Menü

Sami Şekeroğlu

BU haftaki konuğumuz Sinema Televizyon Enstitüsü Müdürü Sami Şekeroğlu.

– Sayın Şekeroğlu, müdürlüğünü yaptığınız bu kurumun gelişimini ve bugüne gelişini kısaca anlatır mısınız?

«1962 yılında İDGSA Resim Bölümü’nde öğrenciyken sinema meraklısı bir-iki arkadaşımla, özel bir sinema kulübü kurduk. Adı ‘KULÜP SİNEMA 7’. O zamanlar sinema kültürü konusunda hiçbir faaliyet yoktu. Ülkemizde gösterilmemiş ya da gösterilmiş ama, yeterince tanıtılmadıkları için çoğu kimsenin haberi olmadan kaldırılmış sanat filmlerinden programlar yapıyor ve sinema üzerine açık oturumlar düzenliyorduk. ‘Kulüp Sinema 7’ kısa zamanda büyük ilgi gördü ve çalışma alanımızı bu sanatın yayın, arşivleme, gösteri konularını da içerecek bir biçimde genişlettik. 1967 yılında arşiviyle, yayınlarıyla ve diğer çalışmalarıyla çok büyüyen kuruluşumuzun adını TÜRK FİLM ARŞİVİ olarak değiştirdik. Türk Film Arşivi, merkezi Paris’te olan Uluslararası Film Arşivleri Federasyonuma (FIAF) 1967, Berlin’de yazışma üyesi, 1969 Newyork’ta yedek üye ve 1973’de Moskova’da yapılan, elliden fazla devlet delegesinin katıldığı yıllık kongrede asil üye oldu.



«Büyüyen Türk Film Arşivi amatör çalışma ve bütçesiyle yürüyemez hale geldi. Kuruluşumuzu devlete devretmeye karar verdik. Bizi besleyen Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvurduk. Zamanın Akademi yöneticisi Prof. Hüseyin Gezer, teklifimizi kabul edip destekledi. Devlet Film Arşivi yönetmeliği hazırlandı ve ilgili bakanlıkların onayı alınarak kuruldu. Beş yıl süreyle yönetime katılma hakkını istedik, biz amatörlerin bu isteği kabul edildi. 1969’da Devlet Kurumu olduk. 1971-75 yılları kurumun en hızlı gelişme yılları olarak görülür. Çünkü bu dönemde bürokrat olmayan, rahat hareket eden bilgili, bu işe tutkun amatörler vardı.

«1975 yılında kurum çalışma alanını genişletip yüksek düzeyde eğitim, araştırma, inceleme, arşivleme, yayın yapan bir sanat ve bilim enstitüsü haline dönüştü. Daha sonra yedi yıllık eğitim yapan bir okul niteliğini de aldı. Şimdi yeni kurulan, daha doğrusu DGSA’nın isim değiştirmesiyle meydana gelen Mimar Sinan Üniversitesine bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir.»

– Türkiye’de bir kişi tek başına bir kuruluşu gerçekleştirebiliyor. (Sizin Sinema TV Enstitüsü’nü kurduğunuz gibi). Buraya gelene kadar engellemelerle karşılaştınız mı?



«Benim dışımda başka böyle bir olay var mı bilmiyorum. Yani ömrünün 22 yılını başka hiçbir işe harcamadan bir kurum oluşturmak ve daha sonra da tüm mal varlığıyla devlete devretme zevkini başka kişiler de duydu mu bilmiyor um. Bu tür çalışmalar ülkemizde oldukça zor gerçekleşmektedir. Ben bu işe başladığım zaman hemen karşısında başkaları kuruldu, gelişmememiz için sürekli olarak bir engel seti muhafaza edildi. Daha sonra yaptığım işi elde edip beni uzaklaştırma çabaları sürdü. Hele devlet kurumu haline dönüştükten sonra, yatırım ve çalışma programı yaparken savunmayı da hiç ihmal etmedim. Her gelen hükümet kuruma el attı. Sanılıyordu ki alet-edevat elde edilince her şey halledilecektir. İnsan malzemesine hiçbir devirde sahip çıkılmadı. Tüm bu mal varlığı para ile satın alınabilir. Acaba bizim gibi bu işe gönülden bağlanmış insanlar tekrar kolay yetiştirilebilir mi?»

– Mimar Sinan Üniversitesinin sinema TV birimi olarak görev yapan bu kuruluşun ana gayesinin film yönetmeni ve Türk sinemasının çeşitli kademelerinde çalışacak teknik eleman yetiştirmek olduğu biliniyor. Okulunuzdan mezun olacak ya da olmuş gençlerin sinema alanında çalışma ve «ekmek parası» kazanma olanakları ne dereceye kadar mevcuttur. Onlara yardımcı olunuyor mu, yoksa okul bittikten sonra kendi başlarına mı bırakılıyorlar?

«Biz yeni eğitime başlamış bir kurumuz. Dünyada eşi olmayan olanaklara sahip şanslı öğrencilerimiz var. Bu öğrenciler uygulamalı eğitim yapıyorlar. Uygulamalarını profesyonel yerli ve yabancı yönetmenlerle yapıyorlar. En modern, profesyonel aletlerle ‘EĞİTİM İÇİNDE ÜRETİM’, ‘ÜRETİM İÇİNDE EĞİTİM’ yapıyoruz. Eğer öğrenci iyi yetişmiyorsa kabahati kendisinindir. Şu andaki mezunlarımızdan çok memnunuz. Sizler onları ve ürünlerini TV’de görüyorsunuz; ‘Barbaros’, ‘Atatürk ve Sanat’, ‘Toprak Adamları’, ‘Yorgun Savaşçı’, ‘Yerle Gök Arasında’, ‘Bir Ceza Avukatının Anıları’ gibi filmlerde gerek teknik konularda, gerekse yönetim işlerinde büyük ölçüde yardımcı olup kendilerini kanıtladılar. Bizim mezunlarımızın boş kalacaklarını sanmıyorum.»



– Siz aynı zamanda döner sermaye yöntemine göre Türk sinema piyasası ve TRT’ye iş yapan, yani film yıkama, basma olanaklarını kullanan bir kurumsunuz. Eğitim – öğretim görevi yanı sıra, laboratuvar işlevini gerçekleştiren kuruluşunuzu daha üretken ve Türk sinemasına yararlı hale getirmeyi düşünmez misiniz?

«Türkiye’ye sinema teknolojisinin bilimsel kontrolünü ve çağdaş düzeyde iş yapma kalitesini biz getirdik. Maalesef hala bizim tekelimizde. Ne devletin diğer laboratuvarları ne de özel sektör bu düzeye ulaşamamıştır. Biz dünya laboratuvarlarına göre dört misli daha ucuz bir hizmet veriyoruz. Yavaşlık ise, hem işin kontrolünün, hem normal gidişinin gereğidir, hem de biz bir laboratuvar değiliz… Buna rağmen koca kurum beş personelle çalışıyor ve Türkiye’deki tüm laboratuvarların toplam işine eşit iş yapıyoruz.»



– Bilindiğine göre TRT’nin bütün renkli filmlerinin yıkama ve baskı işlemleri kuruluşunuz laboratuvarlarında yapılmakta. Ancak TRT, kuruluşunuzun yavaş çalıştığından şikayetçi. Mesela ‘Yorgun Savaşçı’…

«’Yorgun Savaşçı’nın kopya basımı için yirmibeş gün önce bize talimat verildi ve yirmi günde bitirdik, kesinlikle bizde bir problem olmadı.»

– Bir İstanbul gazetesinde sizin ve yönetmen Halit Refiğ’in ‘Yorgun Savaşçı’ ile ilgili beyanatlarınız yayınlandı. Halit Refiğ, filmin 35 mm.’den 16 mm.’ye küçültülmesi sırasında teknik kalitesinden bir şey kaybetmeyeceğini söylerken, siz kalitesinden 1/4 oranında kaybeder demektesiniz. Kime inanalım?

«Bu gazetede yayınlanan hem yönetmene hem de bana ait beyanatlar doğru değildir. ‘Yorgun Savaşçı’, 35 mm. renkli çekilmiştir… Ama TRT’nin bugünkü standartları 16 mm. renkli yayın yapabilecek durumdadır. Bu da tüm dünya TV’lerine uygulanmakta olan bir formattır. 35 mm.’den 16 mm.’ye küçültüldüğünde eğer TV’de gösterilecekse, 16 mm. olarak çekilmiş bir filmden daha kaliteli bir görüntü elde edilecektir. Bunu ‘Yorgun Savaşçı’da da göreceksiniz. Eğer film sinemalarda, perdede gösterilecekse 1/4 oranında 35 mm.’ye göre kalite düşecektir. ‘Yorgun Savaşçı’ bir TV filmi olduğuna göre kalite düşmesi olamaz.»



– Yine aynı gazetedeki beyanatınızda TRT yönetiminin dış seyahat merakı yüzünden ‘Yorgun Savaşçı’ filmini yurt dışında bastırmak istediğini söylediniz ama ‘Yorgun Savaşçı’ laboratuvarlarınızda basılmakta. Bu konuda açıklama yapabilir misiniz?

«Kesinlikle kabul etmem bu sözü. Biraz önce anlattığım gibi ‘Yorgun Savaşçı’nın laboratuvar işi bitmiştir. Ancak yayın kopyası basılması için TRT’nin ses miksajını yapıp görüntüleri bize getirmesi gerekiyor. Şimdi onu bekliyoruz… ‘Yorgun Savaşçı’nın yayınlanması için hiçbir teknik sorun kalmamıştır.»

– Sizin «Zor insan» olduğunuz söyleniyor. Ne dersiniz?

«Doğrudur.»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1983-tarihli-9-sayisi)

27.09.2020 20:57

Kategoriler:   Kim Bunlar

Yorumlar