Menü

 

Selçuk Yula Röportajı

Dün, büyük golcülüğü ile rakiplerinin “korkulu rüyası” idi.

Bugün, spor medyamızda sivri kalemiyle “Bir Fenerbahçe sevdalısı”

Büyüklük” aslında “göreceli” bir kavram değil midir?..

Sorarız, “Kimden” büyük?

Ne kadar büyük?

Neden büyük?..” vs. diye!..

Ama bir sporcu düşünün ki, kişiliği, sporculuk kalitesi, ortaya koyduğu performans, çevresi ile ilişkilerindeki farklılık, çok yönlü başarıları ve de gönül verdiği kulübüne olan bağlılığı, sırasında özveri kavramının sınırlarını aşıyorsa “Büyük sporcu” kimliği ondan daha güzel kime yakıştırılabilir ki!?.

Ben, Selçuk Yula’yı sadece büyük “Golcülüğü” ile tanıyıp ya da anımsayanlara, onun gerçek kimliğini kısmen de olsa anlatabilmek için, kendisini sayfalarımıza konuk etmek istedim… Kırmadı, hemen geldi. Hatta sakatlanmak pahasına da olsa, sevdalısı olduğu “Sarı-Iacivert çizgili formayı” giyerek yeşil çimenlerde objektifimize güzel görüntüler verdi…



Futbola 1971 yılında Gençlerbirliği futbol okulunda başlayıp, oradan Şekerspor genç takımına geçen Selçuk’u sonrasında Genç ve Ümit milli takımlarda ve 2.ligde “Gol kralı” olarak görüyoruz. Tabii hemen İstanbul’un dikkatini çekip 1979 senesinde Fenerbahçe’ye transfer oldu. Bu transferde, o zaman başkanımız Faruk Ilgaz ile Naci Barlas ve rahmetli Enver Dolay da büyük rol oynadı. Naci abi, kendi deyimiyle, o zamanlar Fenerbahçe Spor Kulübü’nün Ankara Büyükelçisiydi!…

Gelin hikayenin gerisini bizzat kendisinden dinleyelim…

“O sene Şekerspor’dan benimle beraber orta sahada oynayan Yaşar da geldi… Ben aslında Şekerspor’dan İskender’in de Fenerbahçe’ye geleceğini tahmin ediyordum. Fakat nasıl olduysa, Yaşar’ı isteyen Trabzonspor, İskender’i, aksine İskender’i isteyen Fenerbahçe de Yaşar’ı aldı!?..



O zaman Şekerspor’da kimseye “gider misin” diye sorulmazdı ama bana “İstanbul’a gitmek ister misin” diye sordular. Benim de üniversite okuduğum için Ankara’dan ayrılma gibi bir niyetim yoktu açıkçası. Fakat Fenerbahçe adını duyunca tabii ki tereddütsüz her şey bir anda değişti…

15 Haziran’da Kadıköy’e Fenerbahçe’nin eski kulüp binasına geldiğim zaman karşımda koskoca Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanı Faruk Ilgaz’ı görünce dizlerim titredi. O zamanlar 20 yaşında delikanlıyım. Galiba, yönetiminde hazır bulunduğu odada anlaşmanın uzun süreceği düşünülüyordu. Ama konuşmamız beş dakika bile sürmedi. O zamanın parası ile 4 taksit 1.250.000 liraya 2 senelik anlaştık.

Fenerbahçe ile ilk anlaşmamın sona ermesinden sonra 1981’de tabii daha güçlü bir oyuncu olarak, senin de olduğun yönetim ile masaya oturmuştum. Bir daha ki anlaşmamda ise hayatımda aldığım en yüksek transfer ücretini 1982-83 sezonunda yine Fenerbahçe ile anlaşarak aldım.



O zaman Fenerbahçe’nin milli takımda oynayan tek banko oyuncusuydum ve iki sene üst üste “Gol Kralı” olmuştum.

Ayrıca o senelerde takımımız 5 kupa kazanmıştı. Ben o sene 12.500.000 TL’ye imza atmıştım ama ucuza gitmiştim.

Şöyle söyleyeyim; Başkanım Ali Şen, daha önce Osman Arpacı’yı Trabzon’a 25 milyona satmış, ben imzayı attıktan 2 gün sonra İlyas Tüfekçi transferinde 2 senelik 25 milyon TL almıştı!… Yani benden daha kötü bir futbolcuya benim iki senelik param verildi. Yine de Fenerbahçe’ye feda olsun diyorum. Zira ben hayatım boyunca Fenerbahçe ile pazarlık yapmadım ve yapmayacağım da!…”

Senin, çok sevenin olduğu gibi sevmeyenin de vardır kuşkusuz. Sevmeyenlerin, hep senin Galatasaray’a transferini konuşurlar!.. Bu konunun içyüzünü bize anlatabilir misin? Çünkü senin Fenerbahçe’ye gelmek için ne fedakarlıklar yaptığını bilmeyenler olabilir…

“O dönem bazı insanlar ile çok kırgınlıklar yaşandığım doğrudur ama şu anda herkesle omuz omuzayız. Ama yine de kısaca değineyim. 7 yıl Fenerbahçe’de oynadıktan sonra bana ‘kulüpte parasal kriz olduğundan Almanya’ya transfer olmam gerektiğini’ söylediler. Kulübe bir çanta dolusu Mark geldi ve bu parayla Fenerbahçe, Erdi ile Rıdvan’ın transferini gerçekleştirdi!… Bana da söylenen, ‘sadece bir yıl kiralık olarak gitmem gerektiği ve sonra tekrar döneceğim idi!..’ Ben de ağlayarak, ‘başka nereye gideceğim ki?’ dedim. Ama Semih Bayülken beni notere götürüp taahhüt aldı… ‘Benim Türkiye’ye döndüğümde başka bir takıma gideceğimi nasıl düşünürsün Semih abi!?..’ dedim. O da, ‘Oğlum, biz neler gördük!..’ deyip, bana ‘Türkiye’ye dönüşümde başka bir takıma gidersem Fenerbahçe’ye tazminat ödeyeceğime’ dair bir kağıt imzalattı.



Bir sene sonra Almanya’dan Türkiye’ye döndüm, baktım ki, Fenerbahçe beni geri almıyor!.. O sene sezon açılışında Fenerbahçe taraftarı, ‘Selçuk’u alacak paranız yoksa biz verelim’ diyerek, sahaya bozuk paralar attı, kulübe yürüyüşler yapıldı… Bayağı büyük olaylar olmuştu. Bu sırada Galatasaray bana açık çek teklif ediyor ama benim tabii ki gitmeye niyetim yok. Ali Şen başkan, ‘Senin Galatasaray’da ne işin var, top oymamak istiyorsan Sarıyer’e git.’ dedi. Erdal Aksoy’da bir sene sonra başkan olacağını ve beni seneye tekrar geri vereceğini söyledi, ama 4 sene Sarıyer’de oynamak zorunda kaldım.”

Hatta Fenerbahçe’ye gol atmıştın Sarıyer formasıyla da sevinememiştin!..

“Evet, doğru… Fenerbahçe’ye gol attıktan sonra başımı öne eğdim ve hiç sevinmedim. O maçta, profesyonel olarak görevimi yapmıştım. Görevimi yapmasam formamı satmış olacaktım!..

Dört sezon sonunda ben futbolu bırakmaya karar verdim ve aklımda hep o Sarıyer-Fenerbahçe maçı var… Bunu yönetime danıştım. Bir sene daha futbol oynayıp Fenerbahçe’de ağabeylik yapmamı, ama bonservis parasını veremeyeceklerin söylediler. Ben de Sarıyer’e transferimde bana verilen evi geri verdim. Böylece bonservis için cebimden bu zamanın parası bir milyon lira çıkmış oldu.



Sonra bir de vazgeçtik demezler mi!?.. Ev de gitti elimden, üstelik Fenerbahçe’ye de gidemiyorum, kaldım mı ortada!?.. Kızgın ve şaşkınım!..

Kadıköylü olan Galatasaraylı Alp Yalman bey, ‘Gel, biz de ağabeylik yap!..’ dedi. Galatasaray’a bu şekilde gittim.

O zamanlar medyada, ‘Fenerbahçe’nin almadığı Selçuk’a Galatasaray kucak açtı !..’ diye başlıklar atıldı. Aslında, asıl ben onlara kucak açmıştım. Benim Galatasaray’a giderken aldığım asgari ücret, benzin parama bile yetmezdi. Zaten o sene iki maç oynadım. Sonra Galatasaray beni bir Fenerbahçe maçında oynatmak istedi, ben de oynamayacağımı söyledim. O şekilde de futbolu bıraktım…”

Bu konunun bizzat senin ağzından açıklanması, bütün spekülasyonlara cevap açısından yararlı oldu sanırım..Yanılmıyorsam, daha sonra sana kucak açıp, jübileni yapan Başkan Aziz Yıldırım olmuştu, değil mi ?

“Aziz Yıldırım başkan olduğunda bana, ‘Senin ne kadar iyi Fenerbahçeli olduğunu biliyorum. Senin iade-i itibar durumun söz konusu… En son Fenerbahçe forması giyerek futbolu bırakacaksın’ dedi. Erzurumspor 1. lige daha yeni çıkmıştı. O maçta jübilemi yaptım. Maçın yayın haklarını alan Cine 5’ten, yaklaşık 300-400 bin dolar para alındı, ama onu da Fenerbahçe Futbol Vakfı’na bağışladım. Allah’a bin şükür, çubuklu formamı giyerek futbolu bırakmış oldum. Ama ne mutluyum ki, o forma da halen Fenerbahçe Müzesi’nde duruyor!..”



Herkes bu konu hakkında çok spekülasyonlarda bulunmuştu..AmatörIük dönemlerinde, Beşiktaşlı Baba Recep, Şükrü Gülesin, Fenerbahçeli kaptan Naci Erdem’in Galatasaray’da futbolu bırakmalarını unutup, profesyonelliğin gerçeklerini kabullenemeyenlere ne demeli!?..

Selçuk’un, bu konuyla ilgili yorum ve tanımlaması gerçekten ilginçti. Bakın o bu konuda ne diyor:

“Bence bir futbolcu spor yaşamında her takımda oynayabilir, ama önemli olan futbolu bıraktıktan sonraki tavrıdır. O sporcunun ‘aidiyet duygusu’ önemlidir. Kendisini hangi camiaya yakın hissedip, onun etkinliklerine katılıyor?..’

Taraftar da öyle. Maç bittikten sonra ne yapıldığına bakmak lazım. Bir futbolcuyu Bağdat Caddesi’nde Fenerbahçe’nin şampiyonluk kutlamalarında,Kadıköy’de görmediysem, eşini alıp kulüpte yemek yemediyse, maçlara gelmemiş ve bayrak sallamamışsa Fenerbahçeli değildir. Futbolcunun sahadan çıktıktan, futbolu bıraktıktan sonraki tavrı önemlidir!..”

Futbolu bıraktıktan sonra medyaya geçiş yaptın. Seninle aynı gazetede de çalıştık. Gazetecilik mesleğinde Fenerbahçe’nin haklarını savunurken veya bir eleştiri yaparken “ilken” nedir ?

“Öncelikle benim kalemim kuvvetlidir, 2 üniversite bitirdim ve entelektüel kesimimde bellidir. Yaklaşık 17-18 senedir medyanın içerisindeyim. Kadıköy’de oturuyorum, kulübün içindeyim, takımla ilgili doğru bilgilere kaynağından ulaşıyorum, her gün futbolcular ile beraberim, deplasmanda ve Avrupa Kupası maçlarındayım. Eğer taraftar Fenerbahçe ile ilgili doğru haber okumak istiyorsa, bu durumda tabii ki beni okuyacak… Köşe yazarları var; maça 5 dakika önce gelir, trafiğe yakalanmamak için 5 dakika önce çıkar. Ben böyle bir köşe yazarı değilim. Ben antrenörümüzün her hangi bir futbolcuya ne görev verdiğini bilirim. Başkası bu oyuncuya 5 yıldız verirken, ben bir yıldız veririm.

Ben her zaman Fenerbahçe’de istikrar olmasını istedim. Şu anda da bu istikrarı görüyoruz. 5 sene de 2 antrenör gelmiş, 3 şampiyonluk kazanılmış, diğer ikisini kendimiz rakibe hediye etmişiz. Çekirdek kadronuzu kurmuş, artık bir-iki futbolcu transferi ile rötuş yapıyorsunuz. Bu istikrarın olmasını isterken niye Fenerbahçe’yi eleştireyim?

9 branşta şampiyonluk yarışında olan, 100. yılında hepsinde şampiyon olmuş ve tesisleşmede muhteşem işler yapılan bir kulüp eleştirilir mi?…”



Fenerbahçe’nin mevcut kadrosu üç ayrı cephede savaşmak için yeterli mi?

“Bence yeterli ama ortada kadro yok ki!… Daha ligin 1. haftasında takımda 7 tane sakat futbolcu var ve benim anlamadığım şey de bu. Tümer, Portekiz ile oynanan milli maçtan sonra yok! Vederson ligin bitimine 3 hafta kala sakatlandı. Aylar geçti hala yok! Deivid sezonun ilk antrenmanında sakatlandı. Takım Gaziantep’e giderken bir haber geliyor; Selçuk sakatlandı. Partizan maçına çıkıyoruz, Semih sakatlandı. Bunlara sonra Edu ile Emre de ekleniyor. Bunlar kavga mı ediyor, antrenman mı yapıyor? Anlamadım!… Fenerbahçe’nin futbolcularının kart görmesi ve sakatlanmaları en büyük derdimiz oldu. Geçen sene Carlos ve Gökhan Gönül’ün sakatlığı bizi şampiyonluktan etti. Son dört maçı kanatsız oynadık.”



Sen “Gol kralı” unvanını futbolculuğun döneminde kazandın. Şimdi Fenerbahçe’de ki gol kralları için ne düşünüyorsun?

“Ne Semih, ne de Güiza tartışmaya açılacak futbolcular değil. İkisi de kendini dünyaya kanıtlamış futbolcular. Ve bu futbolcuları ne yapıp edip, oynatmak lazım. Hangi antrenör Semih ile Güiza’yı yan yana oynatmak istemez ki… 4-4-2 oynamamız için Semih, Güiza ve Alex’in çok koşması gerekiyor, yoksa bu sistem yürümez. Bütün sezon boyunca bu sistemi oynayacağım diye bu üç oyuncuya yüklenemezsin. Orta sahanı iyi kuracaksın ki, bu oyunculara fazla yüklenmeyeceksin. Aragones de bu zayıflığı sezdi ve Antep maçında tek forvet oynamak zorunda kaldı. Hangi gol kralını oynatmasan, basın ‘oturuyor’ diye yüklenecek ama başka yolu yok. Aragones bence ikisinden de yararlanılacak orta bir formül bulmalı…”



Beş sezondur Fenerbahçe’de forma giyen takım kaptanımız Alex’in, ilk defa sezon başı kampına katılmasının faydasını kondisyon açısından katkısı çok büyük değil mi?

“Doğru söylüyorsun abi… Ayrıca Fenerbahçe geçen sene en akıllı işi Alex’e kaptanlığı vererek yaptı. Yıllardır Fenerbahçe’yi adeta sırtında taşıyan Alex’e, kimse bir şey söyleyemez ama “Kaptan Alex” bambaşka bir futbolcu oldu. Sorumluluğu çok fazla ve gereğini harfiyen yerine getiriyor. Alex’in futbolunu eleştiren bence futbolu bilmiyordur.”

Futbol yaşantında seni çok üzen bir maç veya yaşadığın bir olay var mı?

“Direk söyleyebilirim; Hüseyin’in ölümü… Adana’da İsviçre ile Milli maç vardı… Hüseyin de benim oda arkadaşım. Adana sıcağında oynadığımız İsviçre maçında sahanın yıldızı Hüseyin’in attığı gol ile 1-0 galip geldik. Bir gün sonra İstanbul’a geldik ve antrenmana çıktık. Milli takımdan dönen oyuncular ortada sıçan oynarken Hüseyin bir kafa topuna çıktı ve yere yığıldı kaldı. Biz de “Dün gece ne yaptın Hüseyin, dışarıda miydin? Bir kafa vurdun, yere yıkıldın” diye futbolcu şakaları yapıyoruz. Hüseyin hastaneye kaldırıldı. Bir de öğrendik ki, Hüseyin kanser olmuş ve hastalık tüm vücudunu sarmış.

Düşünebiliyor musunuz, tüm vücudunu kanser sarmış bir futbolcu son maçına çıkıyor ve tüm enerjisini sarf ederek hayatının futbolunu oynuyor…”



Fenerbahçe’de senin izlediğin efsane olan golcü isimlerden en çok hangisini beğeniyorsun?

“Yaşım gereği izlediğim çok değerli abilerimiz var ama ben tartışmasız bir “Cemil Turan” hayranıyım. Ben de Cemil abi gibi topu önüme atıp öyle adam geçerdim.

Ankara’da üniversite okurken Fenerbahçe’nin maçlarına gider ve her zaman Cemil abinin peşinden bir imza almak için koştururdum. Yine bir maç çıkışında aldım da… Hala canım gibi o imzayı saklarım.

Ne ilginçtir, ben Fenerbahçe otobüsünün peşinden imza almak için koştuktan iki yıl sonra, hayalimin takımında hem de idolüm Cemil Turan’la birlikte forma giydim. Cemil Turan abim 1 yıl sonra da jübile maçında sahadan çıkarken formasını çıkarıp bana verdi ve ben öyle oyuna girdim. Bana ‘Benim veliahdım sensin…’ diyen Cemil abimi sanırım mahcup etmedim, şampiyonluklar yaşayıp ve iki yıl üst üste ‘Gol kralı’ oldum. 5 gol önde giderken ayağım kırılmasa üçüncü gol krallığıma da ulaşacaktım. 12 maç oynamadım ama yine de tek gol farkla krallığı kaçırmıştım!…”

Yazan: Eyüp KARADAYI

Alıntı; Fenerbahçe Gazetesi 2008 Yılının 57. Sayısı

13.10.2020 10:26

Kategoriler:   Spor

Yorumlar