Menü

Serpil Çakmaklı Aşkı Buldu

SİNEMANIN genç yıldızlarından Serpil Çakmaklı ile «Yaz ve Aşk» konusunu konuşuyoruz. Gülen yüzü birden hüzünleniyor ve gözleri ni uzaklara dikiyor. Birkaç kere yutkunuyor, sanki hatırladıkları onu çok üzmüş gibi iç geçiriyor. Sonra aklındakileri toparlayıp anlatmaya başlıyor.

«Hayatımın en bunalımlı döneminde rastladım gerçek sevgiye. Bu yüzden yazı çok seviyorum… Nasıl sevmeyeyim? Aşkı bir yaz günü buldum. Gerçek bir kadın gibi düşünmeye, huzurlu bir hayata bir yaz günü başladım. Problemlerimi atıp, kendimi, çevremi enine boyuna düşünmeye, mantıklı, aklı başında bir insan olmaya ilk adımı bir yaz günü attım.

İsterseniz baştan başlayalım. Annemin, babamın nazladığı, çok sevdiği bir kızdım. Herkes üzerime titrerdi. Ama nedense ben bir türlü mutlu olamazdım Çocukluğumda herkes ne güzel çocuk diye sever, ben onların ilgisinden sıkılıp, surat asardım. Genç kızlık dönemine çok erken girdim. Daha 15 yaşımda birşeyler yapmak, birşeyler olmak istiyordum. Tatminsiz, bunalımlı ruh yapımın gereği olur olmaz şeylere karıştım. Şimdi hatırladığım zaman neden öyle davrandım diye kendi kendime kızıyorum. Ama belki o anlamsız, sıkıcı hayatı geçirmeseydim ne şimdiki gibi sevebilir, ne de böylesine huzurlu ve mutlu olabilirdim.

Sinemaya zorunlu olarak girdim diyebilirim. Ailem bunalımlarımdan sıkılmıştı. Ben de değişik birşeyler yapmak istiyordum. Sonra sinema oluverdi. Aslında sinemayı çok seviyordum ama yine de birtakım eksikliklerin farkına varıyordum. Bunun kaliteli film isteği ve açlığı olduğunu da yeni yeni anlıyorum. Hayatımdaki erkek iyiyi sevmeyi, iyiyi yaşamayı, iyi için savaşmayı öğretti bana.

İşte bu bunalımların en koyulaştığı birgün, onu karşımda buldum. Ümit Besen’le bir film çeviriyordum. Benimle özel olarak ilgilendi. Film setindekiler onun çok zengin ve sosyetenin ünlü tiplerinden olduğunu benden iyi biliyorlardı. Hemen çevresini sardılar. Ama ben ilgisizdim. Zaten öylesine sinirliydim ki kimseyle ilgilenecek halim yoktu. Sonra yanıma yanaşıp, beni eve bırakabileceğini söyledi. Yorgun olduğum için kabullendim. Ama aklımda ne bu erkekle sürekli bir ilişkiye girmek, ne de ona aşık olmak vardı. Biri o anda böyle bir şey söyleseydi herhalde kahkahalarla gülerdim. Yol boyunca hiç konuşmadık. Öylesine nazikti ki benim ruh halimi anlamış, canımı sıkmamak için en küçük bir hareketten kaçınmıştı.

Ablama beni eve kimin bıraktığından söz ettim. Hemen telaşlandı… ‘Aman kızım ona kapılma. Son derece çapkın. Üstelik ilişkileri son derece kısa süreli oluyor. Bir kadından bıkıp, hemen başkasına geçiyor.’ dedi. Sonra başladı kimlerle aşk hayatı yaşadığını sıralamaya… Ablama inanıyordum. Çünkü onu yakından tanıyordu. İyi arkadaştılar. ‘Arkadaşlığına, dostluğuna diyecek yok. Bir kere onun gerçek dostu olursan hayat boyu seni korur. Ama sevgili konusunda güvenilmez. Gerçek bir playboydur…’

Ablamın sözleri bir kulağımdan giriyor, bir kulağımdan çıkıyordu. Zaten bu erkekten, bu çapkından hoşlanmamıştım. Hele onun gururlu tavırları, uzun boyu ile insanlara tepeden bakması canımı sıkmıştı. Tüm söylediklerine omuz silkip gene eski bunalımlı hayatıma döndüm. Gerçek bir aşka ihtiyacım vardı. İliklerime kadar sevmek ve sevilmek istiyordum. Ama böyle birini bulmaktan ümidimi kesmiştim. Sevdiğim erkek beni korumalı, sevmeli, mutluluktan bulutların üzerine çıkarmalıydı.

