Menü

Serpil Çakmaklı Artık Rahat

O an duygularını bir türlü ifade edememiş Serpil Çakmaklı… Bir süre susmuş… Ama bu sessizlik onun tarafından yanlış anlaşılmış…

«Ne diyeceğimi şaşırmıştım adeta. Konuşmak, boynuna sarılmak, onu öpmek geliyordu içimden. Ama bütün bunların hiçbirisini yapamıyordum. Bir an yüzüme baktı ve, ‘Cevabın susmak mı?’ diye sordu. Sonra ekledi. ‘Seni galiba seviyorum dedim… Duymadın mı?’

«Yürekten inanmıştım bu sözlere ve hemen ayağa fırladım, boynuna sarıldım. Kendi duygularımı da gizlemenin artık hiçbir anlamı yoktu. Hem ilk duygularını açıklayan o olsun istemiştim. Ben daha sonra söyleyecektim. Nice gözyaşına, nice uykusuz geçen gecelere, huzursuz günlere mal olmuştu bu endişe… Ama işte gün gibi aydınlık duruyordu önümde. Ve beni sevdiğini söylüyordu.

«Ben de seni seviyorum… Hem de çok… Çok, dedim… Gülümsedi. En çok da gülmesini seviyordum. O gülünce dünya aydınlanıyordu sanki.»

O gecenin sarhoşluğu unutulur gibi değildi Serpil Çakmaklı için. O unutulmaz geceye bir unutulmaz anı daha katmak için iki sevgili ellerinden geleni yaptılar.

«O ‘bunu kutlamak gerek’ dedi. Ben de içeriden bir şişe viski getirip, masaya koydum. Ve başbaşa içmeye başladık. Her şey gözümde pembeleşiyordu. Yaşamak zor anlarda dayanılmaz oluyor da, öyle anlarda hiç bitmemesi gereken bullak gibi geliyor insana. Onu ilk gördüğüm anı, neler hissettiğimi, bana yemek teklifini önce neden kabul etmediğimi, hepsini bir bir tekrar tekrar anlattım ona. Gülümseyerek beni dinliyordu. Sonunda konuşma sırası ona gelmişti. ‘Ben’ dedi, ‘Seni ilk gördüğüm anda sevmiştim. Çevremde çapkın olarak tanınan birisiyim. Bugüne kadar bunu gizledim, çünkü alay konusu olmak istemiyordum. Pek çok arkadaşım sonunda aşık olacağımı, çekirgenin bir, iki, üç sıçrayıştan sonra mutlaka kafesleneceğini iddia ederlerdi. Onları haklı çıkarmamak için sustum, sana olan duygularımı hemen dile getirmekten kaçındım.’

O anlattıkça ben kahkahalarla gülüyordum. Demek ki o da başından beri beni seviyormuş diye düşünüyordum ve bu düşünce, o geceki güzelliğe bir kat daha güzellik katıyordu.»

Sohbet bir saat sonra şarkılı bir eğlenceye dönüşüverdi. Serpil kendinden geçmiş, viskiden de, mutluluktan da sarhoş olmuştu.

«Geceyarısını çoktan geçmişti… Dışarı çıktık. Dolaşmaya başladık. Deniz kıyısına indik. Deniz öyle durgundu ki, duygularımın tam tersi coşkusuz, kıpırtısız öyle duruyordu. Kumsalda bir süre yürüdük. Hiç konuşmadan yürüdük, yürüdük. Sonra kumların üzerine uzandık, kızaklardan şarkılar, türküler duyuluyordu. Sonra kahkaha sesleri… Denizin üzerindeki ışıklar yakamozlar oluşturuyordu Onun yanında, onu düşünüyordum. Ve ikimiz aynı anda ne düşündüğümüzü sorduk birbirimize.

«Ben ayağa kalktım sonra. Ne yaptığımı sordu. Bir çılgınlık, cevabını verdim. Birden koşmaya başladım. Sanki deniz beni çağırıyordu. Ne ayakkabılarımı ne de elbiselerimi çıkarmadan öylece denize girdim. Su öyle sıcak geldi ki, belki de içtiğim viskinin etkisinden olacak, açıklara doğru yüzmeye başladım. Ardımda kalmıştı. Kumsaldan bağırıyordu. Geri dönmemi istiyordu ama, ben gülerek onun da gelmesini söylüyordum. Sonra o da dayanamadı ve tıpkı benim gibi yaparak beyaz elbiseleri ile denize girdi. Ne güzeldi. Gülmekten ölebilirdim o an. Kendimizi insan kılığına girmiş balıklara benzettik… Sonra geri dönüp, kumların üzerine yığıldık. Hala gülüyorduk. Eve geldiğimiz zaman gün ışımaya başlamıştı.

«Unutulmaz bir gece böylece sona eriyordu. Karanlıkları aydınlatan ışığın belki de ilk kez geceyi yenmesine kızıyordum.»

Marmaris’teki tatil, Serpil’in en mutlu günleriydi. O günleri doyasıya yaşadığını söylüyor. Ne film çalışması, ne de yeni gelen film teklifleri ilgilendiriyordu onu.

«Uzun zamandır böyle dinlenmemiştim. Öylesine huzurluydum ve sinirlerim öyle dinlenmişti ki, sanki bir daha ömür boyu sinirlerim bozulmayacakmış gibi geliyordu bana. Bu arada sinemayı düşünecek halim yoktu tabii. Ne şöhret, ne film geliyordu aklıma.»

Her güzel şey gibi bu nefis tatilin de sonu geldi. Serpil ve o, İstanbul’a döndüler. Bir anlık güzelliklerin büyüsü, İstanbul şehrinin büyüklüğü içinde bozulmuştu sanki. Daha Serpil’in ilk gününde telefonlar susmak bilmedi.

«Herkes nereye kaybolduğumu soruyordu. Ve film yapımcıları ne projelerden söz edip duruyordu… Ben pek istekli değildim. Onlar da anlamışlardı ve beni canlandırmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. Gelen teklifler içinde mutlaka birisini kabul etmeliydim.

«O gece onunla buluşacaktık… Ben onu düşünüyordum. Teklifler umurumda bile değildi. O gece buluşunca ona da anlattım. Böyle davranmamın doğru olmadığını söyledi. Ona göre mutlaka sürdürmeliydim sinemayı ve bugüne kadar yaptıklarımı bir kalemde çizemezdim. Nitekim bu sözlerin ne kadar doğru ve mantıklı olduğunu çok daha sonra anlayacaktım.

«Bir müzikal filmde oynamayı kabul ettim. Çekimlerin çoğu İstanbul’da yapılacaktı. Tek bu nedenle kabul etmiştim. Yoksa konusu pek hoşuma gitmemişti. Çalışmaya başladığımız ilk gün mutlu olduğumu herkes anlamıştı. Bir değişiklik vardı onlara göre ama neydi… Bir türlü bulamıyorlardı bunu. Ben de için için gülüyordum hallerine. Derken bir gün sete iki gazeteci geldi. Birisi fotoğraf çekiyor, diğeri notlar alıyordu. Bir yıldır tanıdığım gazetecilerdi bunlar. Yazı yazanı gidip yönetmenle konuştu ve benimle ayrı bir yerde konuşmak için izin aldı. Çekim dahili yapılıyordu.

«Neler soracağını, bu gizliliğin nedenini merak etmiştim doğrusu. Yalnız kaldığımıza emin olunca, bana doğru fısıldadı: Sizin onunla çıktığınız söyleniyor. Bizim de kulağımıza geldi bu. Hem de güvenilir kaynaklardan öğrendik. Onunla birlikte fotoğrafınız gerekiyor. Lütfen bize yardım eder misiniz?’ Ne diyeceğimi şaşırdım. Yüzümün kızardığını hissettim. Her sorusuna olumsuz cevap veriyordum. Gerçi birkaç yerde ikimizin ayrı ayrı fotoğrafları yayınlanmıştı ama onların istedikleri daha inandırıcı ve gerçek olandı. Bunu da o anda kabul etmem mümkün değildi. Hem çirkin olurdu bu.»

Çevrenin bu ilişki üzerindeki etkileri başlamıştı bile… O anda Serpil bunun farkında değildi ama, yakında olacaktı…

«Ve bir gün, hiç beklemediğim bir anda, ‘Seninle aynı evi paylaşmak istiyorum’ dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım. Zaten böyle anlarda hep ne diyeceğimi şaşırırım ben.

«Bir süre ev aradık. O da, ben de denize hakim bir evde yaşamak istiyorduk. Bir-iki hafta geçmişti o konuşmaların üzerinden. Bir akşam ‘Seni bir yere götüreceğim haydi hazırlan’ dedi. Hemen hazırlandım. Bir yandan da ne olabileceğini düşünüyordum, işin içinde bir şey vardı ama neydi bu. Arabaya bindik ve Boğaz’a doğru yöneldik. Oldum olası Boğaz’ın manzarasını beğendiğimi iyi biliyordu. Kirecburnu’nda durdurdu arabayı. ‘İşte geldik evimize’ dedi. Artık burada yaşayacaktık. Evimiz olacaktı burası. Nasıl olduğu, kaç odası bulunduğu umurumda bile değildi. Önemli olan ev olmasıydı. Aylarca süren otel yaşantısı bitiyordu artık. Sevdiğim adam da olsa, otel, biraz onur kırıcı gibi geliyordu bana. Ama bütün bu düşünceler yok oluyordu işte.

«Geniş odaları, deniz gören pencereleri ile harikaydı burası. Dayanıp döşenmişti ev. Bu çok güzel ve çok büyük bir sürprizdi. Sevgiyi yaşıyordum. Sevmek ve sevilmek dünyanın en güzel şeyiydi. Sevmeden meğer yaşanmazmış. Ya da sevmeyen kişi, yaşadığının tadını hiç alamayan kişiydi gözümde.»

Gizli gizli buluşmalar, çevreden çekinerek yapılan kaçamaklar, artık sona ermiştir. Ama nereye kadar? O an hiç akla gelemeyecek ya da düşünülemeyecek bir soruydu bu. Henüz zamanı değildi bu sorunun. Serpil hayatında olmadığı kadar mutluydu. Ve onun için önemli olan da buydu. Sevgiyi tanımıştı önce, sonra da yaşamaya başlamıştı. Cesurca ve korkmadan… Kendisini öyle vermişti ki sevgiye, sinemayı çoğu zaman hatırlamıyordu bile.

«Öyle sevmiştim ki bu evi, dışarı adımımı bile atmak gelmiyordu içimden. Sanki sığınağımdı benim. Dışarı çıktığım zaman tüm güzellikler bir sırça saray gibi yıkılıp gidecekti gözümün önünden. Gelen film tekliflerini uzun zaman duymadım. Hep fısıltı gazetesinden duyuyordum. Çünkü henüz nerede olduğumu bulamamıştı kimse. Bir iki gazetede hakkımda başlık atılmıştı. Herkes ulu orta, aklına geleni yazıyordu. Bütün bunlara gülmemek elde değildi. Köşemde susup, olanları izlemek daha güzel geliyordu. Ama biliyordum, bir gün bu tutumlar bizi rahatsız edecekti. Ne var ki bütün bunları düşünecek durumda değildim. Sevgiyi düşünüyordum ve yaşadığım günlerin tadını çıkartmaya çalışıyordum. Bu arada ablam aramıştı. Ve görüştüğümüz gün bol bol öğüt verdi bana. Sinemayı unutmamam, ihmal etmemem gerektiğini söylüyordu. Belki haklıydı ama, ben duygularımı ve onun mutluluğunu düşünüyordum. Tanıdığım ve saydığım bir yönetmen ablama, ‘Sakın sinemayı ihmal etmesin. Onun şimdi en verimli anı. Çekilecek bir yığın filmler var. Yapımcıların çoğu Serpil’i arıyor. Artık saklandığı yerden çıksın. Mücadeleden kaçılmaz’ demiş.

«O da sinema çalışmalarımı benden çok düşünüyordu. Dedim ya, yaşamak çok güzeldi ve ilk kez bu kadar zevk alıyordum her şeyden. Seviyordum, sevmek ve sevilmek dünyanın en güzel olayıydı.»

Serpil’in Kireçburnu’nda yaşadığı günler hayatının en güzel günleriydi ona göre. Aşkı tanımıştı ve onu doyasıya yaşamak istiyordu. Bunu da yarını düşünmeden, kimsenin etkisinde kalmadan yapmak istiyordu.

«Yeni bir dünyada yaşıyordum. Sevmeden önce geçen zamanlarıma şimdi acıyorum.»

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-31-sayisi)

01.08.2019 10:12

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar