Menü

Sevda Ferdağ Sereserpe

sevda ferdağ soyunuyorSevda Ferdağ haftalardır film çalışmalarından baş alamamıştı. Kendini bitkin hissediyor, bir süre bütün tanıdık çevrelerden uzaklaşıp dinlenmek istiyordu. Küçükken deniz kıyısına gidip, yoruluncaya kadar denize taş atmaya bayılırdı. Geçenlerde aklına esti, denize girmeye kalktı. Fakat Sevda bütün cesaretini toplamasına rağmen sadece suya ayaklarını sokabildi ve soğuktan dişleri birbirine çarparken güç bela «Oh, ne güzel!» diyebildi.

KYÜZÜ pırıl pırıl, tatlı bir mavilik içindeydi. Sıcaklar da henüz yeni bastırmaya yüz tutmuştu. Sevda Ferdağ uzandığı kumlarda sırt üstü dönüp gözlerini kapadı. İçini çekerek:

-«Çocukluğumu hatırladım,» dedi. «Kaç yaşımdaydım o sıralarda?… On dört mü, on beş miydi, pek bilemiyorum. Nerde kıyı, köşe, kumluk yerler, hep oralara koşardım. Sonrada çakıl taşlarını bütün gücümle denize fırlatır, suların üzerinde kaydırırdım. Kolum yoruluncaya kadar devam ederdi bu oyun. Yaşım büyüdükçe oyunlar değişti. Şimdi bütün oyuncaklarım filmcilerin bonoları oldu.»

sevda ferdağ sahildeSevda Ferdağ susup göz kapaklarını araladı. Gene gözlerinin üstünde pırıl pırıl bir gökyüzü…

Koca deniz kıyısında Sevda’dan başka kimse yoktu. Böyle bir yalnızlığa ihtiyacı olduğunu da söylüyordu. Bir süredir, birkaç filmde üstüste çalışmış, yorulmuştu. Ara sıra, işi olmadığı zamanlar böyle kaçamaklar yapması, bir bakıma şart olmuştu. Eve kapanmakla da aradığı huzura kavuşmuş olmuyordu. Biraz canı müzik istese, radyonun düğmesine dokunuyor, fakat canı sıkılarak tekrar kapatıyordu. Ne yapsın Sevda; Bach’tan, yada Mozart’tan bir şey anlamıyordu… Ama kafasına koymuştu, ilk fırsatta mobilyasını yenilerken bir de dev bir Stereo pikap alacaktı. Bir sürü klasik plak edinecek, müzik kültürünü geliştirecekti.

sevda ferdağ-«Bugünlerde nedense en sevdiğim insanları dahi görmek, konuşmak içimden gelmiyor. Selam vermek bile benim için ağır bir yük oldu… Sadece uyumak, hayal kurmak istiyorum… Yarın, ertesi gün, daha öbür gün işim olmasa da gene buralara gelsem. İki, üç gün yetmez, hiç olmazsa bir hafta sürmeli bu deniz kıyısındaki dinlenme…»

Tırnak törpüsüyle kumlar üzerine, belirsiz şekiller çizdi. Birden gerinerek kalktı. Kıyıya biraz daha yaklaştı. Suların tatlı serinliğini önce tabanlarının altında hissetti, sonra da ayak bileklerinde…

-«Denizde aşkı bilmem ama, hayat gerçekten güzelmiş,» dedi.

Ve suların içinde iyice kayboldu. Uzun bir süre kıyıda küçük dalgacıklarla oynaştı. Fakat girmeye cesaret edemedi. Çıktı, ayaklarını kuruladı, tekrar kumlara sırt üstü uzandı. Eski günlere dönüp, gözlerini kapamak üzereydi. Çok uzaklardan gelen bir ses duyar gibi oldu. Başını geriye doğru çevirdi. Baktı… İlerde, çuval yüklü bir eşek gördü. Yanında da ihtiyar bir adam vardı. Gittikçe yaklaşıyorlardı. Yanından geçerlerken yaşlı köylü, kumların üzerinde sere serpe yatan kadına göz ucuyla dahi olsa bakamamıştsevda ferdağ eşek görünceı. Utanmıştı belki de… Onlar ağır ağır uzaklaşırken, Sevda Ferdağ:

-«Artık kalkmalı,» dedi.

Dizleri üzerinde doğruldu. Elbiselerine doğru yürüdü. 

(Alıntıdır. Bkz. http://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1965-tarihli-19-sayisi)

18.09.2015 18:35

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 12:06

    Soner Çiftalan

    sevdanın fiziğini begenirdim gencligimde