Menü

Sinemadaki Devrim Sesli Filmler

Sesli filmin icadı, dünya sinemacılığının başına yeni dertler açmıştı. Bir bakıma filimlerin seslenmesi, sinemanın geleceğini garantiye alıyor, çok yaygın bir eğlence vasıtası olması imkanlarını artırıyordu, ama bir taraftan da sesli sinemanın filimcilere çok ağır külfetler yükleyeceği de meydandaydı. Bir kere sesli filimlerin yabancı ülkelere satılması ihtimali tehlikeye girmiş oluyordu. Bir fransız filmi nasıl olurdu da Amerika’da müşteri bulabilirdi. Fakat kısa bir süre sonra sesli filmin dış piyasayı öldüreceğini düşünenler, yanıldıklarını anladılar.



İLK ZAFER, İLK MAĞLUBİYET

Rene Clair’in çevirdiği filimler, New York, Londra ve dünyanın diğer büyük şehirlerinde inanılmayacak derecede iyi iş yapmıştı. Rene Clair’in özellikle Amerika’da pek beğenilen komedilerinden biri de «Le Million» du. Baş rollerini Annabella ve Rene Lefevre’nin oynadıkları bu filim, 1930 yılında tamamlanmış ve aynı yıl New York’ta gösterilmişti. Rene Clair, sesii filim tekniğini çarçabuk kavramış ve seyirciye anlatmak istediklerini en basit yollarla ve en açık şekilde anlatmanın kolayını bulmuştu. Bu bakımdan yabancı ülkelerde Rene Clair’in filimleri çok kolay müşteri buluyordu. Fakat 1931’de çevirdiği «A Nous La Liberte» isimli filim, ünlü yöneticinin en başarılı sesli filimlerinden biri olmasına rağmen hiç beğenilmedi. Bu filim, ülkenin sınırlarından dışarı çıkamadığı gibi içerde de tutunmadı. Charlie Chaplin’in «Modern Zamanlar» isimli filminden ilham alınarak çevrilen bu filmin böyle bir yenilgiye uğramasına herkes şaşmıştı.



Filmin, bir Chaplin kopyesi olması da, devrin sanatçılarının Rene Clair’e karşı cephe almalarına sebep olmuştu. Fakat bugün «A Nous la Liberte» filmini seyredenler, bu eserin, İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın uğradığı yenilgiyi bir önseziyle anlatmaya çalıştığını derhal farkedeceklerdir. Fakat 1932 yılında Fransız halkı böyle kötü ihtimalleri aklına getirecek durumda değildi ve böyle kötümser düşüncelere kapılanlara da vatan haini gözüyle bakılıyordu.

HOLLYWOOD’DA UMDUĞUNU BULAMADI

Rene Clair’in 1932’de çevirdiği «Le Quatorze Juillet», rejisörün Paris ve Parisliler hakkındaki düşüncelerini anlatmaktaydı. Fakat rejisör, bu defa doğrudan doğruya romantik duyguların etkisi altında kalarak filim çalışmalarına girişmiş ve seyircinin de bu filmi seyrederken aynı şekilde duygulanmalarını istemişti. Tabii bu filim, Fransa’da çok beğenildi, ayrıca diğer ülkelerde de pazar bulabildi. Ünlü yönetici 1934’te tekrar hicve döndü. 1934’te çevirdiği «Le Derniere Milliardaire» bu türdeki filimlerin en önemlisiydi. Ciair, 1940’da Hollywood’a gitti. Orada birkaç filim denemesi yaptı. Fakat Hollywood ile Rene Clair’in bağdaşması imkansızdı. Yönetici, İkinci Dünya Savaşı sona erince tekrar Fransa’ya döndü. Amerikalı filimcilerle ortaklaşa, «Le Silence est D’or» (Sükut Altındır) isimli filmi çevirdi. Bu filimde başrolü ünlü şarkıcı ve aktör Maurice Chevalier oynuyordu.



DURAKLAMA DEVRİ

Bu arada, 1930 yıllarında, Fransız filimciliğinin bir durgunluk devresi geçirdiğini belirtmek zorundayız. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra başlamış olan «avantgarde» modası geçmek üzereydi. Marcel Carne, Jean Vigo ve Prevert gibi rejisörler, Fransız sinemasını iyi bir yola sokmak için canla başla çalışıyorlardı, ama nafile… Renoir, Gremi Mon, Duvlvier ve Feyder gibi ustalar da meslek hayatlarının artık olgunluk çağına gelmişlerdi. Duvlvier, 1937 yılında bir olaylar zincirini hikaye eden «Un Carnet de Bal» isimli filmini çevirdi.

Bu filimde, Fransız sinemasının o devirdeki usta oyuncularının hepsi rol almıştı. Böylece filim, adeta bir ustalar resmi geçidi oluvermişti. Duvlvier, bir yıl sonra, 1938’de aynı formülü bir kere daha tatbik edip «Le Fin de Jour» (Günün Sonu) isimli filmi yaptı. Bu eserde de yaşlı sanatçıların bekimi için açılmış bir çeşit huzur evinin hikayesi anlatılmaktaydı ve tabii artist kadrosu da oldukça kalabalıktı. Bu arada Duvlvier, bir de gangster filmi denemesine girişmişti: 1937’de çevirdiği «Pepe Le Moko» bu bakımdan hayli önemlidir.



Duvivier’nin filimlerini seyirciler çoğu zaman ciddiye almıyorlardı. Tekniğinin kuvvetine rağmen, filimlerinde seyirciye pek az şey anlatabildiği için zaten sinema kültürü hayli zayıf olan seyirciye bir şey veremiyordu.

TİYATRO, SİNEMAYA HAKİM OLUYOR

Fakat diğer tarafta Jean Renoir, sessiz filim devrinde olduğu gibi sesli filim devrinde de başarılı eserleriyle dikkati çekmekteydi. Rejisörün 1931’de çevirdiği «Le Chienne», 1933’te çevirdiği «La Nuit du Carrefour» ve 1934’te çevirdiği «Madame Bovary» tiyatro unsurunun ağır bastığı filimlerdi, ama Renoir’ın zevkiyle hazırlanmış oldukları için seyirci bu filimleri yadırgamamıştı. Renoir’ın 1937’de çevirdiği «La Grande lllusion», savaşın kötülüklerini anlatan filimlerin en güzeli olarak bugün bile «Sinematek» lerde ilgiyle seyredilmektedir. Bu dev filimde Jean Gabin, Dita Parlo, Pierre Fresnay ve Erich von Stroheim rol almıştı. Fransız sinemasının göz bebeği haline gelen Jean Gabin, bu filimle şöhretini yapmıştı.



«La Grande lllusion» daha ziyade konuşmaya dayanan hareketsiz bir filimdi. Fakat Gabin, Fresnay ve von Stroheim’in başarılı oyunları bu filmi sinemanın en hatırı sayılır eserlerinden biri haline getirmişti. Renoir, aynı yıl, Emile Zola’nın «La Bete Humaine» isimli eserini de beyazperdeye aktardı. Tabii baş rolde yine jean Gabin’i oynatmıştı. Bu arada, «La Bete Humaine» nin Jean Gabin’in çevirdiği filimlerin en başarılısı olduğunu da kaydetmeden geçemeyeceğiz.

İkinci Dünya Savaşı’nda, Fransa’nın işgali üzerine Renoir, arkadaşlarının yardımıyle Amerika’ya kaçtı. 1943’te Fransız Gizli Mukavemet Teşiklatı’nın çalışmalarını hikaye eden «This Land is Mine» isimli bir filim çevirdi. Fakat ,filîm tam bir fiyasko ile neticelendi.



ESİNİ ŞÖHRETE ULAŞTIRMAK İÇİN

Sesli sinemanın icad edildiği yıllarda Jacques Feyder, Hollywood’daydı. 1930 ların başında Fransa’ya döndü. Eşi Françoise Rosay’ın şahsiyetiyle ilgili bir seri filim çevirmek istiyordu. Fakat Madam Rosey yaşlandıkça, Feyder’in seri filimlerine de monoton bir hava hakim cimaya başlamıştı. Feyder’in seri filimler arasında 1935’te yaptığı «La Kermesse Heroique» büyük başarı sağlayan Pimlerinin başında gelmektedir. Filimde baş rolü Feyder’in eşi Madame Rosay, o günlerin en başarılı aktörü Jean Murat ve Louis Jouvet oynamıştı. Fransız rejisörieri arasında eşini şöhrete ulaştırmak amacıyle filim çevirenlerin başında Feyder gelmektedir. Daha sonraki yılarda Roger Vadim de Feyder’in izinden yürümüştür.



Fransız sinemasının en başarılı rejisörlerinden Abel Gance da sesli filim devrinin başlangıcında «Beethoven’in Hayatı ve Aşkları» isimli eserle dikkati çekti.

FRANSA İŞGAL EDİLİYOR

İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın işgal edilmesi, Fransız filimciliğine büyük darbe indirmişti. Clouzot’nun ‘Le Corbeau’su, Marcel Carne’nin bütün dünyada akisler uyandıran ve 1944’te çevirdiği «Les Enfants du Paradis» i (Cennet Çocukları) ve Jean Delonnoy’un «L’Eternel Retour» u dikkati çeken filimler arasında başta geliyordu. Fransız filimcileri, sanat fiiimierine daha fazla önem vermeye başlamışlardı.



Fakat işgal devresinde sanat filimlerini başarıyle hazırlayabilmek çok güçtü. Sanat filimleri bir yana, Fransız filimcilerinin filim çevirebilmeleri bile büyük bir şans eseriydi. Savaş yıllarından sonra ise Fransız filimcileri kollan sıvayıp her şeye yeniden başlamak için hummalı bir faaliyete girişecekler, Fransız sinamasını rejisörlerin hakimiyetinden kurtarmak ve yıldızlara bağlamak için çalışacaklardı.

(Alıntıdır. Bkz. https://www.tozlumagazin.net/shop/urun/ses-dergisinin-1968-tarihli-37-sayisi)

15.01.2021 15:51

Kategoriler:   Bayat Haber

Yorumlar

  • Yayınlandı: 26 Ağustos 2015 18:06

    CEYLAN KIRIMLI

    sinemanın gerçekten sinema olmasını sağldı gerçekten bu ses olayı
  • Yayınlandı: 2 Eylül 2015 10:34

    MEMDUH HAYAT

    ayrı bir devrimdi sahiden