Menü

Tenkit Alan Üç Tiyatro Oyunu

KABAHAT ASKIDA

İSTANBUL Tiyatrosu, sezonun 2. oyununa «Kabahat Askıda» adında bir vodville başladı. Tiyatroda bol bol gülerek tatlı bir gece geçirmek isteyenler, bu vodvili zevkle seyrediyorlar. «Kabahat Askıda»nın belirli bir konusu yok. Birbirine çok benzeyen, sonradan ikiz kardeş oldukları meydana çıkan Nabi ile Badi (Muzaffer Hepgüler) birçok yanlışlıklara sebebiyet veriyor ve ortalığı karambole çeviriyorlar, fakat neticede piyes tatlı bir şekilde sona eriyor.

Tenkit Alan Üç Tiyatro OyunuBu kadar sudan, basit bir eser başka bir trupta oynansa, belki bir fiyasko olurdu. Bereket versin, İstanbul Tiyatrosunun değerli komedi oyuncuları var, piyesin içine öylesine giriyorlar ki, ortada piyes diye bir şey kalmıyor, onları seyrediyor ve doyasıya gülüyoruz. Ali Sururi Sabit rolünde. Alev Sururi striptiz yıldızı Çinçinella’da, Toto Karaca otelin sahibi Araksi’de, Celal Sururi mutaassıp koca Kaplan Durmuş’da, Tevhit Bilge Yahya Mirzati’de çok sevimli tipler çiziyorlar.

PRENSES HAZRETLERİ

prenses hazretleriMEMLEKETİMİZİN popüler komedi oyuncusu Muammer Karaca, sezonu açtığı yeni oyununda, son zamanlarda çok revaçta olan «Epik Tiyatro» yu hicvediyor. Karaca, «Biz vaktiyle oyun oynarken birçok şeylerden mahrumduk. Dekorumuz, aksesuarımız yoktu. Tiyatroda yazın vantilatör, kışın soba yok. Koyarız sahneye bir sandalye. Boyarız sandalyeyi yaldıza… Olur sana bir saray sahnesi. Sileriz yaldızları, olur sana mütekait Şükrü Beyin evi. Bu seneler şimdi geride kaldı, fakat bir de ne göreyim» diyor. «Bugün bunların hepsi gene sahnede var. Adını da Epik Tiyatro koymuşlar». Karaca, «Prenses Hazretleri» nde, arada sırada «Şimdi biraz epik ağlayalım… Şimdi biraz epik gülelim.» diyerek epik tiyatro türünü taşlıyor.

«Prenses Hazretleri» ahım şahım bir piyes değil… Fakat Karaca’nın eline geçince süslenmiş, püslenmiş, güzelleşmiş.

Piyeste başarılı bir trafik sahne düzeni hemen göze çarpıyor. Muammer Karaca, başlarda Mazlum adında, kızının saadeti için hayatını feda eden bir adam… Biraz derbeder olduğu için kızı, kocasına babasını gösteremiyor. Karaca, oyunun bir yerinde, kızını kıskanç kocasına karşı zor bir durumdan kurtarmak için, kadın kılığına giriyor, bir prenses oluyor. Ve oyunun sonuna kadar prenses olarak kalıyor. İşte bu sahneler Karaca’nın zaferi…

Muammer Karaca’nın etrafında Renan Fosforoğlu, Naci Girgin, Sevim Girgin, Zeki Alpan, Mesude Eker, Ece Han, Ayşenur Sezen çok tatlı oyunlar çıkarıyorlar. Saime Bekbay tipi ve oyunu ile sahneyi dolduruyor.

AŞK…

AŞK…

AŞK…

KARACA Tiyatrosunun 6 matinelerinde ve pazartesi geceleri, sevimli komedi aktörü Münir Özkul ve arkadaşları, yeni tiyatro sezonunu Roger Ferdinand’ın «Aşk… Aşk… Aşk…» komedisiyle açtılar. Roger Ferdinand, son iki yıldır sahnelerimize iyice yerleşti… Sebebi, herhalde yazarın komedi ile dramı ustaca bağdaştırması, komik bir sahneden sonra gelen dramatik bir sahne ile tiyatroda dengeyi bulması olacak.

aşk aşk aşkBu eserinde Roger Ferdinand, asırlardır süregelen bir dert üzerinde duruyor. Yaşlı erkeklerin genç kızlara, genç kızları da olgun erkeklere aşık olması derdidir bu. François Legrand, yaşlı ve olgun bir müzisyen… Lilly adındaki genç talebesine aşık oluyor ve onunla evlenmeye kalkıyor. Yaşlı annesi, çapkın oğlu ve yaramaz kızı, bakıyorlar ki, baba, kararından cayacak gibi değil, ona bir oyun yapmaya karar veriyorlar. Oğlu, orta yaşlı bir dul kadına, kızı da yaşlı bir menecere ilanı aşk etmiye başlıyorlar. Ote yanda, vaktiyle birçok macera geçirmiş olan 72 yaşındaki anne de eski bir sevgilisini tekrar karşısında bulmuştur. Legrand, bütün bunları çok saçma, çok manasız buluyor ama, kendisinden 20 yaş küçük bir kızla evlenmeye kalkması, manasızlıkların en büyüğü değil midir?…

Münir Özkul orta yaşlı, gönlü her dem taze kalmış, — kendi tabiriyle — aşk çocuğu «Baba» da çok sevimli bir kompozisyon yapmış. Yaramaz kızı rolünde Seden Kızıltunç, iyi bir komedi oyuncusu olduğunu gösteriyor. Çapkın oğlunda Faruk Eker, yerinde bir oyun çıkarıyor. Yaşlı müzisyenin evlenmek istediği genç kızda Filiz Aktan, sevimli ihtiyar annede Müşerref Çapın zarif bir kompozisyon çizmiş. Aysel Gürel’in herdem taze dulu da, oyunun en iyi tiplerinden…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1964-tarihli-49-sayisi)

31.08.2015 17:37

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar