Menü

Salih Güney’in Hapis Hayatı

Salih Güney'in Hapis HayatıBOĞAZ’IN ortasında demirli bulunan Ege gemisindeyiz. Sema Özcan, Ekrem Bora, Tanju Gürsu, Uğur Güçlü, Salih Güney var yanımızda. Dört, beş günden beri kapalı giden havalar açtığı için gökyüzü masmavi, kıyılar pırıl pırıl. Ekrem Bora gerinerek, «Oh ne güzel hava!» diyor. Sema Özcan ise sinirli: «Havayı bırak da Ekrem, yarın sabaha kadar, tam 24 saat bu gemide nasıl çalışacağız, onu düşün?» diyerek Ekrem Bora’ya çıkışıyor. Tanju Gürsu her zamanki neşesi ve vurdumduymazlığı içinde küpeşteye yaslanmış, şarkı söylüyor. «Hamsi koydum tavaya, başladı oynamaya…» Karadeniz çocuğu Tanju… Denizi görünce neşesi daha da artmış anlaşılan! Salih Güney gülüyor. «Tanju gene Laz damarın kabardı galiba!» diyor. 24 saatliğine Ege gemisine hapsedilen şöhretlerin en sessizi Uğur Güçlü.

Neyse bu hava içinde prodüksiyon amiri Sedat Demir geliyor kayıkla gemiye. Tanju Gürsu, şarkısını yarıda keserek «Gelin,» diye parlak bir fikir atıyor ortaya. «Sedat’ı yukarı çıkar çıkmaz buradan tekrar denize atalım!» Salih Güney aşağıya bakıp ıslık çalıyor. «Deli misin be Tanju. Aşağıya bakmadın galiba. Yükseklik 15 metre. Adam ya boğulursa.» Tanju Gürsu itiraz ediyor. »Sedat benim gibi Karadeniz uşağıdır! Hamsi balığı gibi yüzer vallahi…»

Bu sırada rejisör Nejat Saydam’ın sesi yırtıyor ortalığı. «Haydi herkes sete.»

Salih Güney'in  HayatıSema Özcan, Ekrem Bora, Tanju Gürsu, Uğur Güçlü, Salih Güney, bu komut üzerine asker gibi tek sıra olup «Dağ başını duman almış» şarkısını söyleyerek spotların gündüz gibi aydınlattığı, hamam gibi yaptığı salona giriyorlar. Biz de fırsat bu fırsattır deyip, prodüksiyon amiri Sedat Demir ile konuşmaya başlıyoruz. Bir platonun, yani içinde filim çevrilen, ev, gazino, kulüp gibi yerlerin günlük kirasının 500 ile 1 000 lira arasında olduğunu biliyoruz. Acaba bu geminin kirası ne kadardı? Soruyoruz bunu. Demir, hemen çantasından evrakları, makbuzları çıkarıyor, başlıyor izahat vermeye: «Saati 250 lira. Kullandığımız elektriğin fiyatı ise geminin çarkçıbaşısının insafına kalmış bir şey. 250 lira da isteyebilir, 1.500 lira da. Yalnız gemi kiralamanın formalitesi çok. Denizcilik Bankasına dört gün önceden dilekçe vereceksin. 5.000 lira depozito yatıracaksın. Geminin süvarisinin göstereceği her türlü zarar ve ziyanı ödeyeceğine dair taahhütnameye imzanı atacaksın. Velhasılı kelam bir sürü kaide, şart.»

Çalışmalar ilerledikçe herkeste bir gevşeklik, bir isteksizlik seziliyor. Yüzlerden gemide 24 saat geçirmenin moral bozukluğu okunuyor. Salonda Sema Özcan ile Salih Güney çalışırlarken, Ekrem Bora ile Tanju Gürsu ve Uğur Güçlü bulüm oynuyorlar. Bir yandan da kimseye çaktırmadan viskilerini yudumluyorlar. Kolay değil. Önlerinde daha 18 saatleri var.

Ancak akşama doğru yemek molası verilebiliyor. Planlar namlunun ağzından fırlayan kurşun hızıyle peşpeşe, soluk almadan çekiliyor. Nejat Saydam’ın, «Haydi çocuklar hemen yemek yiyelim,» sözüyle birlikte Tanju Gürsu soluğu geminin mutfağında alıyor, ama ondan daha açıkgöz davranan biri var: Sema Özcan… Çoktan mutfağa gelmiş. Elinde kepçe tencereleri karıştırıyor, yemeklerin tadına bakıyor.

Yemek masası setten daha neşeli… Esprinin, dedikodunun bini bir para. Tanju Gürsu, «Dikkat edin, deniz havası iştahımı açtı, hepinizi yerim valahi!» diyor. Ekrem Bora. «Yavaş gel Tanju» diye cevap veriyor. «Sen bizi değil, günahlarımızı bile eritemezsin…»

Tekrar çalışmalar başladığı zaman hava hafiften kararıyor. İşler hızlı yürüsün diye geminin bütün salonları, koridorları, kamaraları set haline getirilmiş. Gemiciler de bedava tarafından figüran olmuşlar. Sık sık Nejat Saydam’ın sesi duyuluyor. «Çocuklar daha çabuk, daha çabuk… Acele edelim. Biliyorsunuz gemi yarın sabah erkenden Marsilya’ya hareket edecek.» Nejat Saydam böyle söylüyor ama, Sema Özcan ile Tanju Gürsu salonda çalışırlarken bakıyoruz Ekrem Bora ile Salih Güney kamaranın birine tam siper olup uyumaya başlamışlar bile. Biraz sonra prodüksiyon amiri Sedat Demir bar bar bağırmaya başlıyor. «Ekrem, Salih, Uğur…» Uğur hemen meydana çıkıyor. Ekrem ile Salih yok ortalarda. Neyse bizim sayemizde iki kaçağın yeri keşfediliyor, tekrar çekime başlanıyor.

Biraz sonra Sema Özcan’ı yakalıyoruz kamarada. Yatağın üzerine oturmuş, ayaklarını yere sarkıtmış, mışıl mışıl uyuyor. Haksız değil böyle uyumakta. Zaman gece yarısını çoktan geçmiş. Yarım saat sonra horozlar ötmeye başlayacak. Başka bir kamarada bu defa prodüksiyon amiri Sedat Demir’e ilişiyor gözümüz. «Ele verir talkını, kendi yutar salkımı!» o da gizli gizli şekerleme yapmaya çalışıyor.

İstanbul’un üzerine günün aydınlığı yavaş yavaş çökerken Ege gemisinde de filimcilerin işleri bitiyor, ama herkes ölü gibi. Adım atacak hal kalmamış kimsede. Motor gemiden ayrılıp Dolmabahçe’ye doğru yol alırken Tanju Gürsu parlak bir fikir atıyor ortaya. «Çocuklar gelin yüzerek gidelim Dolmabahçe’ye. Ancak böyle kendimize gelebiliriz!» Bakıyoruz, Tanju Gürsu’nun bu sözlerini gene kendisi dinliyor. Duyan yok. Çünkü herkes kafasını bir tarafa devirmiş, kendinden geçmiş vaziyette ölü gibi uyuyor.

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-37-sayisi)

25.06.2020 19:47

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar