Menü

Gönül Akkor’u Fena Kızdırdılar

Gönül Akkor'u Fena Kızdırdılarİki yıldır İstanbul Gazinolarında alaturka şarkılar okuyarak ün yapan Gönül Akkor sadece bir film çevirmiştir. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiiri ve Avni Anıl’ın bestesinden yapılan şarkının adını taşıyan “Biraz Kül, Biraz Duman” filminde, Tamet Yiğit’le başrolde oynayan Gönül Akkor‘un, sinema aleminde samanalevi gibi parlayarak sönmesi bir olmuştur. O dönemde Kemal ve Birsel Filmlerden iki teklif alan ses sanatçısı, bağlı olduğu Metin Film’in bir mukavele maddesiyle kendisinin başka yere film yapmasmı önlediğini görünce hem o firmaların filmlerinde oynıyamamış, hem de kızıp, ayni şirketin çevireceği “İspanyol Meyhanesi” filminde oynamayı reddetmiştir.

Ertem Göreç’in yönettiği “Biraz Kül, Biraz Duman” filminde siyah peruk kullanan sarışın yıldız, bir ay önce saçlarını siyaha boyatmış, fakat halk kendişini sarışın tanıdığı için seanslarına çıkarken bu defa sarı peruk takmağı adet edinmiş. Bir yıllık kazancıyla annesine bir kat, kendisine de 63 bin liralık bordo rengi Chevrolet bir araba alan Akkor, halen Taksim’de Marmara’ya bakan yeni taşındığı apartman dairesini döşemekle uğraşmaktadır. Akkor’un biri öğretmen, öbürü de lokalde alafranga melodiler söyleyen iki kızkardeşi daha vardır. Öğretmen Okulu mezunu olan ve başından çok küçük yaşta bir evlilik geçen Akkor, aşk ve evlilik konusunda kaçamaklı cevaplar vermekte, gece kulüplerine birlikte gittiği erkekler için “sadece arkadaş” deyimini kullanmaktadır.

Gönül Akkor'u Fena Kızdırdılar– Seksle hiç ilgim yok. Aşkı bilmem. Aşkın ne olduğunu hiç düşünmemiştim. Aşkı nasıl mı tarif ederim. Dur bakalım. Annem suratımı biraz asık, düşünceli görse “Ne o yavrum,yine nezleye tutulmuşsun galiba” der. Evet şimdi buldum. Aşk bir nezledir bence. Benim nezlelerim onbeş günlüktür. Yaz nezlesi mi, kış nezlesi mi diye ayıramam. Müzmin nezle hiç olmadım.İnşallah bundan sonra da olmam. Üç ay süren nezleler varmış. Hayret ediyorum, bu kadar uzun nezleye nasıl dayanıyorlar. Şimdi hiç hezlem yok. Ev nezlesine tutuldum şimdi. Belki eve yakışacak birini bulurum. Gezdiğim genç arkadaşlardan nezle kaptığım da doğru değil. Bunlarla sadece dans etmek, gönül eğlendirmek için ilişki kurmuş olmalıyım. Yaşı 30 un altmda kimse beni ilgilendirmez. Erkekler 30 una gelmeden kadından anlamazlar. Aşkları yapmadır, geçicidir… Aşkı aramıyorum…

Mesleğim gazinoculuk değil. Ben radyo solistiyim. Gazinonun sarhoş müşterisi beni asla tatmin etmemiştir. Bu işi mecburen yapıyorum. Radyo emişyonlarından ayda alacağım 80 lira beni geçindirmez. Üstelik ben alaturkayı değil, Batı müziğini severim. Türk müziği okuduğuma bakmayın. Evde hep konçerto dinlerim. Brahms’ı dilimden düşürmem. Klasik ve caz müziği mırıldanırım. En büyük arzum ileride Batı müziği okuyabilmek. Zaten bugün Türk müziği diye bir şey kalmadı. Caz söyler gibi Mühür Gözlü’yü söylüyorlar. Nasıl güzel oluyor…? Türk müziği bugünkü dar kalıplarından kurtarılmalı. Orkestrasyona gidilmeli. Lemi Atlı’ya kadar olan devre rafa kaldırılıp, 15 günde bir klasik koro olarak yayınlanmalı. Radyoya yeni elemanlar alınmalı. Radyoda despot bir yönetim kurmuş 10 adam, hiç bir yenilik kabul etmeden, mevcut düzeni sürdürüp keyiflerine bakıyorlar.

Bugünlerde okuduklarım mı? Tabii moda olan günün popüler şarkıları. “Senede Bir Gün”, “Çatılmış Kaşlarınla”, “Ağla Gitar” gibi… Bunlara bugünlerde “Su Leyla” ve “Elveda Hatıralar”ı da ekliyebiliriz.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/pazar-dergisinin-1966-tarihli-531-sayisi/)

10.02.2017 16:29

Kategoriler:   Ana Sayfa

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 11:34

    Eylül Arif

    kızmak bile ne kadar kolaymış o zamanlar ahahaah