Sette çalışmalar sürüyordu. Onu düşünmemiştim bir daha. Ama birgün yine geldi. Yine benimle ilgileniyordu uzaktan. Ve yine eve onunla gittim. Kapıda vedalaşıp ayrıldık. O gece birşeyler oldu bana. Uykum kaçtı, hep onu düşünmeye başladım. Başka şeyler kuruyor, ama ardından yine o geliyordu aklıma. Sonra ‘Keşke zengin olmasa… Ne güzel bir beraberliğimiz olurdu. O lüks arabalara binmese de daha ucuz bir arabada gezseydik’ diye düşündüm. Bana bakışları aklıma gelince gönlümü bir rahatlık kapladı… Yatakta kendi kendime gülümsedim. Oysa son aylarda bir kere bile içten gelerek gülmemiştim…

Ertesi gün bir kuş kadar hafif hissederek uyandım. Oysa çok da iyi uyuyamamıştım. Ama yine de onun yüzünden mutlu olduğum aklıma gelmiyordu. Birşeyler olmuştu bana. Boşluklar kapanmış, daha dolu, daha mutlu bir insan haline gelmiştim. Sette herkese iyi davranıyor, sevincimden hop oturup, hop kalkıyordum…

Yönetmen yanıma gelip, ‘Serpil sen aşıksın’ dedi… ‘Ne, ben mi aşığım? Ayol hayatımda hiç kimse yok. Kime aşığım söyle de görelim’ diye cevapladım. Ardından kahkahalarla gülmeye başladım. Öylesine mutlu hissediyordum ki kendimi, binlerini kucaklamak, havalara atmak istiyordum… ‘Ben anlarım. Gözlerin aşık olduğunu söylüyor. O senden daha önce farkına varmış işin’ dedi ve yürüdü gitti.

‘Filmci değil mi? Hayallerle dolu. Ben kim, aşık olmak kim’ diye düşündüm. Çekim sırasında can sıkıntısından elime günlük dedikodu gazetelerinden biri geçti. Bir de baktım sinemanın artistlerinden birinin beni eve götüren kişi ile birlikte bir aşkından söz edilmiyor mu? Bir anda güneş soldu sanki. Kalbim sıkışmaya başladı. Ne oluyordu bana böyle… Dayanamayacağımı anladım. Öfkeden kuduruyordum. Biri laf söylese bağıracak, haksız yere kalbini kıracaktım. Hemen yönetmene gidip kendimi iyi hissetmediğimi söyledim. Biraz soru sorsa gözlerim dolacak ağlayacaktım. Cevap bile almadan eşyalarımı topladım ve bir taksi çağırttım Eve nasıl gittiğimi bilmiyorum. Annemin yanından sessizce geçip, odama kapandım. Kapımı kilitlemiştim. Önce yumruklarımla yastıkları dövdüm. Ardından ağlamaya başladım. Kıskançlıktan ne yapacağımı bilmiyordum. Ama nasıl oluyordu? Ben ondan hoşlanmıyordum bile. Peki, neden bu duruma girmiştim?

Sabah kalktığımda gözlerim uykusuzluktan şişmişti. Sete gidebilmek için uzun süre makyaj yapmak zorunda kaldım. Ama sinirlerim iyice bozulmuştu Önce taksi şoförünün anlamsız bir sorusunu sert bir şekilde cevapladım. Beni her sabah işe getirip, götüren biriydi. Birden üzüldüm. Kendi sıkıntımı başkalarından çıkarmak yapıma ters olan bir şeydi. İnince fazla para verdim. Almak istemedi. Ardından setteki çocuklara bağırdım. Birden sessizlik oldu. Benim yumuşak davranışlarıma alışkın olanlar bana hayretle bakıyorlardı. Neler yapıyordum böyle? Onlardan özür dilemek istedim. Ama beceremedim. Birden ağlamaya başladım. Herkes çevremi sarmış ne olduğunu soruyordu. Ne söyleyeceğimi bilemedim. Ama insanların bana gösterdiği şefkat, ağlayışımı iyice büyüttü. Sonra yalnız kalmak istedim. Yavaş yavaş kendimi toparladım… ‘Aklını başına topla kızım. Sen tutuldun bu erkeğe’ dedim kendi kendime.»

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1984-tarihli-29-sayisi)

01.08.2019 13:55

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar