Menü

Salih Güney Evlilikten Memnun

Salih Güney ve yeni evlendiği eşi Zeynep Tedü ile Ayazpaşa’da Emektar Sokağındaki Gözen apartmanının 4 numaralı dairesinde konuşuyoruz. Burasını nikahlanmadan üç ay önce kiralamışlar, zevklerine göre modern eşyalarla döşemişler. Zeynep’in Şişli’de apartmanı varmış ama, kalorifersiz olduğu için oraya taşınmamışlar, kiraya vermişler.

Haldun Dormen’de Güney’lerin kapı komşusu. O da aynı apartmanın 3 numaralı dairesinde oturuyor. Semiramis Pekkan’ın hemen her gece Dormen Tiyatrosunun kulisine geldiği göz önüne alınırsa, önümüzdeki günlerde bu daireye de bir gelin geleceğe benzer!…



Salih Güney, evlilikten pek memnun. «Oh!…» diyor. «Evlilik ne güzel şeymiş. Hayatım intizama girdi. Orada, burada sabahlamaya, gece kulüplerinde sızıp kalmaya, har vurup harman savurmaya paydos artık. Dört yıl var ki sabah kahvaltısı nedir unutmuştum. Şimdi böyle mi? Zeynep’imin kızartıp üzerine yağ sürdüğü ekmekleri, haşlayıp kabuklarını kendi elleriyle ayıkladığı yumurtaları iştahla yiyorum. Bir haftada tamamı tamamına bir kilo aldım. ‘Bekarlık sultanlıktır,’ diyenler yanıma gelsinler. Onlara söyleyecek bir çift sözüm var!»

Salih’in adeta evliliğin bayraktarlığım yapması Zeynep’in pek hoşuna gitmişti. Gitmişti ama, gene de bir açık kapı bırakmadan yapamıyordu. «Dur bakalım Salihciğim,» dedi, «bu kadar büyük konuşman için vakit biraz erken değil mi? Nikahlanalı daha bir hafta olmadı… Cicim, biçim günlerimiz hele bir geçsin, ondan sonra konuşuruz…»



Salih viskisini bir içişte bitirdikten sonra, Zeynep’in saçlarını okşamaya başladı, «Seni beş yıldan beri tarifsiz bir aşkla seviyorum yavrum,» diye konuşmaya başladı. «Mutlu olacağımıza, seni bir hayat boyunca seveceğime inanmasaydım, nikah memurunun karşısına çıkar mıydım hiç?»

– «Nasıl tanıştınız?» İkisi birbirine baktılar. Salih söyleyecekti ama, Zeynep elleriyle onun ağzını tıkadı, «Ben anlatacağım, hoşuma gidiyor,» dedi.

– «Beş yıl önce İtalya’dan yeni gelmiştim. Erol Keskin’in sahneye koyduğu ‘Aşk Zinciri’nin reji asistanıydım. Salih’in de bu piyeste rolü vardı. Görür görmez ona aşık oldum. Kendi kendime, ‘İşte Zeynep beklediğin, arzuladığın tip karşına çıktı’ dedim. Gerçekten de Salih o günlerde ince, zarif, yakışıklı, Avrupa! bir erkekti. Şimdi daha yakışıklı ya!»



Bu sırada zil çaldı. Postacı bir tebrik getirdi. Bandırmadan Salih’in bir hayranından geliyordu. Salih, tebrikteki, «İnşallah dört çocuğunuz olur,» sözüne kahkahalarla güldü.

Zeynep, «N’o Salih,» diye çıkıştı. «Yoksa çocuk istemiyor musun?»

– «İstemez olur muyum hayatım. Oğlum diye bağrıma basacağım bir yavrum olmasını istemez miyim? Yalnız şimdi biraz erken!…»



– «Neden erken olsun? Yaşım 24. Tam zamanı.»

Bıraksak çocuk yüzünden belki de ilk münakaşalarını yapacaklardı. Sözü değiştirdik, «Filimlerden ne haber? Yeşilçam’la aran nasıl?»

– «Beş büyük firma haricinde peşin para vermeyen prodüktörlere filim yapmayacağım bundan sonra. 80 bin lira alacağım var, kimse ödemiyor.»

Güney’lerin evlerinden ayrılırken genç karı-koca akşama oynayacakları «Bit Yeniği» piyesinin hazırlıklarına başlamışlardı. Salih ayakkabılarını boyuyor, Zeynep ise oyunda giyeceği elbisenin eteketlerini ütülüyordu.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-14-sayisi)

17.11.2020 11:42

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar