Menü

Selda Alkor Nasıl Meşhur Oldu?

KİMBİLİR nerede sesi fazla açılmış bir radyodan, ya da bir taksi pikabından odaya bir şarkının sözleri doluyor. «Geçsin günler, haftalar aylar…» Önümde sıra sıra SES ciltleri… Şarkılar ne derse desin, haftalar 32 sayfa içinde olanca ölümsüzlüğü ile karşımda duruyor, ve sinemanın kaybettiği Selda Alkor’u mecmua ciltlerinde arıyorum.

Selda Alkor’un yıldız oluşunun hikayesi, daima yakası kürklü bir palto ve bir «oturuş» la anlatılagelmiştir. Selda’nın «Kapak yıldızı» seçildiği yıl orada bulunan herkes değişik kelimeler kullanır, ama hep aynı şeyleri söyler:

– «Epey namzet vardı… Jüri üyeleri fotoğraf elemesini kazanıp canlı elemeye katılan yıldız adayları arasında büyük tereddüt geçiriyorlardı. Birbirinden genç, birbirinden güzel ve en önemlisi birbirinden «tipik» genç kızlar arasında kimi seçeceğiz diye şaşırmış kalmıştık. Yarışma devam ederken çıkan bir yarışmacının peşinden genç, alımlı, güzel bir kadın girdi içeriye… Kendinden emin adımlarla ortaya geldi, yakası kürklü paltosunu şöyle hafifçe toplayıp önümüzdeki sandalyeye oturdu, bacak bacak üstüne atıp sorularımızı beklemeye başladı. Anlatılmaz, tarif edilmez bir havası vardı. Hepimiz birbirimize baktık. Tamam, birinci buydu. Neden sonra adını öğrendik. Adı Selda, soyadı Alkor’du.»

Seçildiği anda jüri üyelerinin çoğunun adını dahi bilmediği Selda Alkor’un ilk resmi 23 ocak 1965 tarihli SES mecmuasının kapağında çıkmıştı. 5 genç ve güzel kızın bulunduğu kapakta Esen Püsküllü, Benin Aytan, Ayla Yurdakul, Nahide Özyürek oturmuşlardı, buna mukabil Selda geride ve ayakta duruyordu. 13 şubat 1965 tarihli SES’te ise Selda’nın hem tek kapak resmi, hem de bir sayfalık röportajı yayınlanmıştı. Resmi görüp röportajı okuyanlar şöyle düşünüyorlardı:

Yolun başında Selda’nın işi hayli zor görünüyordu. Yarışmada hayli etkili olan ve kendisine birincilik kapısını açan değişik fiziği, kendine has «havası» sinemada epey handikap yaratıyordu. Yerli sinema seyircisinin alıştığı belirli kalıplar vardı ve Selda’nın fiziği alışılmışın hayli dışındaydı. Bu bakımdan kendini kabul ettirmesi diğerlerine nazaran daha zordu işte. 3 ocak 1944’de Konya’da doğan, Atatürk Kız Lisesi’nde okuyan genç kadın için herkes böyle düşünüyordu. Selda’nın isminin yanında çok kişiye «yıldızlık» yolunu açan «SES Mecmuası Sinema Artisti Yarışması Birincisi» etiketi vardı. Selda, bunun sağladığı avantaj ve tipinden gelen dezavantajla Yeşilçam’a geldi ve «Cumartesi Senin, Pazar Benim» adlı filimde oynamaya başladı.

Selda, Fikret Hakan ve Tanju Gürsu ile oynadığı ilk filimde hemen «yıldızlık» tahtına oturmadı. Bir defa filim «erkek» filmiydi, yani konu tamamen Fikret – Tanju İkilisinin üzerine kurulmuştu. Sonra — doğrusunu söylemek gerekirse — Selda ilk filmini çeviren bir acemi için iyi sayılabilecek bir oyun vermişti ama, bu insana, «Aman, aman!» dedirtecek cinsten bir «oyun» değildi. Üstelik figüranların en altta, «yıldızların» en üstte bulundukları «artistler piramidi» nin tavanı hayli doluydu. Belgin Doruk eskisi kadar olmasa bile, yine Belgin Doruk’tu. Leyla Sayar henüz unutulmamıştı. Ajda Pekkan vardı. Onlar bile «Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik» üçlüsüne erişemiyorlardı. Selda’nın bu «yıldız üçlüsüne» erişmesi için önce ondan bir alt sıraya girmesi lazımdı.

O günlerde hiç hesapta olmayan bir durum Selda’nın hayli işine yaradı. Bazı yapımcılarla bugün olduğu gibi o gün de «En tutulan yıldız» olan Türkan Şoray’ın arasına karakedi girmişti. Bu yapımcılar Türkan’a karşı bir koz aradılar ve Selda’yı buldular. Selda, kendine bağlanan umutları boşa çıkarmadı, kuvvetli bir «koz» olduğunu düşünenlere hak verdirdi, birkaç filimle acemilikten gelen «tutukluğu» üzerinden atıp «oyun» bakımından rahatladı ve bir de baktık ki, Türk sinemasının yıldızları sayılırken, sinemaya SES mecmuasının «Sinema Artisti Yarışması» ile girmiş Selda Alkor yıldız oluvermiş. Bütün bu anlattıklarımız on iki ayı bile bulmayan kısacık bir zaman çerçevesi içinde cereyan eden şeyler. Gelenek, Selda’da da bozulmamış ve «SES Mecmuası» Türk sinemasındaki «Yıldızlar Kervanına» bir yıldız daha katmıştı…

Peşpeşe devrilen ciltler yok artık önümde, iki mecmua var. Birinde, ikinci sayfada siyah harflerle bir başlık: «Selda Alkor sinemayı bıraktı»… Diğerinde Selda’nın sinemayı bırakışı üzerine şöhretlerin sözleri. Hepsi de sanki söz birliği etmişçesine, «Yazık oldu. Selda sinemaya lazımdı» diyorlar. Ve kaderin garip bir tecellisi: Selda Alkor Türk sinemasına Ses mecmuasıyla girmişti, gidişini de SES’in aracılığı ile sinemaseverlere bildirdi…

Ve «dünya dönüyor, dönüyor, dönüyor»… Şimdi yepyeni umutlara, değişik heyecanlara açık, şöhrete anaç bir yarışma yapılıyor. «Yine mevsimler geçecek» ve biz ileri bir zamanda daktilomuzun başına oturup sizlere yepyeni «yıldızların yıldız oluşlarının hikayesini» anlatacağız…

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1970-tarihli-34-sayisi)

04.07.2020 22:28

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar