri böylece gerilerde kalıyordu. Aradan çok kısa bir süre geçmesin ne karşın, Nastasya’nın fiziki görünümü büyük ölçüde değişmiş, genç kız artık sokakta yürürken bile «Benim» diyen erkeklerin defalarca dönüp baktıkları ya da durup inceledikleri bir dişi haline gelmişti… Ve bundan sonrasında Polanski’nin işi hayli kolaydı.

Polanski hemen usta hir fotoğrafçı buldu ve Nasti’yi ona teslim etti. Fotoğrafçı ile Nastasya artık günlerini devamlı olarak çalışarak geçirmeye başladılar. Tabii Polanski de onları yalnız bırakmıyordu… Çünkü küçük sevgilisini ya da yarattığı bu dişiyi, susamış erkek gözlerinden kıskanmaya başlamıştı.

Aylarca süren çalışma, birbirinden değişik mekanlar, harcanan kaset kaset film… Bunca emek, Nastasya’nın erotik pozları ve eşsiz güzelliği ile bütünleşince, ortaya birbirinden güzel fotoğraflar çıkmaya başlamıştı. Polanski bunları çoğaltıyor, ünlü magazin ya da moda dergileri ile Playboy, Penthause gibi erkeklere seslenen dergilere götürüyordu. Fotoğrafları inceleyen yazı işleri müdürleri adeta şoke oluyorlar ve bu harikulade dişiyi okuyucularına diğer yayınlardan önce sunabilmek için gerekirse sayfalarını bozup, baskılarını durdurmakta tereddüt etmiyorlardı.

Ve çok geçmedi, hemen her gazete bayiinde Nastasya’nın kapak ve posterleri ile süslü dergiler boy göstermeye başladı. Artık herkes birbirine aynı soruyu soruyordu. «Kim bu harika yaratık?»

Bu sorunun yanıtı çok kısa sürede tüm belleklere yerleşiverdi. Nasti’nin posterleri bekar erkeklerin odalarını, hayali ise tüm erkeklerin düşlerini süslüyordu… Bu arada onun yüzünden kıskançlık duygularına kapılanlar da yok değildi. Bir çok kadın gibi Roman Polanski de garip kıskançlık duygusuna kapılmaya başlamıştı. Nasıl mı? Bunu da Polanski anlatsın:

«Nastasya tam istediğim gibi kısa sürede büyük bir üne ulaştı. Bol para kazanıyor, durmadan film teklifi alıyordu. Ona olan borcumu ödemiş, utanç duygumdan kısmen kurtulmuştum. Ne var ki bu kez bir başka duygu içimi kemirmeye başlamıştı. Garip bir kıskançlık duygusuydu bu. Erkeklerin küçük sevgilime sadece cinsel içgüdüleri ile bakmaları fena halde sinirlerimi bozuyordu. Yoksa Nastasya’nın üne ulaşmasında bunca çaba harcadığıma pişman mı oluyordum- Hayır hayır bu kadar bencil olmamalıydım. Hele pişman olmak. Allahım ne kadar saçma bir duygu. Hemen bu düşünceleri kafamdan silip atmalıydım.»

Nastasya, birçok film teklifi alıyor, bunları Polanski’nin baskısı ile geri çeviriyordu. Polanski küçük sevgilisini kendi yöneteceği bir filmde oynatmayı planlıyordu. Sonunda partoner bulundu ve Nastasya Kinski, Marcello Mastroianni ile «Nasılsan Öyle Kal» adlı film için kamera karşısına geçti. Sonrası Roman Polanski için belki de hir kabustan beterdi. Dinleyelim:

«Hayatımda onca film çektim… Ama bu filmdeki kadar zıvanadan çıktığımı hatırlamıyorum. Film çok cüretkar seks sahneleri ile doluydu. Bu film için Nastasya’yı seçtiğime giderek pişman olmaya başlamıştım. Küçük sevgilim gitmiş, yerini adeta küçük bir seks şeytanı almıştı. Nastasya kamera karşısında anadan doğma soyunuyor, set aralarında bile üzerine bir şey almaya gerek görmüyordu. İkazlarım hep boşunaydı. Anlaşılan küçük sevgilim benden öç alıyor ve bunu çok iyi başarıyordu… Hele hele babası yaşındaki Marcello Mastroianni ile çok ateşli hir sevişme sahnesinin çekildiği gün ne yapacağımı şaşırmıştım. Bir an kamera arkasından, önüne geçip o yaşlı çapkının başını ezmemek için kendimi zor tutttum. Sonra sudan bir kapris ile seti tatil ederek, sinirlerimi yatıştırdım.»

«NASILSAN Öyle Kal», Roman Polanski’nin şimdiye kadar en zor şartlarda çaIıştığı bir filmdi. Ünlü yönetmen, bu filmi bitirene kadar müptelası olduğu uyuşturucuların dozunu artırmak ve alışa gelmediği sinir haplarının huzuruna sığınmak zorunda kalmıştı. Ne var ki Polanski, sonunda yaşlı kurt Marcello Mastroianni’nin, küçük sevgilisinin gönlünü çalmasını engellemeyi başarmıştı.

NastasyaAslında Nasti gerçekten Polanski’den öç alıyordu. Bunun dışında babası yaşında bir aktöre aşık olması düşünülemezdi bile. Polanski, içinde derin bir iz bırakan o günleri şöyle anlatıyor.

«Resmen çıldırmak üzereydim. Düşünün bir kere. Çok sevdiğiniz bir kadını (Nasti artık benim kadınımdı), babası yaşındaki bir aktörle son derece açık bir aşk sahnesinde görüyorsunuz. Filmin yönetmeni sizsiniz ve o aktör ile sevdiğiniz kıza daha canlı, daha gerçekçi sevişmeleri için salıklar veriyorsunuz. Yönetmenliğim süresince bundan daha güç bir olay yaşamadım, yaşayamam da.»

Nastasya’nın Marcello Mastroianni ile çevirdiği bu film, Avrupa ile Amerika’da gişe ve hasılat rekorları kırmaya başladı. Filmin yönetmeni Roman Polanski, becerisinden dolayı Nasti’ye yakın övgü dolu sözlerle bahsedilmesine karşın, bu filmi çektiğine gerçekten pişmandı. Çünkü Polanski’nin küçük sevgilisi artık bambaşka biri olup çıkmıştı. Öyle ki henüz 16 yaşında, Polanski’yi hiçe sayan, sürekli baş kaldıran biriydi bundan böyle Nastasya Kinski.

Ve Polanski kısa süre sonra küçük sevgilisinin kaprislerini kaldıramayacak, kıskançlık duygularına yön veremeyecek bir hale geldi. Bu durum Roman Polanski’nin 16 yaşındaki bir kızı baştan çıkarıp, Amerika’dan sınır dışı edilmesine kadar devam etti.

Neden hep küçük kızlar? Aslında Nastasya’nın yanıtını bulamadığı o soruda olduğu gibi Polanski yoksa gerçekten bir sapık mıydı? Şimdi dilerseniz Amerika’dan kovuluşunu yine Polanski anlatsın.

Roman Polanski, Nastasya'ya Seviş Dedi«Küçük Sevgilim ile «Nasılsan Öyle Kal»dan sonra 2 film daha çektik. Bunlar ilki kadar sükse yapmadı. Bunda benim bencilliğimin etkisi vardı tabii. Nasti’yi bu iki filmde gerektiğince soymamış, ünlü bir aktörle kamera karşısına geçmeşini bilerek engellemiştim. Ancak giderek Nastasya’nın bana karşı eski ilgisinin kalmadığına, hatta beni hiç umursamadığına kanaat getirmiştim. Sonrasında bunun üzerine yeni gönül serüvenleri aramaya başladım. Nedense hep yaşı küçük kızlardan hoşlanıyordum. Yoksa… Hayır hayır olamaz. O sıra Angelica adlı 16 yaşında bir kız çıktı karşıma. Tıpkı Nasti’yi tanıdığım zamanki gibi genç ve kız oğlan kızdı. Angelica’yı elde etmem belki de yaşamımın en büyük hatası oldu. Yaşı küçük kızları baştan çıkardığım gerekçesi ile bu son olay Amerika’dan sınır dışı edilmeme neden oldu. Bu küçük sevgilimden ayrılmam açısından benim için çok üzücüydü. Ancak başka seçeneğim yoktu. Bu arada Nasti bir kez daha benden nefret etmeye başlamıştı. Artık onun gönlünü almama olanak yoktu. Bu nedenle belki de Nasti’den ayrılmak şansımı Avrupa’da aramak, benim için daha hayırIı olacaktı.»

Roman Polanski Amerika’dan sınır dışı edildiğinde artık ünlü bir film yönetmeniydi. Avrupa’da iş bulması kuşkusuzdu. Kendisinin de bu konuda endişesi yoktu. Ancak küçük sevgilisinin özlemi ne olacaktı? İşte bu soruya yanıt vermek hayli güç.

Roman PolanskBu arada güzel Nastasya’nın Alman asıllı çirkin babası aktör Klaus Kinski de kızına sahip çıkma gereğini belki de ilk kez duymaya başlamıştı. Artık bütün dünya Polanski’nin küçük sevgilisinin, çirkin Klaus Kinski’nin kızı olduğunu öğrenmişti. Ne var ki Nastasya’ya şimdiye kadar kendisi ile yeterince ilgilenmeyen ünlü babasının bu abartmalı ilgisi hiç de hoş gelmedi. Nasti o sıralar babasına resti çekmekte gecikmedi. Güzel kızın öz babasına çektiği telgrafta sadece şu cümle bulunuyordu.

«Şimdiye kadar neredeydin?»

Roman Polanski ise Avrupa’da dikiş tutturmuş, setten sete koşmağa başlamıştı. Çok çalışarak, küçük sevgilisini düşünecek zaman bulamamayı amaçlıyordu. Yine de karmaşık duygular içindeydi ve nedense içindeki bir his Nasti’ye kısa zamanda kavuşacağını söylüyordu.

POLANSKİ’NİN Avrupa’da iş bulması hiç zor olmadı. Ünlü yönetmen setten sete koşma, ya başlamıştı. Çok çalışacak, böylece küçük sevgilisini düşünecek zaman bulamayacaktı.

«Paris’te büyükçe bir kat tutmuş, tum. Senaryo çalışmalarının beynimi durdurduğu bir akşamüstü, biraz dolaşıp hava almak, biraz da kafayı çekmek için dışarı çıkmaya hazırlanıyordum. O sırada kapı çalındı. Bilinçsizce kapıya yöneldim ve açtım. Aman Allahım! O ne? Karşımdaki Nasti’ydi. Gözlerime inanamıyordum. Sonrasını tahmin edersiniz herhalde. O gece bunca yıllık yaşamımın en güzel, en anlamlı gecesi oldu benim için. Bütün gece karşılıklı ağladık. İkimiz de birbirimizi suçlayamıyor, bütün hatayı kendimizde buluyorduk.»

Polanski küçük sevgilisine yeni, den kavuşmanın mutluluğu içindey. di artık. Hemen harekete geçti. İşte «Tess» böyle ortaya çıkacaktı. Yine Polanski anlatsın:

«Tess aylardır çekmeyi planladığım bir filmdi. Tek kuşkum filmin ağırlığını yüklenecek kadın oyuncu kcnusundaydı. Aslında bu rol tam Nasti içindi. Tam 3,5 ay çalıştık. Ama ‘Tess,’ bunca emeğimizi boşa çıkarmadı. Sonradan küçük sevgilim bu filmdeki başarısı ile «Altın Küre» kazanacaktı. Ben de tabii. Ancak benim ödülüm fazla önemli değildi. Çünkü Amerika’ya gidip bu ödülü alamayacaktım bile.»

Polanski ile Nastasya’nın Paris’teki bütün günleri birlikte geçmeye başlamıştı. İki sevgili başbaşa hem onca zamanın özlemini, hem de «Tess»in yorgunluğunu çıkarıyorlardı. Polanski çok mutluydu. Ama içindeki o korku yok mu? Ünlü yönetmeni işte bu korku sürekli huzursuz ediyordu. Polanski’nin korktuğu, başına gelmekte gecikmedi.

O gün alışverişe çıkmıştı Nastasya. Her zaman olduğu gibi gece PoIanski’nin yanına dönecekti. Polanski, yakındaki lüks bir restoranttan yemek ve içki ısmarlamış, küçük sevgilisi ile geçireceği güzel bir geceyi düşlüyordu. Ne var ki ünlü yönetmen o gece boş yere bekledi, durdu Nastasya’yı. Nasti eve gelmemiş, Polanski sabaha kadar tek başına içmek zorunda kalmıştı. Sonrasında 1, 2, 3… gece daha. Tam sekiz gündür kayıptır artık Nasti. Çılgına dönen Polanski Paris’te aramadık yer bırakmadı. Bü. tün aramaları boşuncydı. O sıra İntiharı bile aklından geçiren Polanski, aldığı bir haber ile tam anla, mıyla beyninden vuruldu. Nasti, «Baba», «Kıyamet» gibi filmlerin ünlü yönetmeni Francis Ford Coppola ile birlikte görülmüştü.

Polanski’nin, Nastasya ile ilgili anılarını kaleme alırken o günler için yazdıkları hayli ilginç. Birlikte okuyalım:

«Herhalde ölüm daha güzel bir şey olmalıydı. Küçük sevgilim ikin, ci defa yıkmıştı beni. Hayır! Doğru olamazdı bu. Nasti şu an dünya adisi gördüğüm Frcncis Ford Coppola için beni terkedemezdi. Ve ne yazık ki aldığım haber acı bir gerçekti. Yaptığım araştırmalar sonun da küçük sevgilimin Coppola ile birlikte olduğuna iyice inanmıştım. Ah Coppola! Seni mutlaka öldürmeliyim. Nasti’yi nasıl kandırdığını öğrenip, intikamımı acı bir şekilde alacağım. Önceleri intiharı düşünen ben, artık Coppola’nın benden önce ölmesini istiyordum. Ve bunun için planlar yapmaya başladım.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-18-sayisi)

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-19-sayisi)

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-20-sayisi)

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1981-tarihli-21-sayisi)

30.07.2019 00:03

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar