Menü

Selçuk Başar Anlattı

Hatırlayacaksınız, yaz sonlarında hadiselerle dolu bir festival olmuştu: Apollonia Müzik Olimpiyadı. Ve hadiseli festivalin sonucu Türkiye’yi bir anda sevince boğmuştu. «Apollonia» gibi bütün dünya milletlerinin katıldığı bir festivalde, o güne kadar pek adı-sanı duyulmayan Selçuk Başar adlı genç bir gitaristin bestesi dördüncü olurken, Türkiye de popüler müzik alanında, bir kere daha sesini dünyaya duyuruyordu.

Daha Apollonia’nın dedikoduları bitmeden, Selçuk Başar, ikinci bir festivale daha çağrıldı. Başar, Barcelona Festivali’nde memleketimizi temsil edebilmek için hemen çalışmalara girişti ve «Ben Şimdi» adlı bir beste yaptı. «Özleyiş»in başına gelenler ona ders olmuş olmalı ki, parçanın aranjmanını yaptıktan sonra sözlerini de kendisi yazdı. Başar, Ajda Pekkan’a bir bant doldurtup Barcelona’ya yolladı. Barcelona Festivali, Apollonia Festivali gibi ilk defa bu yıl yapılmıyordu. Yıllardan beri İspanya’nın en ünlü festivali olarak adını dünyaya duyurmuş, sanatkarların uğrağı olmuştu.

Selçuk Başar Anlattı10 gün kadar sonra, Barcelona’dan merakla beklenen haber geldi. Selçuk Başar’ın bestesi yirmi beş şarkı içine girebilmişti. Selçuk, festival şartlarına uygun olarak ikinci bir solist daha seçti, ikinci solist dev sesli, dev cüsseli Başar Tamer’di.

22 eylül pazar sabahı Ajda Pekkan, Başar Tamer ve Selçuk Başar, Roma üzerinden Barcelona’ya uçtular. Hepimiz ümitle günleri sayarken, neticeler şu şekilde geldi: 1. EST -CE QUE JE DOIS CROIRE (Bulgaristan) Lili İvanova – Bisser Kirov. 2. A CARA O CREU (İspanya) Lluis Uach – Doloros Laffitte. 3. PER SANT JOAN (İspanya) Bruno Lomas – Gloria. 4. THE FACE İN THE CROWD (İngiltere) Lynda Clarke – İvor Raymonde. 5 MEIN ERSTES LIEBES LIED (Almanya) Buddy Caine – Brigitt Petry.

Şimdi gelin festivali Selçuk Başar’ın ağzından dinleyelim. Başar Tamer’in çektiği fotoğraflarla «sanki oradaymış» gibi olalım.

TERSLİKLER HEP BİRBİRİNİ KOVALADI

– «Gariptir, daha uçağa bineceğimiz andan itibaren sayısız talihsizlikler birbirini kovaladı. Bunlardan hangi birini anlatayım, bilmem ki?. Mesela festival komitesinin bize gönderdikleri biletin üzerinde uçağın hareket saati 9.50 olarak gösterilmişti.’ Oysa uçak 9.30’da kalktı ve bizim de yüreğimizi ağzımıza getirdi. Ajda’nın, ‘daha vakit var,’ diyerek alana geç gelmesi bizim az daha festivale katılmamamıza sebep olacaktı.

«Havaalanında bizi festival idarecileri karşıladılar. Gümrük muayenelerimizde de bize gerekli kolaylığı gösrermeyi ihmal etmediler. Barcelona’nın en lüks otelinde bizim için üç daire ayırtılmıştı. İlk günü dinlenmekle geçirdik. Ertesi gün Ajda’nın sesi kısılmış biraz da ateşi çıkmıştı. Hemen onu doktora götürdük. Doktor, endişelenmememizi, bunun basit bir üşütme olduğunu söyleyerek yüreğimize su serpti ve birkaç antibiyotikle, sesini açmaya yarayan bir ilaç verdi.

«Festival bilindiği gibi 26 eylülde başlayacaktı. Bu arada da bize Barcelona’yı tanımak, prova yapmak için birkaç gün kalıyordu ve sanırım bundar yeteri kadar faydalandık.

Selçuk Başar Anlattı«Festivale İspanyol’lar, çok kıymet veriyorlar. Festivalden önce ve festival süresince şehir halkının konuştuğu tek konu bu oldu. Sokaklarda dolaşırken bir şey daha dikkatimizi çekti. Her millet şarkılarını, şarkıcılarını tanıtmak için broşürler bastırmışlardı. Her yerde bunları dağıtıyorlar, kendi şarkılarının derece alması için adeta birikirleriyle yarış ediyorlardı. Önce bu hareketi saçma buldum. Zira ben 3500 kişilik salonda bulunanların oy kullanacağını sanıyordum. Sonra öğrendim ki, oylama banim düşündüğüm gibi değilmiş. İspanyollar daha çok kişinin festivali seyredebilmesi, şarkıları dinleyebilmesi ve oy kullanabilmesi için, festivalin yapıldığı yerin çevresindeki umumi yerlere dahili televizyonlar koymuşlar. Salona giremeyenler, bu televizyonların bulundukları yerlere gidip şarkıları dinleyecekler, oylarını vereceklermiş. İşte o zaman ence garipsediğim bu propagandanın lüzumunu anladım. Ve İstanbul’dan böyle broşürlerle yoia çıkmadığımıza bin pişman oldum. Bu bir festival değil, sanki milletvekili seçimiydi! Her yere oy sandıkları yerleştirilmişti. Seçimlerden tek farkı oy sandığının bulunduğu her yerde bir de televizyon olmasıydı.

KUR’ALAR ÇEKİLİYOR

Selçuk Başar Anlattı«Perşembe günü şarkıcıların sahneye çıkma sıraları için kuralar çekildi. Ajda cumartesi, Başar pazar gecesi çıkacaktı. Türkiye her iki gecede de 26. olarak temsil edilecekti. Cumartesi günü prova için saat beş buçukta festivalin yapılacağı açık hava tiyatrosuna geldik. O gün akşama kadar yağan yağmur yüzünden hava hayli soğumuş, bizleri de dinleyici gelmez korkusu amıştı. İdare heyeti, sinirleri bozulan müzisyenleri tek tek teskin etti ve eğer yağmur devam ederse, festivalin kapalı bir salonda da yapılabileceğini söyledi. Luis Ferrer idaresindeki 60 kişilik orkestrayla prova yapma sırası Ajda’ya ancak 19.30’da geldi ve fazlasıyle üşümemize rağmen, prova oldukça başarılı geçti.

«Festival saat 21.00’de başladı. Havanın bozuk oluşu, festivalin açık havada yapılışı yüzünden pek az dinleyici gelmişti. İspanyol halkı, finale kalan İspanyol şarkıcılarına Akdeniz iklimine has tezahüratta bulunuyordu. Fakat gerçeği söylemek gerekirse, İspanyollar’ın melodilerini hiç beğenmedim. Bilhassa müzikalite bakımından hayli ilkeldi.

«Sahneye 20. olarak çıkan Bulgarlar, birinciliği hakettiler. Şarkıcıları çok çirkin bir kızdı, ama öyle bir sesi vardı ki, insanın gözleri önünde adeta devleşiyordu. En çok alkışı da onlar topladılar zaten.

«Ajda Pekkan, beyaz tuvaleti içinde sahneye 26. olarak geldi. Ve üzerine aldığı vazifeyi en iyi şekilde yerine getirmesini bildi. Orkestra kusursuz çaldı, Ajda kusursuz söyledi ve Bulgarlar’dan sonra da en çok alkışı topladı. Başar Tamer’e gelince… Onun Barcelona’da ne yaptığını kendi ağzından dinleseniz daha iyi olur. Haydi Başar, benden bu kadar.»

ALDI KALEMİ BAŞAR TAMER

Selçuk Başar AnlattıSelçuk Başar’ın anlattıklarını can kulağıyla dinleyen ekibimizin ikinci solisti Başar Tamer, «Peki,» dedi. «Anlatayım. Ama ben konuşmaktan ziyade, fotoğraf çekmeye ve şarkı söylemeye bayılırım. Ama madem ısrar ediyorsunuz…» Bir an durdu, düşündü, sonra anlatmaya başladı:

– «Ajda’nın gününün aksine benim günüm günlük, güneşlikti! Provaya saat 17.00’de gittik. Ünlü şef Ramon Vives’in idaresindeki orkestra, parçayı devamlı olarak hızla çalıyordu. Selçuk, şefi birkaç kere ikaz ettiyse de, parçayı istenilen tempoda bir türlü çalamadılar. Nihayet yarışma başladı. Selçuk, Ramon Vives’e parçayı yavaş çalmasını tekrar rica etti ve ben sahneye çıktım. Her yer hıncahınç dokıydu. Birden orkestra başladı. Aman Allah o ne sürat! Bir türlü yetişemiyordum. Orkestra hızlandıkça hızlanıyordu. Şarkının sonunda sözleri söyleyemez hale geldim. İçimden o anda şarkıyı kesip tekrar başlamak geçti… Geçti ama böyle bir şey yapılamazdı ki. Çaresiz kadere boyun eğdim. Sözün kısası bizim üç dakikalık parça, şef Ramon Vives’in sayesinde iki dakikada sona erdi ve tabii ben dahil hiç kimse melodiden bir şey anlayamadı…

«Ertesi gün akşam üzeri dereceye giremediğimizi anladık. Sinirlerimiz çok bozulmuş olacak ki, iştirak edenlere verilen madalyaları bile almadan döndük.

«Bence dezavantajlarımız şöyle özetlenebilir. Birincisi dilimiz onlara çok yabancı geldi. İkincisi saat 1.30’a doğru çıkmamız, televizyon başındakilerin bizi dinlememesine sebep oldu. Orkestranın bana hızlı eşlik etmesi, gerekli propagandayı yapamamamızı da bunların arasında sayabiliriz.

«Ama bütün bu söylediklerimle birinciliği alan Bulgarları küçültmek, festivale gölge düşürmek istemiyorum. Gerçekten başarılı bir festivaldi bu, ve kim ne derse desin, bizim Barcelona’lara kadar gitmemiz bile müziğimiz için büyük bir başarıydı.»

DOĞRU SÖZE NE DENİR?

Başar Tamer doğru söylüyordu. Her ne kadar ekibimiz derece alamamışsa da festivale katılabilmemiz bile bizim için başarıydı. Türk müzisyenleri yurt dışına çıkıyor, beynelmilel festivallere katılıyor, Türk’ün sesini dış ülkelerde duyuruyordu… Dün bir Appollonia, bugün bir Barcelona, yarın belki bir Rio, belki bir San Remo… Müziğimiz ancak bu sayede kalkınır, müzisyenlerimiz ancak bu sayede dış ülkelerin plaklarına, radyolarına girebilir…

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-42-sayisi)

10.08.2019 23:40

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 14:05

    Melis Çiftçi

    o sarışın ajde pekkan mı yoksaaa
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 14:06

    hatice kısa

    eveeet ajda pekkan
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 14:06

    Melis Çiftçi

    oha şaşırdım ya. Muhteşem bi kadın değil mi
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 14:07

    hatice kısa

    asla yaşlanmayacak sanırım :D şimdiki hali benden çok daha güzel :p
  • Yayınlandı: 24 Ağustos 2015 14:07

    Melis Çiftçi

    hahahaha deme öyylee